
Son dönemde CHP sayesinde günlük literatürümüze yeni bir deyim girdi;
Nedir bu “mutlak butlan” denen şey?
Hani son dönemde muhalefetin, özellikle Anamuhalefet yetkililerinin,
Siyasi iktidar söz konusu olunca, üst perdeden,
Biraz da “efelenerek” dillendirdikleri bir söylem,
Siyasi otoritenin duyduğu anda ödünün koptuğu (!) “yok hükmünde” deyimi var ya!
İşte o deyimin ta kendisi: Derken derken kendileri “yok hükmünde” oldular.
Grok’a sordum bunu:
“Grok beni şu mutlak butlan hakkında aydınlatsana” diye!
İnsanların ürünü bir aparat olsa da Grok,
Öylesine süper hızlı, geniş perspektifli, alabildiğine çok kaynaklı ki;
Anında önüme koydu bu “büyülü” deyimin içeriğini.
38. KURULTAY İDDİLARI
Kimi çok bilmişler ve aklı evveller mahkemelerin YSK kararlarını ve partileri yargılayamayacağını fetva etseler de CHP 38. Kurultayı’yla ilgili ortaya atılan başlıca iddialar şunlar:

Şahit ifadeleriyle ve diğer maddi delillerle kanıtlı. |
MAHKEME KARARI
Mutlak butlanın sebepleri…
Mahkeme, kurultayın açıkça parayla satın alındığını saptadı.
İşte “seçilmiş genel başkan” diye piyasaya sürülen Özgür Özel’i seçen kurultayın geçerliliği…
Mahkemenin karar gerekçesinde özetle:
“Delegelere, Özgür Özel’e oy vermeleri için para verildiği,
Değişik il ve ilçelerde belediye başkanlığı ve meclis üyeliği vadedildiği,
Belediyeler ve bağlı şirketlerinde işe yerleştirildikleri,
Market alışveriş kartları dağıtıldığı,
Delegelerden oyların resimlerini çekerek kendilerine verilmesinin istendiği,
Kurultay salonunda ikinci tur oylamaya geçilmesini geciktirerek Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekildiği yönünde gerçeğe aykırı açıklamalarda bulunulduğu,
Bu şekilde kurultay delegelerinin iradelerinin fesada uğratılarak Özgür Özel’in kazanmasına yönelik faaliyette bulunulduğu…”
Saptanmıştır.
“ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE?”
Şikayet edenler CHP’lilerin kendileri.
Şikayet edilenler keza CHP’liler.
Şairin dizelerinde sorduğu gibi, “şeytan (AK Parti) bunun neresinde?”
Bir ülkede parti başkanlıkları, kurultaylar, genel başkan koltukları satın alınabiliyorsa o ülkede demokrasiden, hürriyetlerden bahsedilemez.
Özgür Özel’in koltuğu İmamoğlu tarafından satın alınmıştı.
Milyonlarca dolar harcanmış, delegenin iradesi fesada uğratılmıştır.
Mahkeme kararı bu hakikati saptadı.
Ve 38. Kurultay’a “yok hükmünde” (mutlak butlan) damgasını vurdu.
Ancak bu noktada durup bir muhakeme yapmak gerekmektedir.
MİLLİ GÜVENLİK SORUNU
Mutlak butlan üzerinden ülkede bir cepheleşme meydana geldi.
Bu cepheleşme ülke sınırlarını da aştı, uluslararasılaştı.
Bu dünya çapında bir cepheleşme yarattı.
ABD ve Avrupa Türkiye’de iktidar belirleme gafletine düştü.
Türkiye’nin milli güçleriyle Atlantik destekli çeşitli “sol” ve “milliyetçi” güçler karşı karşıya geldi.
Dikkat edilirse Batı güdümlü çeşitli “sol” partiler, Dem’in içindeki Amerikancı-İsrailci kanat ile Atlantik destekli çeşitli sözde “milliyetçi” partiler “seçilmiş genel başkan” saflarında mevziye girdiler.
O nedenle bu kapışma sıradan bir Kılıçdaroğlu-İmamoğlu/Özel kapışması değildir.
Türkiye’de iktidarı belirleme sevdasına düşmüş ABD ve Avrupa güçlerinin bir müdahalesi var ortada. Bu saflaşmalar da açıkça görülmektedir.
Milli sınırları çoktan aşmış, milli güvenlik meselesine dönüşmüş bir gelişmedir.
Bundan dolayı herkesin aklını başına alması,
Daha akılcı tahliller yaparak meseleye yaklaşması milli bir görevdir.
Sonunda milli ihanet çizgisine varıp dayanmak da var işin ucunda.
Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan ayrılmasından sonra derin inceleme ve araştırmalar yaptığı, bilim insanlarıyla yoğun tartışmalar içine girdiği söyleniyor. Türkiye ve uluslararası konularda son ve yeni gelişmeler hakkında bilgilendiği belirtiliyor. Atlantik sisteminin Türkiye üzerinde oynadığı oyunları farkettiği ileri sürülüyor.

ÖZGÜR ÖZEL NEWSWEEK’E, KILIÇDAROĞLU TEORİ’YE YAZIYOR
Değişmezlik ilahi süreçler için geçerlidir.
Maddi süreçler değişime tabidir.
Tek değişmeyen şey değişimin kendisidir.
Heraklit’in dediği gibi, “bir ırmağa iki kez girilemez.”
Kılıçdaroğlu da tabiatın ve hayatın bu tunç kanunundan bağımsız değildir.
Kılıçdaroğlu’nun birçok hatası olmuştur.
En büyüğü CHP’yi Atatürkçü kodlarından koparması,
Atatürk’ün devrimci partisi olma özelliğinden uzaklaştırmasıdır.
Bir zamanlar AK Parti’de olduğu gibi CHP’yi FETÖ ile birlikte yönetmeye kalkışmıştır.
Bu konuda zamanında yoğun bir şekilde eleştirdik.
O zamanlar da bize karşı çıkıyor, Partiden atmakla tehdit ediyorlardı.
Ancak Kılıçdaroğlu’na da değişme hakkı tanımak lazım.
Kılıçdaroğlu, “CHP’yi kuruluş kodlarına kavuşturacağız.” diyor.
Atatürk’ün partisindeki “ahlaki yapıya kavuşturacağı”nı belirtiyor.
Kılıçdaroğlu’nda çok büyük değişiklikler gözleniyor.
FETÖ’nün “seçilmiş genel başkan”ı Newsweek’e yazıyor,
Milli çizgiye giren Kılıçdaroğlu Teori’ye yazıyor.
CHP için bir umut olabilir.
Tuttuğu yol Atatürk’ün yolu.
Bağımsızlıkçı, gerçek Kuvayı Milliyeci bir tutum sergiliyor.
38. Kurultay’da Kılıçdaroğlu’na FETÖ darbesi yapılmıştı.
Amerika ve Avrupa destekli İmamoğlu-Özel darbesiydi o.
Otel odalarında, bar ve pavyonlarda parayı su gibi akıtmışlardı.
Şimdi Kılıçdaroğlu geçmişten büyük dersler çıkararak kararlı geliyor.
Baykal’ın Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan’a uygulaması örnek veriliyor.
“Hakkında dava açıldı.
Üyeliği askıya alındı.
Kendisi de bunu uygun buldu.
Aklandı.
Yeniden parti üyesi oldu” ifadesi kullanılıyor.
Yani hakkında yolsuzluk, rüşvet vb. davası açılanlara “aklan da gel!” deniliyor.
Yani CHP’ye siyasi operasyon masalına inanılmıyor.
Mahkeme kararlarına güveniliyor.
Çünkü açılan davaların hiçbirinde AK Parti’nin herhangi bir şekilde hiçbir dahli ve katkısı bulunmamaktadır.
Tutturdular bir “siyasi operasyon” nakaratı.
Yıllardır “Tayyip” ve “AK parti” düşmanlığından gözü kör olmuş CHP kitlesini de inandırdılar bu masala. CHP kitlesi bu düşmanlık yüzünden milli meseleleri bile ıskalar oldu.
Eğer Kılıçdaroğlu Atatürkçü yolda kararlı durursa bu CHP için bir umut olacaktır.
Kuruluş kodlarına dönen CHP muhalefette kalmaz.
ABD ve Avrupa güdümünde ise işte böyle iç kargaşalıklar içinde boğulur.
İki hafta önce genel merkez binası neden savaş alanına döndü?
Özgür Özel’in başlangıçta mahkeme kararına uyma eğiliminde olduğu,
Ancak Silivri’den gelen talimatla aniden direnme moduna geçtiği ifade ediliyor.
Silivri talimatının “Ayağa kalkın, direnin!” diyerek kaos çağrısı yaptığı belirtiliyor.
Ancak Özgür Özel’in “kargaşa” planı tutmadı;
Polis 5-10 dakika içinde kargaşayı önledi.
Böylece hem kendi şahsi ikbalini, kariyerini hem de Silivri’deki şahsın geleceğini yaktı.
İl örgütlerindeki sözde “direniş nöbetleri”ne gelince;
CHP örgütlerine, mahkeme kararına uyulması çağrısında bulunan, “Talimata aykırı hareket edenlerle ilgili gerekli tedbirler alınacaktır.” diye açık açık uyarıda bulunan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu acaba onlar için hayırhah düşünce içinde olabilir mi?
Bence tam da işte şimdi,
HER ŞEY GÜZEL OLACAK!
Kılıçdaroğlu’nun stratejisi:
“CHP’nin ahlaki üstünlüğü…
Kuruluşundaki kodlara dönmesi…”
CHP’de bir kanat gerilimi tırmandırmayı ısrarla sürdürme eğiliminde.
Bunların kim olduğunu soruşturan deneyimli gazeteci İsmet Özçelik’in ifadesiyle:
| “CHP’de çok sayıda kişiyle konuştum. ‘Öne çıkan isimlere bakın. CHP geçmişlerini inceleyin. Her şey anlaşılır. İyi Parti’den geçenler… AK Parti kabul etmeyince CHP’ye gelenler… CIA, Mossad’ın kullandığı gruplar, partiler… Genel merkezi korumaya (!) almışlar. Bu hiç hoş bir durum değil’ dediler. Nedenini soruyorum… Herkes İmamoğlu’nu işaret ediyor. Genel değerlendirme şöyle: ‘İmamoğlu’nun hedefi belli. Cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçmiyor. İlk seçimde zor. Bir sonraki seçime göre planlar yapıyor. Kemal Bey partinin başında olursa… Sonrasında partiyi ona yakın isimlere devrederse… İmamoğlu’nun bütün hayalleri biter. Bu nedenle ‘yeni parti’ peşinde CHP’de gerilimi artırıp… CHP tabanını partilerine aktarmak… Diğer Batıcı partilerle iş birliği yapma… ABD ve Avrupa’nın desteğini alma gayretindeler. Bu konu milletvekilleri kapalı toplantısında da… PM toplantısında da gündeme geldi. Pek rağbet görmedi. Ama vazgeçmiş değiller. Parti içi kavga büyütülüp… Yeni partiyi dayatma hesapları var.’” |

ULUSLARARASILAŞMIŞ BİR İÇ MESELE
Aslında CHP’deki çatışmanın temellerine inilince uluslararasılaşmış bir iç mesele olduğu anlaşılmaktadır.
Meselenin özü Türk Devleti’ni ABD-İsrail’in “Kürdistan” namıyla 2. İsrail devleti projesine razı etme amacı yatmaktadır. Bu amaçla devleti ele geçirmek ya da biat etmiş hükümeti kurmak için yıllardır ardarda hamleler yapılmaktadır. Proje ABD ve İsrail tarafından 1967’lerden bu yana Türk hükümetlerinin önüne konmaktadır: “Türkiye Himayesinde Kürdistan.” 12 Eylül generallerinden, Turgut Özal’lardan FETÖ-AKP ortaklığına uzanan süreç 2014 yılına kadar sürüp gelmiştir. Bu uğurda Eşref Bitlis’lerden Muhsin Yazıcıoğlu’larına birçok değerimizi suikastlarda, binlerce Mehmetçiğimizi hudut boylarında şehit verdik. 1 Mart Tezkeresi’nin Meclis’te Vatan Partisi (İşçi Partisi) ve Baykal CHP’sinin mücadeleleriyle 2003 yılında reddedilmesi sonucu Türkiye’nin güneydoğusunu fiilen işgal imkanından yoksun kalan ABD ve İsrail, Baykal’ı kara kaplı deftere not etti. 2. İsrail devletine direnen TSK’nın vatansever komutanlarıyla Vatan Partisi liderinin de Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla Silivri’de tutsak etti. 2014 yılına kadar süren ilk Açılım Döneminde Vatan Partisi ve TGB önderliğinde dağın başındaki Silivri hapishanesini ve mahkemesini üç kez basan ve kuşatan 100 bin kişiyi aşkın vatansever halkın mücadeleleri Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını darmaduman etti, Silivri duvarlarını yıktı. Bu mücadeleler sürerken Mayıs 2010’da FETÖ CHP Lideri Deniz Baykal’a kaset kumpasının düğmesine bastı. ABD-İsrail saldırganlarının amacı Türkiye’ye karşı çevirdikleri dolaplara karşı çıkan Baykal’ı başkanlıktan düşürüp kendilerine itaat edecek birini CHP’nin başına getirerek partiyi ele geçirmekti. Kendilerine hizmet edeceğini düşündükleri Kemal Kılıçdaroğlu’na CHP’yi teslim ettiler.
2014 Mart’ında Ergenekon ve Balyoz kumpası çöktü.
Silivri duvarları yıkıldı.
Asker sivil vatanseverler serbest bırakıldı.
Türkiye’nin önü açıldı.
AK Parti ile FETÖ birbirine girdi.
FETÖ tasfiyesi başladı.
Devletin bu hamlesine ABD, 16 Temmuz FETÖ darbesiyle karşılık verdi.
Ancak kaldıkları taşı ayaklarına düşürdüler.
TSK içindeki vatansever ve Atatürkçü Mehmetçikler darbeyi bastırdı,
Türk askeri üniforması giymiş Amerikan generallerini, FETÖ unsurlarını vatanseverlerin boşalttığı Silivri koğuşlarına tıktı.
Türkiye’nin önü açıldı.
70 yıllık paslı prangaları kırıp attı.
TSK FETÖ’cü Amerikan generallerinden kurtulunca özgürleşti.
40 gün sonra da Mehmetçik güney hudutlarımızda ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi aparatı PKK kantonlarını darmaduman etti.
DARBEYLE YIKAMADIĞINI MUHALEFETİ ÖRGÜTLEYİP SEÇİMLE YIKMA STRATEJİSİ
Askeri darbeyle yıkamadığı Türk Hükümetini muhalefeti örgütleyerek seçimle yıkma stratejisini geliştiren ABD Biden aracılığı ile ağzındaki baklayı çıkardı.
FETÖ’nün içine sızarak ele geçirdiği CHP’nin öncülüğünde 6’lı Masa gibi örgütlenmeler, İYİ Parti’ye emanet 15 milletvekili vererek grup kurdurmalar ve benzeri yollarla hükümet düşürülmeye çalışıldı.
Ancak Türk Milleti’nin zeki bir millet olduğu unutuldu.
Dış saldırı karşısında Türkiye halkının top gibi birlik olduğu gerçeği anlaşılamadı.
Ancak faturası “girdiği 13 seçimi de kaybetti” diye Kılıçdaroğlu’na kesildi.
ABD ve FETÖ Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP ile amacına ulaşamayacağını anlayınca onun üzerine 2023 seçimlerinden sonra kırmızı çizgiyi çekti.
Kendilerine pervasız, alabildiğine yüzsüz, kibri ve hırsı boyunu aşmış, cahil cühela, sonradan görme, çıkarı için en kutsalını satacak tıynette kişiler lazımdı. Kasım 2023 38. Kurultay’da delegeleri barlarda, pavyonlarda büyük miktarlarda paralarla ayartarak Özgür Özel’i CHP’nin başına oturttular.
İMAMOĞLU-ÖZEL KLİĞİNİN YENİ PARTİ PEŞİNDE KOŞMASI
38. Kurultay’la ilgili iddialar bize ait değil.
Mahkeme kararında geçen ifadeler.
Sonraki süreçleri hep beraber yaşadık.
Yazımızın yukarıdaki, kısımlarında işledik.
Önce genel merkezden çıkmayacaklarını söylemeleri,
Olmadı, Meclis’teki CHP mekanlarına çökmeleri,
Bu da olmadı, illeri, ilçeleri, beldeleri dolaşmaya başlamaları niyetlerini açık etmektedir.
Her ne kadar Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlanla partiyi böldüğü ileri sürülse de,
Yeni parti peşinde koşan İmamoğlu-Özel kliğidir.
Özgür Özel, iki hafta önce Sözcü TV’de CHP’nin kapatılması ihtimaline karşı alternatif partilerinin hazır olduğunu söylemişti. İmamoğlu-Özel kliğinin, CHP’nin ağırlıklarını atarak yeni bir kurumsal kimlikle yoluna devam etmesi gerektiği stratejisini izlediği herkesin malumu.
Özgür Özel’in kendisini CHP Meclis Grup Başkanı seçtirdiği şaibeli toplantıda bile “yeni parti kurma” alternatifi gündemdeydi. Ancak itirazlar söz konusu olunca çark etti ve son ana kadar partide kalma taraftarlığını ilan etti.
Saha sonra ise izledikleri siyasetin “vuruşa vuruşa çekilme” taktiği olduğu tavırlarıyla belli oldu. Yurt gezisine çıkması bunun kanıtı. Taraftarları arasında kamuoyu yaratma eylemi. Çok uğraştık ama olmadı, ne yapalım tutumu.
İmamoğlu-Özel kliği, bir kısım fanatikleşmiş CHP’li ve kafası karışıklarla birlikte yeni bir parti peşinde koştuğu apaçık ortada.
Ancak il ve ilçe ziyaretlerinde gördüler ki CHP tabanı “bekle gör” tutumunda.
Büyük kalabalıkların katıldığı miting gibi eylemler örgütleyemiyorlar.
Kapalı salon toplantıları ya da parklarda küçük açık hava eylemleriyle yetinmek zorunda kalıyorlar.
Tabanı sürükleyerek anlamlı kalabalıklar toplayamadılar.
Nitekim genel merkez işgali sırasında da aynı şey olmuştu.
Mutlak butlan kararını müteakiben 10 binlerin ayağa kalkacağı ve parti binalarını işgal ederek Kılıçdaroğlu’na teslim etmeyeceğini sanılıyordu. Ama bu hayal yaşanmadı. Taban çağrılara uymadı.
Özgür Özel’in, “Genel Merkez’e 10 bin kişi gelseydi, kimse içeri giremezdi; böyle teşkilat mı olur?” serzenişi sabahtan akşama kafalarını gerçeğin granitten duvarına çarpmalarındandır.
Peki taban neden çağrılara uymadı?
Bunu da deneyimli gazeteci İsmet Özçelik’ten okuyalım:

| “CHP’lilere nedenini sordum. Özetle şu değerlendirmeyi yaptılar: ‘Başkanların adaylık süreçleri… Paranın öne çıkması… Belediyelerdeki yolsuzluklar… Başkanların özel yaşamları… Siyasi gelecek için kurulan para havuzları… AK Parti dönemindeki iş insanları ile çalışma… Parti yönetiminin şikayetleri dinlememesi. Zamanında önlem almaması… Daha bir sürü olay. Bütün bunlar parti tabanında tepkileri artırdı. O nedenle taban dolduruşa gelmedi. İmamoğlu-Özel ekibini dinlemedi.’ NEYİN GÖSTERGESİ Yapılan önemli bir değerlendirme de şöyle: ‘Perşembe günden bu yana olanlar… Bir gerçeği daha ortaya koydu. Batı bu durumu fırsata çevirmek istedi. İç kışkırtma yaratmaya çalıştı. CHP kararı üzerinden ortalığı karıştıracaklardı. Başarılı olamadılar. Bunun nedeni de şu: FETÖ’nün tasfiyesi sonrası… Gladyo büyük darbe aldı. Artık istedikleri gibi kargaşa çıkaramıyorlar. ABD içerideki gücünü önemli ölçüde kaybetti. Türkiye için önemli bir gelişme.’” |
Yazımızı burada noktalarken,
CHP’nin paranın egemenliğinden kurtarılması ve özgürleşmesi,
HERŞEYİN ASIL ŞİMDİ GÜZEL OLACAĞININ İFADESİDİR.

- Kılıçdaroğlu Seçilmiş Genel Başkan
- Mutlak butlan ve CHP’nin özgürleşmesi
- Michael Roberts’la Söyleşi
- Eski FETÖ mensuplarından ‘bütünleşme’ mesajı
- Konyaaltı CKD’den Atatürk’e Alman düşmanlığına tepki

