
Emperyalistlerin ‘boğaz’ını sıkan el: Husiler

Savaş Yücel, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda kurdukları küresel ablukayla Batılı güçlerin ve İsrail’in tedarik zincirini kilitleyen Yemenli Husilerin dönüşümünü kaleme aldı. Yerel bir direnişten otonom bir güce evrilen Ensarullah hareketi, küresel dengeleri altüst etmeyi sürdürüyor.
SAVAŞ YÜCEL
Yenilmez zannedilen emperyalist güçler Çanakkale Boğazı’ndan elleri boş döndüklerinde yıl 1915’ti ve tarihin akışı mazlum ülkelerden yana değişmişti. 100 yıldan fazla bir zaman sonra önce İran, Hürmüz Boğazı’nda sonra da Yemen’in Husileri (Ensarullah), Babülmendep Boğazı’nda tarihin seyrinin bir kez daha mazlum milletler lehine değiştirmeye kararlılar. Peki bu sapkın Epsteinci emperyal koalisyona, Kızıldeniz’i ve bölgeyi dar eden bu Husiler kim ve nereden çıktılar?
RAND RAPORUNDA HUSİ KORKUSU

Amerika Birleşik Devletleri merkezli düşünce kuruluşu RAND Corporation’ın 2020 yılı raporunda, Yemen’deki Husi hareketinin (resmî adıyla Ensarullah), 2000’li yılların başında sarp dağlarda hafif silahlarla mücadele eden yerel bir kabile isyanıyken, kendi toplumuyla bütünleşebilen, Kızıldeniz’deki küresel deniz ticaretini kilitleyen ve binlerce kilometre ötedeki hedeflere gelişmiş füzeler fırlatan bölgesel bir güce dönüşümünü ele alınırken şu soruyu sormaktaydı: Husiler bir sonraki Hizbullah mı olacak? 2004 yılında Lübnan Hizbullah’ı İsrail hava sahasına ilk insansız hava aracı (İHA) Mirsad-1’i göndererek bu teknolojiyi kullanan ilk devlet dışı aktör olurken, Husiler o dönemde Sada dağlarında kalaşnikoflarla gerilla savaşı vermekteydi. Ancak aradan geçen yirmi yılda, Hizbullah’ın Baalbek gibi merkezlerde geliştirdiği İHA ve füze teknolojisi bilgi birikimi, kurulan örtülü tedarik zincirleri vasıtasıyla Husilere aktarıldı ve Hizbullah nasıl Lübnan Şiileri içinde bir “devlet içinde devlet” kurarak sosyal yardım, eğitim ve alternatif bir asayiş mekanizması inşa ettiyse, Husiler de Yemen’in kuzeyindeki Zeydî toplumu üzerinde benzer bir hegemonyayı hayata geçirdiler. RAND analistleri, Husilerin, kontrol ettikleri bölgelerde, sadece askeri bir güç olarak kalmayıp yetkin bir yönetim yapısı (de facto devlet) kurmayı başarabilirlerse, İran için geçici bir taktiksel ortak olmanın ötesine geçerek Hizbullah gibi kalıcı ve vazgeçilmez bir stratejik müttefik haline gelmesinden endişe ediyorlardı. Bugün itibarıyla Husilerin attığı başarılı adımlar, ABD derin devletinin korktuğunun başına geldiğini gösteriyor.
YEMEN’İN TARİHSEL FAY HATLARI VE HUSİLERİN KÖKLERİ

Husilerin bugünkü varoluşsal zeminini anlamak, Yemen tarihinin derinliklerindeki mezhepsel, kabilevi ve sömürgeci katmanları incelemeyi gerektirir. Yemen, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca hem küresel deniz ticaretinin Babülmendep üzerinden kapısı olmuş hem de sarp dağ silsileleriyle dış güçlerin kontrol etmekte en çok zorlandığı, hatta ordularını kaybettiği bir coğrafyadır. Osmanlı İmparatorluğu, Portekizlilerin Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’deki yayılmacılığını engellemek amacıyla ilk olarak 1538 yılında Yemen coğrafyasına adım atmıştır. Ancak Osmanlı padişahları ile kendi topraklarında bağımsız bir imamet yöneten Zeydî imamlar arasındaki dinî, siyasi ve ekonomik mücadele, bölgeyi yüzyıllar süren isyanların merkezi haline getirmiştir. 19.yüzyılın sonlarında Osmanlı idaresi altındaki bölgede, hakimiyet savaşları öylesine zorlu olmuştur ve büyük trajediler yaşanmıştır ki, “gidenin gelmediği yaman Yemen elleri” için ağıtlar yakılmıştır.

İNGİLİZ ADEN SÖMÜRGESİ, KUZEY-GÜNEY YARILMASI VE KABİLE YAPISI
Osmanlıların kuzey dağlarında Zeydîlerle savaştığı dönemde, İngiliz İmparatorluğu Hint Okyanusu ticaret rotasını güvence altına almak amacıyla 1839 yılında güneydeki stratejik liman kenti Aden’i işgal ederek sömürgeleştirmiştir. Osmanlı’nın çekilmesinin ardından Kuzey Yemen bağımsız bir Zeydî krallığına dönüşürken, Güney Yemen 1960’lı yıllara kadar İngiliz sömürgesi olarak kalmıştır. Güneydeki İngiliz hakimiyetine karşı 1963’te başlayan Aden Ayaklanması sırasında, Mısır destekli Ulusal Kurtuluş Cephesi (NLF) ve İşgal Altındaki Güney Yemen’in Kurtuluşu Cephesi (FLOSY) gibi gerilla grupları hem İngilizlerle hem de kendi aralarında kanlı çatışmalara girmiştir. İngilizlerin 30 Kasım 1967’de çekilmesiyle Güney Yemen, Arap dünyasının ilk ve tek Marksist devleti haline gelmiştir. Soğuk Savaş’ın bitişi ve Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinin yarattığı ekonomik zorunluluklar neticesinde, Maribü’l-Cevf bölgesindeki ortak petrol arama ve paylaşım anlaşmalarının sağladığı zeminle, Kuzey ve Güney Yemen 22 Mayıs 1990’da birleşerek tek bir cumhuriyet kurmuştur. Ancak bu birleşme, ülkedeki kabilevi fay hatlarını ortadan kaldırmamıştır. Yemen toplumu, özellikle kuzeydeki Hâşid ve Bekil kabile konfederasyonlarının nüfuzu etrafında şekillenmiştir. Eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih, kabileleri birbirine karşı kışkırtarak ve devlet kaynaklarını himaye ilişkileriyle dağıtarak otuz yılı aşkın bir süre iktidarda kalmıştır. Ancak sahil kentlerinde (Aden, Taiz, Hudeyde) kabile bağları zayıfken, dağlık kuzey bölgelerinde kabile kuralları ve silahlı kabile milisleri devlet otoritesinin asıl belirleyicisi olmaya devam etmiştir.

HUSİ HAREKETİNİN ARKA PLANI: DİNÎ, SOSYOLOJİK VE SİYASİ DİNAMİKLER

Husilerin modern bir siyasi ve askeri güç olarak tarih sahnesine çıkışı, Yemen devletinin kuzeydeki Zeydî nüfusu sosyo-ekonomik olarak dışlamasına ve Suudi Arabistan’dan sızan Vehhabi/Selefi ideolojik yayılmacılığına karşı bir reaksiyondur. 1980’li ve 90’lı yıllarda, Suudi Arabistan’ın finanse ettiği Selefi din adamları, Zeydîliğin kalbi sayılan Sada eyaletinde medreseler açarak yerel nüfusu dönüştürmeye başlamıştır. Bu gelişmeyi inanç sistemlerine yönelik varoluşsal bir tehdit olarak algılayan Zeydî entelektüeller ve din adamları, 1992 yılında Şebab el-Mümin (Mümin Gençlik) adında kültürel bir canlanma hareketi kurmuşlardır. Hareketin temel amacı ilk başlarda şiddetten uzak, gençlere Zeydî tarihini ve kültürünü öğreten yaz kampları düzenlemekten ibaretti. Ancak seyyid soyundan gelen karizmatik lider Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin 1990’ların sonunda liderliği üstlenmesiyle hareket, dinî bir uyanıştan keskin bir siyasi ve anti-emperyalist başkaldırıya evrilmiştir. Hüseyin el-Husi, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesi ve Sana hükümetinin Washington ile iş birliği yapmasını sert dille eleştirerek, harekete ABD ve İsrail karşıtı sloganı “Sarkha*” kazandırmıştır. Bu gelişmeyi tehdit olarak algılayan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Hüseyin el-Husi’nin tutuklanması talimatını vermiş ve 2004 yılında Sada’da patlak veren çatışmalarda Hüseyin el-Husi Yemen ordusu tarafından öldürülmüştür. Liderlerinin öldürülmesi hareketi bitirmemiş, Hüseyin’in kardeşi Abdülmelik el-Husi’nin liderliğinde grup, resmî olarak Ensarullah adını alarak 2004-2010 yılları arasında Yemen ordusuna karşı altı büyük gerilla savaşı yürütmüş ve bu süreçte kabile ittifaklarını genişleterek son derece profesyonel, savaşçı bir milis gücüne dönüşmüştür.

YEREL BİR DİRENİŞ GRUBU “DEVLET” YAPISINA DÖNÜŞTÜ MÜ?
2011 yılındaki Arap Baharı, Yemen’de Salih rejiminin zayıflamasına yol açtığında Ensarullah hareketi, Sada’daki kalelerinden çıkarak başkent Sana’ya doğru ilerlemeye başlamıştır. Eylül 2014’te, devletin yakıt sübvansiyonlarını kaldırma yönündeki kararlarının yarattığı halk öfkesini arkalarına alan Husiler, eski düşmanları Ali Abdullah Salih’in ordu içindeki sadık birlikleriyle taktiksel bir ittifak kurarak başkent Sana’yı ele geçirdiler. 2017 yılında ise kendilerine ihanet ederek Suudi koalisyonuna yaklaşmaya çalışan eski ortakları Salih’i öldürerek kuzeydeki güçlerini mutlaklaştırmışlardır.

Ensarullah hareketi, bugün batılı anlamda uluslararası alanda tanınan bir devlet olmasa da kuzeyde kurdukları asayiş, vergilendirme ve idari kontrol mekanizmalarıyla de facto (fiili) bir devlet yapısı sergilemektedir. Hareketin kurumsal mimarisi, sivil bürokrasiyi kontrol eden resmi organlar ile perde arkasındaki gizli, milis tabanlı karar alma mekanizmalarının iç içe geçtiği hibrit bir karakter taşır. Ensarullah hareketi, Aden merkezli hükümetin petrol ihraç etmesini askeri yollarla engelleyerek devletin en önemli gelir kapısını kapatmışlardır. Bu durum memur maaşlarını ödeyemez hale getirirken, Ensarullah, telekom sektörü (Sabafon, YOUtelecom) ve Hudeyde Limanı gümrüklerinden elde ettikleri gelirle kendi ekonomik çarklarını çevirmek için kullanmaktadırlar. 350.000 personele ulaşan askeri güçlerini, hareketin kendi siyasal ve bürokratik kadrolarını ve sadakatini denetleyen bir “Önleyici İstihbarat Servisi” ile destekleyen Ensarullah, yerel aşiret liderlerini sisteme entegre etmek için geniş bir “Siyasi Büro” yapısı da kurmuşlardır.
KIZILDENİZ’DE BATI’NIN BOĞAZINI SIKAN EL

7 Ekim 2023’te Gazze Savaşı’nın patlak vermesinin ardından Ensarullah hareketi, Filistin halkıyla dayanışma göstermek adına Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndan geçen, İsrail ile bağlantılı tüm ticari gemileri hedef alacaklarını açıklamışlardı. Bu asimetrik deniz ablukası, küresel deniz ticaret şeritlerine yönelik en ciddi tehditlerden birini doğurmuştur. İHA’lar, deniz dronları ve kıyı füzeleri kullanarak Kızıldeniz’den geçen yüzlerce ticari ve askeri gemiye saldırmış, bazı gemileri batırmışlardır. Dünya deniz ticaret devleri, Süveyş Kanalı rotasını terk ederek gemilerini Afrika kıtasını dolaşan (Ümit Burnu) çok daha maliyetli rotalara yönlendirmiştir. Buna yanıt olarak ABD ve İngiltere öncülüğündeki askeri koalisyon, 12 Ocak 2024’ten itibaren Yemen’deki Ensarullah mevzilerine yönelik hava saldırıları başlatmıştır.
Batı ittifakının hava saldırıları Ensarullah’ın askeri cephaneliğini kısmen yıpratsa da saldırı azimlerini kıramamıştır. Bu süreçte ABD ordusu, maliyeti milyar dolarları bulan hava savunma füzelerini Ensarullah’ın birkaç bin dolarlık kamikaze İHA’larını vurmak için harcamak zorunda kalmış, bu durum ciddi bir “ekonomik asimetri” yaratmıştır. Ayrıca Ensarullah, ABD’ye ait en az 17 adet gelişmiş MQ-9 Reaper insansız hava aracını düşürerek Pentagon’un teknolojik üstünlük mitine darbe vurmuştur. 10 Ekim 2025’te Gazze’de sağlanan geçici barış planıyla saldırılarını durduran hareket, 28 Mart 2026’da patlak veren yeni İran savaşıyla birlikte Kızıldeniz’deki deniz operasyonlarını yeniden başlatmıştır.
ENSARULLAH’IN DENİZ ABLUKASI KÜRESEL TİCARET MALİYETLERİNİ NE KADAR ARTIRDI?

Konteyner nakliye ücretlerinde dünya genelinde çok keskin yükselişler yaşanmıştır: Aralık 2023 ile Şubat 2024 arasındaki dönemde, Şanghay’dan Avrupa’ya giden spot konteyner fiyatları ortalama %256 oranında artmıştır. Birleşik Krallık’taki ihracatçıların yarısından fazlasının krizden etkilendiğini ve konteyner kiralama maliyetlerinin %300 arttığını rapor edilmiştir. Dünyanın en büyük nakliye şirketlerinden Maersk, kriz nedeniyle sektör genelinde %15-20 oranında bir kapasite kaybı yaşandığını tahmin etmektedir. Kızıldeniz üzerinden geçmeye devam eden gemiler için risk algısı tırmanırken, sigorta maliyetleri de katlanmıştır: Kızıldeniz’de nakliye için sigorta maliyetleri gemi değerinin %0,07’sinden bir ay içinde %0,7’ye fırlayarak 10 kat artmıştır. Bazı İsrail bağlantılı gemilerin sigorta primlerinde %250 artış görülmüş, bazı gemiler ise hiç sigorta yaptıramaz hale gelmiştir. Güvenlik nedeniyle gemilerin çoğunun Süveyş Kanalı yerine Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’nu dolaşması, operasyonel maliyetleri doğrudan etkilemiştir: Her bir yolculuğun Ümit Burnu üzerinden yapılması, yolculuk başına yaklaşık 1.000.000 dolar ek yakıt maliyeti oluşturmaktadır. Bu sapma yolculuğa yaklaşık 11.000 deniz mili (yaklaşık 20.000 km) ve 10 ila 14 gün ek süre eklemektedir. Çin’den Avrupa’ya bir ürünün kargo süresi 25 günden 35 güne çıkarak %40 oranında uzamıştır. Blokajın etkisi sadece şirketlerle sınırlı kalmamış, ulusal ekonomileri de sarsmıştır: Küresel Ticaret Hacmi: Ekim 2023 ile Mayıs 2024 arasında yaklaşık 1 trilyon dolar değerinde malın geçişi bu saldırılar nedeniyle aksamıştır. Mısır’ın Kaybı: Süveyş Kanalı gelirleri yıllık 9,4 milyar dolardan 7,2 milyar dolara gerilemiştir. İsrail Eilat Limanı’ndaki ticari faaliyetlerin %85 oranında düşmesi nedeniyle liman işletmesi iflasını açıklamıştır. Batılı güçlerin deniz ticaretini korumak için yürüttüğü askeri operasyonlar da büyük bir ekonomik yük yaratmıştır: ABD ve müttefikleri, Ensarullah hareketinin yaklaşık 20.000 dolar değerindeki ucuz Shahed dronlarını düşürmek için her biri 1 milyon ile 4,3 milyon dolar arasında değişen pahalı savunma füzelerini kullanmak zorunda kalmıştır. Sadece ABD öncülüğündeki “Refah Muhafızı Operasyonu”nun maliyetinin 1,8 milyar ile 4 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Özetle Ensaullah’ın ablukası; konteyner fiyatlarında 3-4 katlık artışlar, sigorta primlerinde 10 katlık sıçramalar ve yolculuk başına milyon dolarlık ek yakıt giderleri yaratarak küresel tedarik zincirinde domino etkisiyle enflasyonist bir baskı oluşturmuştur.
İSRAİL’İN BAŞINA BELA

Ensarullah hareketi, coğrafi olarak İsrail’e en uzak Direniş Ekseni üyesi olmalarına rağmen, İsrail topraklarını doğrudan hedef alarak savaşa dahil olmuşlardır. Yemen’den fırlatılan uzun menzilli balistik füzeler ve İHA’lar, İsrail’in hava savunma kalkanlarını aşarak Tel Aviv gibi metropollerde sivil kayıplara ve paniğe neden olmuştur. Buna misilleme olarak İsrail savaş uçakları, Hudeyde ve Ras Qantib limanları ile Sana Havalimanı’ndaki Husi altyapısını defalarca bombalamıştır. Ancak İsrail güvenlik bürokrasisi, sınırındaki Lübnan Hizbullah’ına karşı yıllarca titizlikle hazırladığı sızma ve istihbarat operasyonlarının aksine, Ensarullah’a karşı elinde çok daha az istihbarat ve operasyonel koz olduğunu kabul etmektedir. Hareketin dağ altı tünelleri ve mobil fırlatma rampalarıyla donatılmış esnek yapısı, İsrail’in caydırıcılık çabalarını büyük ölçüde etkisiz kılmaktadır.
Yemen’in sarp kuzey dağlarından yükselen Ensarullah hareketi, bugün bölgesel güvenlik mimarisinin en öngörülemez ve dirençli aktörlerinden ve İran öncülüğündeki Direniş Ekseni’nin en otonom ve kararlı üyelerinden biridir. Bu ilişki, tek taraflı bir emir-komuta zincirinden ziyade, ortak düşmanlara (ABD, İsrail, Suudi Arabistan) karşı geliştirilmiş organik bir jeopolitik çıkar birliğidir. İran, Ensarullah hareketine balistik füze parçaları, İHA teknolojisi, yakıt, istihbarat ve finansal destek sağlamaktadır. Ancak bu yardım basit bir “silah transferi” boyutunu aşmış; İranlı mühendislerin eğitimleriyle Yemen içinde yerli bir askeri-endüstriyel kompleks kurulmuştur. Lübnan Hizbullah’ı, Ensarullah’ın askeri, istihbari ve kurumsal taktiklerinde önemli rol oynamaktadır. Hamas ile ilişkiler ise Gazze Savaşı sürecinde ortak operasyon odaları ve taktiksel koordinasyon üzerinden askeri bir ittifaka dönüşmüştür.
Ensarullah hareketinin elbette İsrail’i askeri olarak yok etme kapasitesi bulunmamaktadır. Ancak asimetrik savaş doktrini açısından bakıldığında, İsrail’in bölgesel yayılmacılığına karşı “Direniş Ekseni” içindeki en maliyeti düşük, etkinliği büyük mücadeleyi yürüttükleri görülmektedir. Kızıldeniz ablukası, İsrail’in güney limanı Eilat’ı felç etmiş, İsrail ekonomisine milyarlarca dolarlık ek maliyet yüklemiş ve Batılı devletlerin bölgedeki askeri korumasının zayıflığını tüm dünyaya göstermiştir.
Yemen’in Husileri, Atlantik sistemi ile Avrasya güçlerinin çarpıştığı, Ukrayna- Kıbrıs- Akdeniz- Filistin-İran şeklinde uzanan cephenin son halkasında, Babülmendep Boğazı’nda “bellerinde kılıçları kirmani”, kaya gibi sağlam duruyorlar. Açık ve endişesiz olarak girdikleri Avrasya saflarından tüm dünyaya umut aşılıyorlar. Geçmiş zamanlardan fırlamış gibi duran bu mert/yiğit savaşçı geleneğinin son temsilcileri, İsrail’in Gazze katliamına bütün dünya lafta tepki gösterirken, çatır çatır onlarla savaşarak, “ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla ağız dalaşına bile girmemen lazım” diyen sözde modern devlet akıllarının şaşkın bakışları arasında, emperyal güç odakları için askeri yollarla çözülmesi neredeyse imkansız olan, uzun vadeli bir baş belası olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyorlar.
| KAYNAKÇA |
| (*) Sarkha (Arapça: الصرخة, kelime anlamı: ‘Çığlık /Toplu haykırış’), Husilerin siyasi sloganıdır ve dikey bir Arapça metinle “Allah büyüktür, Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet olsun, İslam’a zafer” şeklinde yazılır. Genellikle beyaz bir zemin üzerine basılır; İslami ifadeler yeşil renkte, grubun düşmanlarına yönelik ifadeler kırmızı bir yazı tipiyle yazılır. Maya devam edecek gibi görünüyorlar. |
Kaynak: Aydinlik.com.tr- HABER MERKEZİ


