Kılıçdaroğlu Burdur’da

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir sürdürdüğü yurt gezileri kapsamında ilk durağı Isparta’nın ardından geçtiği Burdur ziyaretine Bucak’tan başladı.

Bucak ziyaretinin müteakiben Burdur merkez ziyaretini Burdur Belediyesi’yle başlattı.

Burdur Belediyesi’ni ziyaret eden, Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz’den Belediye çalışmaları hakkında bilgi alan Kılıçdaroğlu, Yukarı Pazar, Uzun Çarşı’da esnafları ziyaret etti.

Daha sonra CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Burdur turunda, öğleden sonra Belediye Konferans ve Sergi Merkezi’nde, geniş katılımlı STK’lar ile buluşma etkinliğine katıldı. Burdur’daki sivil toplum kuruluşları, meslek odaları temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleri ile biraraya gelen Kılıçdaroğlu, Burdur’daki dinamiklerin sorunlarını, beklentilerini dinledi.

CHP Kılıçdaroğlu, Burdur STK’ları ve muhtarlarla buluşmasının ilk bölümünde yaptığı açış konuşmasında Türkiye için öngördüğü dört halkadan oluşan strateji önerilerini dile getirdi. “Dört ayaklı halkayı iç içe geçirmek zorundayız” diyen Kılıçdaroğlu, stratejinin halkalarını şöyle sıraladı:“

  • Demokrasi
  • Üretim
  • Güçlü Sosyal Devlet
  • Teknoloji- Sürdürülebilirlik”

Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Ama ne hikmetse birbirimize farklı gözlerle bakmaya başladık. Neden? Bayrağımız bir, vatanımız bir. Beraber olmak varken, birlikte olmak varken, ülkeyi büyütmek varken, ülkeyi hem bölgesinde hem de dünyada saygın kılmak varken neden bu kavgalar oluyor? Neden bu kadar yoksulluk var? Neden herkes kafasının bir köşesinde kocaman bir soru işareti taşıyor? Sevgili dostlarım her birimizin tek tek sorumluluğu var. Benim de sorumluluğum var. Ben farklı bir yerde değilim. Benim sorumluluğum sizden daha fazla. Ama sizin de sorumluluğunuz var. Bu ülkenin sanayicisi, işçisi, çiftçisi, tüccarı, emeklisi kim olursa olsun her birimizin sorumluluğu var. Şimdi ben size o onu söyledi, bu bunu söyledi, o bunu yaptı, şu şunu yaptı bunu söylemeyeceğim. Bunu bir dost toplantısı, bunu ülkede yaşanan sorunları nasıl aşabiliriz düşüncesini hafızasının bir yerinde tutan dost toplantısı olarak görüyorum. Ya da dostların toplantısı olarak görüyorum. Böyle bakacağız, böyle bakmak zorundayız. Çiftçi memnun değil doğru. İşsizlik var doğru. Yoksulluk var doğru. Sanayici memnun değil doğru. Esnaf hiç memnun değil o da doğru. Hepsi doğru. Nasıl aşabiliriz? Ülkemizi nasıl büyütebiliriz? Nasıl saygın kılabiliriz? Bunun için biz nasıl bir strateji geliştirmeliyiz? Öyle bir strateji geliştirelim ki farklı görüşlerden, siyasi görüşlerde olanlar dahi ‘ya bu doğrudur’ diyebilsinler.

4 ayaklı bir stratejiyi hayata geçirmek zorundayız. 4 ayaklı halkayı iç içe geçirmek zorundayız. Nedir bu halkalar? Birinci halkamız şu olmak zorundadır; Bu ülkede herkesin can ve mal güvenliği olmalıdır. Ne demek can ve mal güvenliği? Can ve mal güvenliği demek, hukukun üstünlüğü demektir, yargı bağımsızlığı demektir, bir sorunla karşılaşan kişi sorununu özgürce dile getirmesine ortam hazırlamak demektir. Can ve mal güvenliği; özgür bir medya demektir. Ben haksızlığa uğradığımda bağımsız bir yargıya başvurup hakkımı alabilmeliyim. Tarafsız bir yargıya başvurup hakkımı alabilmeliyim. Haksızlığa sadece ben, sen değil, muhtar, sanayici, işsiz birisi de uğrayabilir. Herkes hakkını arayabilmeli. Biz bunların tümüne demokrasi diyoruz. Demek ki stratejinin birinci ayağı vazgeçilmez olan, alan demokrasidir. İşçi mi hak arayacak? Arayacaktır. Sanayici mi hak arayacak? Arayacaktır. Sıkıntısı mı var? evet olacaktır, sıkıntısını giderecektir. Bu demokrasi içinde devlet dediğimiz kurumun önemli bir görevi var. O görev olmazsa olmaz. Nedir o görev? Devlet şeffaf olmak zorundadır. Devlet milletine hesap vermek zorundadır. Yani devleti yönetenler millet hesap vermek zorundadırlar. Demokrasilerde milletten hesap sorulmaz. Demokrasilerde millet yöneticilerden hesap sorar. Çünkü millet dediğimiz vatandaşlar, hükümete vergi veriyorlar. Ben vergi veriyorsam, siz vergi veriyorsanız, sanayici veriyorsa, yeni doğan çocuk vergi veriyorsa vatandaş şu soruyu sorma hakkına sahiptir; ‘Ben vergi veriyorum. Nereye harcanıyor bu vergiler?’ Bu vergiler bütçede toplanıyor. Şu sorunun cevabını ben bilmiyorum. Eminim sizlerde bilmiyorsunuz. Kamu özel sektör iş birliği var güzel. Hastaneler yapılıyor güzel. Havaalanları yapılıyor güzel. Yollar, tüneller güzel. Kaça yapılıyor? Ben bilmiyorum. 600 milletvekili de bilmiyor. Kim biliyor? Kaç lira ödeyeceğimizi de bilmiyoruz. Demek ki demokrasilerde hak arama var. Ama demokrasilerde bir başka önemli nokta devletin vatandaşına hesap vermesi de lazım. Stratejinin birinci ayağı demokrasi olmak zorundadır. Otoriter rejimlerde millete hesap verilmez, milletten hesap sorulur. Sen bu soruyu bana niye soruyorsun?

Örneğin son günlerin en popüler konusu. 128 milyar dolar nereye gitti? Bilen var mı? Yok. Niye bilmiyoruz, kimindi bu para. Benim param mı, sizin paranız mı hayır. 83 milyonun para- sıydı, nereye gitti? Bu soruyu sormak suç konusu haline geldi. Demek ki demokrasi bu kadar önemli bir şey. İnsan hayatı Adem’den bu yana hak aramayla geçmiştir. Ben hakkımı arıyorsam sizler de hakkınızı arayacaksınız. Hakkımızı beraber arayacağız. Nasıl? Demokrasi ile arayacağız. Demek ki ülkenin aydınlığa çıkmasın birinci yolu demokrasi.

İkinci önemli halkamız ise üreten Türkiye’dir. Her alanda üretmesi lazım. Vergi politikası, bütçe, maliye, para politikası üretmeli, üretim üzerine endekslenmelidir. Üretene destek vereceksin, teşvik edeceksin. Bunu yaparken kendi üreticini, alın teri dökeni özel olarak koruyacaksın. Anayasa’da çiftçi, esnaf korunur diyor, özel hüküm var. Bu ülkede mercimek, fasulye, nohut, canlı hayvan, et, Niçin dışarıdan alıyoruz? Konya’dan küçük olan Hollanda yıllık 185 milyar dolar tarım ürünü ihraç ediyor. Devasa Türkiye 18 milyar dolar. Niçin? Sizden vergi istediler, siz ödediniz. Demek ki Türkiye’nin her alan- da üretmesi lazım. Her alanda üreten Türkiye güçlü Türkiye’dir. Sanayi alanında da Türkiye güçlü olmak zorundadır. 21 yüzyılın Türkiye’sinde katma değeri yüksek ürün üretmezseniz katma değer üreten ülkelerin pazarı konumuna gelirsiniz. Onlar üretirler, siz kullanırsınız.

Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılmak zorundadır. Üniversiteler aklın özgürce kullanılması demektir. Aklımızı Türkiye’nin çıkarları, insanımızın çıkarları için kullanacağız. Üretmek demek sadece fabrikada, tarlada değil, kültürel anlamda da üretmek zorundayız. Türkiye; edebiyatta, sinemada, sanatta, hizmet sektöründe her alanda üretmek zorunda. Üretirseniz istihdam yaratırsınız, aç ve açıkta kimse kalmaz, dünyada saygınlığınız artar. Üçüncü strateji olarak güçlü bir sosyal devlet kurmak zorundayız. Kimsenin aç ve açıkta kalmayacağı güçlü bir sosyal devleti inşa etmek zorundayız. Sosyal devlet demek, fakirin fukaranın yanında olan devlet demektir. Türkçesi budur. Bir devlet fakirin fukaranın yanında değilse zaten ona sosyal devlet demiyoruz. İşsizliğin, yoksulluğun, sefaletin olduğu bir yerde huzur olmaz. Huzurun olması için herkesin karnının doyması lazım.

Dördüncü önemli ayak da; dünya hızla değişiyor, teknoloji, demokrasi kavramı üretim zincirlerinin süratle değiştiriyor. İnsanoğlu tekerleği bir milyon yılın sonunda icat etti. Şimdi her saniyede yüzlerce icat var. Siz bu kadar hızlı gelişen teknolojiyi, bilimi takip etmezseniz bir süre sonra tekrar geri kalırsınız. Osmanlı’nın batışı, sanayi devrimini kaçırmasından olmuştur. Şimdi teknoloji devrimini kaçırırsak Türkiye çok ağır bir bedelle karşı karşıya kalabilir. Bilgiyi ve teknolojiyi sürekli izlemek, sürekli demokrasi kavramını geliştirmek, sürekli üretim gelişim zincirlerini gelişen dünyaya göre yenilemek ve sosyal devleti büyütmek zorundayız. Buna da sürdürülebilirlik deniyor. Her birimiz planlama yaparız, bütçeyi denk getirmeye çalışırız. Eskiden bu memlekette Devlet Planlama Teşkilatı diye bir kurum, teşkilat vardı. Nerede bu, yok oldu. Elin oğlu 50 yılı, 100 yılı planlıyor biz yarın sabah ne olacağını bilmiyoruz.

Devlette 27,5 yıl çalıştım, nasıl israftan kaçınılır, tasarruflar, bütçe, harcama nasıl yapılır bunlarla uğraştım. Ülke kaynağının nereye tahsis edileceği bir siyasi tercihtir. Örneğin; İstanbul’a, ‘Kanal İstanbul’u yapalım.’ diyorlar. ‘Parayı oraya harcayacağız.’ diyorlar. Kardeşim parayı oraya harcayacağına, burada Karacaören Barajı var. O parayla Bucak Ovası’nı sula. Bu tercih mi tercih ne olacak yer altı suları yerinde kalacak. Burdur Gölü’nün suları yükselecek, eski konumuna gelecek. Harran Ovası’nı sula, duruyor orada Atatürk Barajı, dışarıdan ithal edeceğine oradaki çiftçi üretsin. Konya Ovası’nı sula, tüneli yap. Bunları yaparsa herkes iş bulacak. Bunları yaparsa dışarıdan tarım ürünü gelmeyecek, biz yapacağız. Dediğim gibi bu bir siyasi tercihtir, siyasi tercihi kimden yana kullanacaksınız. Kimin için siyasi tercihi kullanacaksınız. Londra’daki bir avuç tefeciye 183 milyar dolar veriyorsunuz, faiz ödüyorsunuz. 183 milyar doları bizim çiftçiye versen bırak Türkiye’yi, Ortadoğu’yu dünyayı besler. Demek ki bu çerçevede hareket etmek lazım. Bunları yapmak için en tepeden başlayarak aşağıya kadar devleti namuslu insanların yönetmesi lazım. Birileri rahatsız olabilir ama en tepeden başlayarak aşağıya kadar. Devlet dediğiniz kurumu namuslu insanların yönetmesi lazım. Boğazından aşağıya haram kokma inmemesi lazım, kul hakkı yenmemesi lazım, bir yere 5 kuruş harcıyorsa onun hesabını millete vermesi lazım. Devleti soyulacak bir organ gibi görüp sürekli siz ve yandaşlarınız zengin olur ve büyük paralar kazanırlarsa ve ‘Ben bunun hesabını vermeyeceğim.’ diye yola çıkılırsa kaybeden hepimiz, 83 milyon oluruz…”

Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı devam etti.

Fotoğraflar: Muhammet Fatih Başçı (Yenigün)

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir