İşte TOKİ’nin yeni Hasankeyf’i

TOKİ’nin inşa ettiği yeni Hasankeyf’te henüz yaşam sokaklara taşmış değil. Altyapı ve çevre düzenlemesi eksikliklerine rağmen aceleyle yeni yerleşime taşınan halk yeni yaşamlarına alışmaya çalışıyor…

TOKİ’nin inşa ettiği yeni Hasankeyf’te henüz yaşam sokaklara taşmış değil. Altyapı ve çevre düzenlemesi eksikliklerine rağmen aceleyle yeni yerleşime taşınan halk yeni yaşamlarına alışmaya çalışıyor…

Bakan’ın “Çiçek gibi yapacağız, Avrupa’nın en muhteşem ilçesi yapacağız” dediği yeni Hasankeyf 12 bin yıllık yaşam enerjisi çalınmış gri bir beton kent görünümünde. Ilısu Barajı’nın sularına gömülmeye başlayan Hasankeyf’in dramına yerinde tanıklık ettik. Hasankeyf Anadolu’nun kapılarından biriydi, kapanan ise bir kapıdan fazlası…

Güneydoğu Anadolu’nun en köklü yerleşimlerinden biri olan Batman’ın Hasankeyf ilçesi, 12 bin yıllık geçmişiyle birçok uygarlığa ev sahipliği yaptı. Hasankeyf’in de içinde bulunduğu Dicle Vadisi ise barındırdığı tarihi ve doğal miras ile UNESCO Dünya Mirasının 10 kriterinin dokuzuna ev sahipliği yapıyor. Bir başka deyişle bir doğal ya da tarihi alanın dünya mirası olabilmesi için tek bir kriter yeterli olurken Hasankeyf ve çevresinde dokuz kriteri karşılayan özellikler yer alıyor. Ancak Dicle Nehri üzerinde inşa edilen Ilısu Barajı’nda geçtiğimiz yaz su tutmaya başlanmasıyla birlikte Hasankeyf’in binlerce yıllık geçmişi de sulara gömülmeye başlandı. TOKİ tarafından eski yerleşimin kuzeyinde, Raman dağının eteklerinde inşa edilen yeni Hasankeyf adeta hayalet şehir görünümünde. İktidarın büyük kamu projeleriyle adını duyuran Cengiz Holding’in (Nurol ile birlikte) inşa ettiği Ilısu Barajı’nın yaklaşık 80 metre yüksekliğe ulaşan suları Hasankeyf’le birlikte onlarca yerleşimi coğrafyadan silerken Dicle’nin ve bölge insanının seslerine kulak verdik…

Ilısu Barajı’nın suları yükselirken yeni yerleşime taşınan Hasankeyf’in öyküsüne kulak verdik…

Ilısu Barajı’nın suları yükselirken yeni yerleşime taşınan
Hasankeyf’in öyküsüne kulak verdik…

Anadolu’ya açılan kapılardan biri olan Hasankeyf, 12 bin yıllık geçmişiyle birçok uygarlığa ev sahipliği yaptı. 12. Yüzyılın başından itibaren Mardin ve Harput ile birlikte Artuklu Türkmen Beyliğinin yönetim merkezlerinden biri olan Hasankeyf, Dicle Vadisi boyunca uzanan ticaret yolu üzerindeki konumu nedeniyle Orta Çağda bölgenin en önemli kentlerinden biri haline geldi. Asurlulardan Cumhuriyet dönemine uzanan binlerce yıllık tarihi geçmişinde pek çok inanca ve kültüre ev sahipliği yapan Hasankeyf, kaya yerleşimleri, kiliseleri, camileri, hanları, hamamları, medreseleri ve türbeleriyle adeta bir Açıkhava müzesi niteliğindeydi. Bir zamanlar Dicle Nehrinde insan ve yük taşıyan “kelek” adlı su taşıtlarının canlı uğrak yerlerinden olan Hasankeyf, bugün enerji uğruna enerjisi yok edilen yerleşimlerden birine dönüştü.

Yukarı Mezopotamya’nın Anadolu’ya açılan kapısı konumundaki Hasankeyf,
stratejik konumu ve ticaret yollarının üzerinde olması nedeniyle binlerce yıllık
zengin bir kültür mirası biriktirdi. Fotoğraf: (Hasankeyf Kaymakamlığı)

ILISU BARAJININ SUYU YÜKSELİYOR, HASANKEYF COĞRAFYADAN SİLİNİYOR

2000’li yıllardan bu yana baraj projesiyle gündemden düşmeyen Hasankeyf, Cengiz Holding-Nurol ortaklığı ile Dicle Nehri üzerinde inşa edilen Ilısu Barajı’nda Ağustos 2019’da tutma işlemi başlatılınca tarihi kent ve çok sayıda yerleşim yavaş yavaş sulara gömülmeye başladı. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında inşa edilen Ilısu Barajının su seviyesi, gövde yüksekliği olan 135 metrenin yaklaşık yüzde 60’ını geçmiş durumda. DSİ’nin açıklamasına göre geçtiğimiz hafta itibari ile Ilısu Barajı rezervuarında biriken suyun yüksekliği 78 metreye ulaştı. Yaklaşık 7 bin nüfuslu bir ilçe olan Hasankeyf ise eski yerleşimin kuzeyinde Raman Dağı eteğinde TOKİ’nin inşa ettiği yeni yerleşime taşındı.

Ağustos 2019’dan itibaren su tutmaya başlanan Ilısu Barajı’nda su
seviyesi yaklaşık yüzde 60 seviyesini geçti.

BİR HAYALET ŞEHİR OLARAK YENİ HASANKEYF

Adeta şantiye görünümündeki yeni Hasankeyf’te yaşamın sokağa taşması için yılların geçmesi gerekecek. Kamu binaları dışında ne evlerde ne de sokaklarda bir hareket görülmüyor. Bir yıl öncesine kadar tarihi dokusuyla turistik bir merkez olan Hasankeyf’in esnafı yeni inşa edilen çarşıya taşınmış. İş yerlerinin çok azının açık olduğu dikkat çekerken ortalıkta müşteri pek görülmediği için az sayıdaki esnaflar ise kendi aralarında sohbet ediyor ya da televizyon izliyor. Otomobilden çok kamyonların dolaştığı yeni yerleşimin sokakları çamur ve inşaat kalıntısı molozlardan henüz kurtulabilmiş değil. Yeni yerleşimde oluşturulan mezarlık da tıpkı evler ve kamu binaları gibi tek tip malzeme ve birleşik nizamda. Yeni Hasankeyf’in en dikkat çeken yanı, yaşamın bütün renklerinin tek bir renkte eritilmesi. Bölgenin karakteristik yerleşim özelliği olan mağara evler ve ibadethanelerden başlayıp, taş işçiliğinin en güzel örneklerinin sergilendiği Ortaçağ yapılarına kadar Hasankeyf’in binlerce yıllık birikimi kamunun planlayıp uygun gördüğü yeni bir yerleşim modelinin içinde kaybolmuş.

Yeni Hasankeyf’te yaşamın canlanması için epeyce zamana ihtiyaç var.

ESKİ BAKAN ‘AVRUPA’NIN EN MUHTEŞEM İLÇESİNİ YAPACAĞIZ’ DEMİŞTİ

Haziran 2017’de Hasankeyf’in simge yapılarından biri olan Zeynel Bey kümbetinin yeni taşındığı alanda DSİ tarafından verilen iftar programına katılan dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, özetle şunları dile getirmişti: “Hasankeyf’i Türkiye’nin, hatta Avrupa’nın en muhteşem ilçesi yapacağız diye söz verdim. TOKİ başkanını aradım dedim ki, bu inşaatlar bitince ben kontrol edeceğim. Ben de iyi bir kontrol mühendisiyim, dolayısıyla bu derece özen gösteriyoruz. İnşallah Hasankeyf’i çiçek gibi yapacağız… Bu dağları yemyeşil yapacağız. Ben de esnaf çocuğu olarak sizlere dükkânları yaptık. Hatta o kadar özendim ki, İstanbul Mısır Çarşısı gibi projenin kesintisi dahi kendim çizdim. Çünkü özenelim, burası rastgele bir yer değil. Tarihi eserleri taşıyacağız, sözü verdik. Yabancılar dedi ki, ‘taşıyamazsınız.’ Ben de dedim taşıyacavağız, göreceksiniz. En iyi teknolojiyle gördüğünüz gibi burada Zeynel Bey Türbesi…”

Anadolu’nun özgün yapılarından biri olan Zeynel Bey kümbeti eski yerindeyken…
Zeynel Bey kümbeti Hasankeyf’in “taşınan” kültür varlıklarından biri oldu.

ASYA’NIN IŞIĞINI GÖVDESİNDE BULUŞTURAN BİR KÜMBET

Eski Bakan Eroğlu’nun “çiçek gibi yapacağız” dediği yeni yerleşimde şimdilik yalnızca beton, taş ve molozlardan ibaret bir kent göze çarpıyor. Ağaç, çiçek ve yeşilin yeniden yaşam bulması için epeyce zaman geçmesi gerekecek. Eski yerleşimden taşınan kültür varlıklarından biri olan Zeynel Bey Türbesi, tıpkı Artuklular gibi bir Türkmen devleti olan Akkoyunluların hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey için yapılmış. Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasan komutasındaki Osmanlı ve Akkoyunlu orduları arasında yaşanan 1473 tarihli Otlukbeli savaşında ölen Zeynel Bey’in türbesi, mimari özellikleri ve süslemeleriyle Anadolu’daki özgün kümbetlerden biri olarak biliniyor. Zamanın ve mekânın ruhundan koparılıp beton kente taşınan kümbetin öyküsü, Dicle’nin zincir vurulan sularını sessizliğinde kaybolup gidiyor. Akşam güneşiyle gövdesinde parıldayan birkaç çini, enerji uğruna karartılan kadim Asya’nın bir zamanlar dünyayı aydınlatan ışığını anımsatıyor.

Asya’nın ışığını gövdesinde taşıyan Zeynel Bey kümbeti yeni yerinde
Dicle’nin sularıyla boğulan geçmişini seyrediyor.

KAMU YARARI UĞRUNA ŞİRKETLERİN GASP ETTİĞİ YAŞAMLAR

Hasankeyf’in dışında Dicle Vadisi boyunca daha onlarca irili ufaklı yüzden fazla yerleşim de Ilısu Barajı’nın sularına gömülüyor. Çok az köyün yerine yeni yerleşimler yapılıyor, kimi köyün halkı da anılarını toplayıp, sığdırabildikleri kamyonetlere doldurarak kentlere ya da uzak akrabalarının yanına sığınmış. Devletin bakış açısı, eskiden mağara evlerde yaşayan halkın “geri” ve “ilkel” yaşamın simgesi olarak görülen bu evlerin yerine “villa gibi” yeni ve modern evlerde yaşayacağı ve bunun bir lütuf olduğu yönünde. Ancak son yıllarda ülkenin hemen her bölgesinde olduğu gibi, baraj, HES ve jeotermal gibi enerji projelerinde uygulanan ve bir tür el koyma anlamına gelen acele kamulaştırma kararlarıyla halk ata topraklarından koparılarak vahşi bir yerinden etme yaşanıyor. Devletin Fırat enerji projelerinin uygulanışı sırasında gösterdiği asgari özen, bugün hemen her bölgede aynı şekilde yerini özensizliğe bırakmış. Yalnızca savaş koşullarında uygulanan acele el koyma kararları bunun en somut örneği. Halkın mülkiyet hakkını, “kamu yararı” kılıfıyla yatırımcı firmalar lehine gasp eden bu uygulama, Türkiye coğrafyasının binlerce yıldır yaşam alanları olan vadilerdeki kültürel birikimi masalıyla, türküsüyle, yemeğiyle ve üretimiyle birlikte söküp atıyor. Bugün dünyanın terk ettiği bir enerji üretim modeli olan ve en fazla 40-50 yıllık ekonomik ömürleri bulunan barajlara kurban edilen yalnızca coğrafya değil, binlerce yıllık yaşam kültürü de tuz buz ediliyor. Üretim araçları ve birikimleri elinden alınan halkın toplama kampı gibi yeni yaşam alanlarında bir araya getirilmesiyle büyük bir sosyal dönüşüm de yaşanıyor.

Ilısu Barajı’nın suları vadideki çok sayıda yerleşimi ve mezarları yuttu…

‘YEREL HALK MUHATAP ALINMIYOR’ ELEŞTİRİSİ

Hasankeyfli esnaflardan Murat Tekin, baraj projesinin inşası ve ilçenin taşınması sürecinde yerel halkın muhatap alınmadığını söylüyor. Yeni Hasankeyf henüz şantiye görünümünde ve ortaya çıkan sorunların çözümü için bir muhatap arandığında kamu kurumları topu hep birbirine atıyor. Durumu “Kimse elini taşın altına koymuyor” sözleriyle özetleyen Murat Tekin, “Ancak iş herhangi bir şeyi yasaklamaya gelince herkes öne çıkıyor. Talepler noktasında muhatap bulunamazken, iş yasaklamaya geldiğinde öne çıkan çok oluyor” diyor.

Yeni Hasankeyf’e taşınan mezarlar da tıpkı konutlar gibi
bitişik ve askeri nizamda sıralanmış.

İSKÂN KANUNUNA GÖRE BEKÂR OLANLAR HAK SAHİBİ OLAMIYOR

Hasankeyf halkının yeni yerleşim tam olarak hazırlanmadan ve alt yapı sorunları çözülmeden aceleyle yeni yerleşime taşındığını anlatan Tekin, bu süreçte yaşanan mağduriyetlerin de çözülmediğini ya da üzerinin örtüldüğünü savunuyor. İskân Kanununa göre bekâr olanlar yeni yerleşimde hak sahibi olamıyor. “Bizleri buraya alelacele taşıdılar” diyen Tekin, bu konuda yaşananları şöyle özetliyor: “Sadece bekârlara değil, sonradan evlenenlere de ev vermediler. Yaşı geçmiş bekârlara ve imam nikâhı olan ailelere de ev verilmedi. Bu zorunlu taşınmadan dolayı bazı insanlar hak sahibi olamadığı için Hasankeyf’i terk etti. Son olarak 30-40 aileye de devlet eliyle kira yardımı verilerek mağduriyetleri giderilmeye çalışıldı. Esnaflar da mağduriyet yaşadı. Ben geçen yıl bekârdım, bana ev verilmedi. İskân kanununa takıldı. Ama bırakın evi eski dükkânımın yerine dükkân bile vermediler. Şu anda ben yeni Hasankeyf’te kiraya girdim.”

Yeni Hasankeyf’ten bir görünüm

HASANKEYF HALKININ EKONOMİK YAŞAMI NE OLACAK

Murat Tekin yeni yerleşimde 690 civarında konut olduğunu, yaklaşık 500 ailenin de yerleştiğini dile getiriyor. Hak sahibi olamayan bazı aileler de kentlerdeki yakınlarının yanına sığınmış. Eski Hasankeyf’in tarihi özelliğinden dolayı yaşanan turizm hareketliliği esnafa da ekonomik bir katkı sağlıyordu. Baraj projesinin yaklaşık yarım yüzyıldır gündemde olması nedeniyle Hasankeyf ve çevresi için yatırım ve kalkınma planları hep askıda tutulmuş. Bu nedenle eski yerleşimdeki küçük ölçekli turizm hareketi ilçedeki esnafa can suyu olmuş. Murat Tekin’e göre bu turizm hareketinin yeniden oluşması zaman alacak. Bu konuda kamu kurumlarının adım atması gerektiğinin altını çizen Tekin, bu konuda yapılması gerekenleri de şöyle sıralıyor: “Daha önce uluslar arası bir karayolu da kentin içinden geçiyordu ve bunun ekonomik katkısı oluyordu. Şimdi yapılan yeni çevre yolu ile bu da gitti. Geriye sadece turizm kaldı. Tarihi kalenin restore edilmesi ve taşınan tarihi eserlerin yerleştirildiği arkeopark alanına daha iyi yatırımlar yapılması durumunda çevredeki alternatif doğa turizminin de canlandırılmasıyla kaybedilen turizm geliri uzun vadede telafi edilebilir.”

Çiçek gibi olacağı vaat edilen Yeni Hasankeyf’te henüz
ne bir çiçek ne de bir ağaç göze çarpmıyor.

GÖBEKLİTEPE KADAR ESKİ HÖYÜKLER SU ALTINDA KALDI

Yeni yerleşime taşınan tarihi eserler çevresiyle birlikte henüz bir şantiye görünümünde. Bölgenin en önemli tarihi kentlerinden biri olan Hasankeyf’te sadece Türk-İslam dönemine ait birkaç eserin taşındığını dile getiren Tekin, “Hasankeyf’i biz taşıdık, kurtardık” demenin doğru bir yaklaşım olmadığı görüşünü savunarak şöyle konuştu: “Hasankeyf’teki baraj projesinin suları altında kalacak olan kültür mirası nedeniyle bir kamuoyu baskısı oluştu. Hasankeyf gibi 12 bin yıllık bir geçmişi olan tarihi yerleşimin taşınmasıyla ilgili baskılar nedeniyle devlet kültür varlıklarını taşıma kararı aldı. Ardından 7-8 tarihi eser taşındı. Türk İslam eserlerine biraz daha öncelik verildi kurtarma konusunda ancak diğer inançlara ait kültür varlıklarının çok önemsenmediği kanısındayım. Buna dikkat edilebilirdi. Ancak bu eserler dışındaki önemli eserler taşınmadı. Binlerce mağara yerleşimi ve onlarca höyük sular altında kaldı. Dicle Nehri çevresinde tarihi en az Göbeklitepe kadar eski olan höyükler suyun altında kaldı. Ayrıca Hasankeyf’in kendisi de tarihi bir yerleşimdi, hiçbir şey doğru dürüst kayıt altına alınmadan su altında kaldı. Dolayısıyla üç-beş tarihi eser taşınarak ‘Hasankeyf’i biz taşıdık kurtardık’ denildi ancak bu doğru bir şey değil.”

Ilısu Barajı bölgedeki Hasankeyf ile birlikte bölgedeki çok
sayıda yerleşimi de su altında bıraktı

HASANKEYF ANADOLU’NUN KAPISIYDI, KAPANAN YALNIZCA BİR KAPI DEĞİL

Bir yandan Ilısu Barajı’nın suları yükselmeye devam ederken, diğer yandan binlerce yıllık tarihin tanığı olan Dicle Nehri’nin hayat verdiği kültürlerin izleri tarihin ve coğrafyanın belleğinden siliniyor. Yamaçlarındaki kayalıklar parçalanıp betona harç yapılarak Hasankeyf’in üzerine örtü yapılan Raman Dağı’nın kızıla çalan toprağına vuran akşam güneşinin gölgelediği vadi, bir zamanlar yeraltında ya da mağara evlerde süren yaşamların büyülü dünyasını yansıtan Şahmeran’ın bir yerlerden çıkıp geleceğini ve bütün bu kötülükleri yok edeceğini fısıldıyor sanki. Yukarı Mezopotamya’nın Anadolu’ya açılan kapısı olan Hasankeyf’ten gelip geçen kervanların, ipek yolu tüccarlarının, doğudan ve batıdan gelip Dicle’nin sularında eşitlenen kültürlerin hüznü çöküyor vadiye. Daha düne kadar erbane ve kaval seslerinin sindiği Dicle Vadisi boyunca birbirine karışan Süryani, Hıristiyan, Ezidi ve Müslümanların dualarına, Türkmen çobanların hoyratları, Kürt Dengbejlerin ağıtları, sürmeli gözlü Arapların sessiz çığlığı eşlik ediyor. Anadolu coğrafyasının suyla yazılan binlerce yıllık kültürü, yaşamın kaynağı olan suyla yok ediliyor. Hasankeyf Anadolu’nun kapılarından biriydi. Bugün kapanan ise yalnızca bir kapı değil.

Yeni Hasankeyf’in üzerinden çekilen güneşle birlikte Dicle Vadisi de binlerce
yıllık görkemli geçmişinin masalları ve efsanelerine sığınıyor…

GÖBEKLİTEPE’NİN SIRRINI ÇÖZMEYE ÇALIŞIRKEN NELERİ KAYBEDİYORUZ

Bugün dijital kültür çağında yeniden dolaşıma giren Mehdili, büyülü ve ezoterik öyküler eşliğinde bir ikona dönüştürülen Göbeklitepe’nin sırrını keşfetme telaşına düşen kitleler Anadolu’nun Karain’den başlayan 500 bin yıllık öyküsünün yanında Dicle ve Fırat havzaları boyunca yayılan yüzlerce Göbeklitepe niteliğindeki kültürün üzerinin örtülmesine ancak bu yolla seyirci kalabiliyor.

[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir