İl Genel Meclisi üyesi Açar, bombaladı

Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz; yerel icraatlar bakımından Burdur tarihinin son 6 yılı, “sökük dikme” tarihidir.

Burdur İl Genel Meclisi’nin CHP’li üyesi ve CHP Grup Başkanvekili Su İşleri Mühendisi Hakan Açar sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, yeni Devlet Hastanesi inşaatı konusundaki şiddetli polemiğe müdahil oldu; ilimizde son altı yılın yerel hizmetlerinin aynasını tuttu. Buna göre Burdur’da mahalli idare bakımından son 6 yılın tarihi, “sökük dikme” tarihi oldu.

Tüm dünya ve ülkemiz yeni tip koronavirüs (kovid19) belasıyla boğuşurken siyasi iktidarla muhalefet arasında gerilim aniden yükseldi. Sanki ülke bir seçim arifesinin şartlarını yaşar hale geldi. Bu gelişme ilimizde de görüldü. Ana muhalefet siyasi iktidarın virüs salgını karşısındaki başarılarının verdiği rüzgârla baskın seçime hazırlandığı paranoyasıyla hareket etmeye başladı.

Bu kapsamda 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinden bu yana uyutulmuş olan yeni hastane inşaatı, yer teslim töreniyle birden yükselişe geçti. Geçmesiyle birlikte kıyametler koptu. AK Parti Başkanlığı ile CHP Başkanlığı birbirine girdi. Sert bir polemik başladı. Ardardına basın açıklamaları, birbirlerine suçlamalar sertleşti.

Son olarak Burdur İl Genel Meclisi’nin CHP’li üyesi ve CHP Grup Başkanvekili Su İşleri Mühendisi Hakan Açar da yazılı bir açıklama yaptı; sosyal medya hesabından da açıklamasını paylaştı.

Hakan Açar, 2014 yılında CHP’nin Burdur belediyesini kazanmasından bu yana geçen 6 yılın seyrine ayna tuttu. Burdur’da mahalli idare bakımından son 6 yılın “sökük dikme tarihi” olduğunu vurguladı.

İşte Hakan Açar’ın açıklamsı!

Sevgili dostlar, değerli Burdurlu hemşerilerim

‘’Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz’’ derler ya, ilimizde yeni hastane yapımının başladığı günlerde, yine gereksiz, boş laflarla, polemiklerle bilinçli şekilde gündem değiştirilmeye çalışılıyor.

İstanbul’da yapımına başlanan Pandemi Hastanesi ve bu uğurda, Atatürk Havaalanı’nın hunharca ve bir daha kullanılamayacak şekilde tahrip edilmesini içim acıyarak seyrederken, kendi kendime soruyorum, bırak İstanbul’u, senin şehrinde neler oldu diye? Bugüne kadar neler yapıldı diye?

Belediye Başkanımız Ali Orkun Ercengiz’in, seçim çalışmalarında söyleye söyleye dilinde tüy bittiği , “Sökük dikmekten kendi işimi yapamıyorum” dediği haklı yakarışlarından:

-Yeni Otogarı mı yazalım? Buraya tamir için harcanan milyonlarca lirayı mı yazalım?

-Yıllardır inşaatı süren ve milyonlar döküldüğü halde hala bitirilemeyen Kültür Merkezini mi yazalım?

-Kaç defa tamir edildiğini benim bile sayamadığım Bedesten Çarşısı’nı mı yazalım?

Daha yazacak o kadar çok şey var ki.

Halimiz böyleyken Yeni Hastane yapımının nasıl olacağı şimdiden belli gibi. “Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı olduğu için, Artvin Cerrattepe’de, Uzungöl’de, Kazdağları’nda vs yaptığınız çevre katliamlarını, hele Salda’da beyaz kum diye binlerce yılda oluşan hidromanyezitlerin başka yerlere taşımalarını görünce Burdur Yeni Devlet Hastanesi yapımı için ağaç kesmenize çok şaşırdık mı? Tabi ki şaşırmadık.

Şimdi başka bir konuya ilginiz çekmek istiyorum.

Çine Ovası!

Adını, şu an yaşadığım ve yedi göbek atalarımın yaşadığı köyden alan ova.

Bu ova, dünyanın sayılı yeraltı mağaralarından İnsuyu Mağarası’nın bulunduğu yer.

Bu ova, dünyanın sayılı yeraltı su havzalarından bir tanesi.

Bu ova, sezonda günlük dört bin kişinin çalıştığı, her gün 300-400 ton üretilen ve Türkiye çapında nam yapmış İnsuyu Fasulyesinin yetiştirildiği, hayvancılığın ve seracılığın tüm hızıyla sürdüğü yer.

Bu ova, yıllardır Burdur’umuzun içme suyunu karşılayan su kuyularının bulunduğu ova. Tüm bunların yanında, bu ovanın devamında örtülü yerleşkesinde, güzelim tarım arazileri üzerine yapılmış bir üniversite, onlarca bina, yurtlar, stadyum, spor salonları vs var.

Yetmedi! Isıtma problemleri ve günlük masrafları ayyuka çıkmış bir otel var.

Yetmedi! Sanki beş bin kişilik fabrika kurmuş gibi basında iktidar milletvekillerimiz tarafından kapasitesi basa basa söylenen Yeni Cezaevi’nin yapıldığı bölge.

Yakından takip ettiğim bir diğer konu da hem üniversite müteahhitlerinin, hem de cezaevi müteahhitlerinin ellerinde birer sondaj makinası orası senin burası benim her tarafta su aramasıdır. Ovayı kalbura çevirdiler, delmedik yer bırakmadılar, o muhtar bu muhtar yalvarıyorlar su verin diye. Şimdi soruyorum.

-Burdur Gölü’nün susuzluktan kuruduğu,

-Küresel ısınmadan ve birçok sebepten su seviyesinin düştüğü ve Burdur’a içme suyu sağlayan pompaların her yıl daha derine indirildiği bir dönemde, buralara bu yatırımları yapmanız ve yapmaya devam etmeniz, hangi aklın, hangi vizyonun eseri?

Cezaevi de bitince, yeni yakın zamanda beş bin kişi de bu sulara ortak olacak.

Sular iyice çekilince ne yapacaksınız? Taşımalı eğitim gibi taşımalı sulama mı yapacaksınız?

Yoksa tarımı mı yasaklayacaksınız? Yoksa köyleri mi boşaltacaksınız? Ya da övüne övüne bir hal olduğunuz cezaevi ve üniversiteyi mi kapatacaksınız?

Tüm bunlara bakıp harcanan paraları, yok olan tarlaları, kumunu taşıdığınız plajları, delik deşik ettiğiniz dağları, susuzluk çekecek insanları düşünüp söylenecek tek bir şey kalıyor.

YAZIKLAR OLSUN!

[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir