Türk tiyatrosunun koca çınarı: Yüreğimiz Gülsen Tuncer’le

Biliyorum sen hakkını verdin aydınlık yaşamının,
Türkmen kilimi gibi dokuduğun anılar bunu biliyor.
Kule dibinin martıları seni soruyor, bir aşağı bir yukarı,
Seni arıyor sinema setlerinin sahne ışıkları, kameraları.
Ben de seni görüyorum karşımdasın kırk beş yıl önceden:
Gül sen, Gülsen ablam, dünyalar seninle gülsün.
Canından çok sevdiğin annen, o Türkiye seni doğurdu,
Göreve saldı başını, nice kavgaların arasında büyüdün sen,
Sesin geliyor Üsküdar’dan, Beyoğlu sinemalarından hâlâ,
Kadının aydınlığını yaydın yiğit Anadolu kadınlarına.
Geziyorsun bebeklerle, güvercinlerle, saçlarını ay örsün: 
Gül sen, Gülsen ablam, sokaklar seninle gülsün. (HH)

Gözen Esmer’in Aydınlık Sanat ve Kültür Sayfasındaki yazısında belirttiği gibi, Türk tiyatrosuna ve sinemasına yarım asrını adayan, sadece kamera önündeki zarafeti ve asaletiyle değil; sokaktaki, paneldeki ve meydanlardaki anti-emperyalist, aydınlanmacı mücadelesiyle de Türkiye’nin en değerli sanatçılarından biri olan Gülsen Tuncer’den üzücü bir haber geldi. Bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden usta sanatçının, rahatsızlığının artması üzerine İstinye Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındığı öğrenildi. Sanatçının rahatsızlığının duyulmasının ardından, kitle örgütlerinden ve sanat dünyasından peş peşe vefa, dayanışma ve destek mesajları geldi.

‘SANATINI TERTEMİZ TUTMUŞ BİR SANATÇI’
Gülsen Tuncer için destek mesajı veren Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür, usta sanatçının her zaman vatansever bir tutum aldığını dile getirdi:
“Tiyatro oyunculuğundan seslendirme sanatçılığına, bestecilikten akademisyenliğe, sanatın birçok alanında son derece verimli işler yapan Sayın Gülsen Tuncer’in sağlığına kavuşacağına yürekten inanıyorum. Durmak bilmeyen, çok çalışkan, azimli bir kadın olarak bu hastalığı yeneceğine eminim. Gülsen Tuncer’in sanatçılığında şaşmaz bir ibre olarak vatanseverliğini görürüz. Cumhuriyet’e, devrimlerimize, Atamıza bağlılığı ve milletine olan sevgisi, adeta ses tonuna işlemiştir. “Onu Türkiye aleyhine bir işte göremezsiniz; sanatını, vatanseverlik ölçütlerinde tertemiz tutmuş bir sanatçıdır. Söylemleri hep vatanımız ve mazlum insanımız içindir. Bazı sanatçılardaki Türkiye’nin üzerine basarak kabul görme tarzını düşündüğümüzde, Gülsen Tuncer gibi sanatçılarımızın neden değerli olduklarını daha iyi anlayabiliriz. Cumhuriyet Kadınları Derneği olarak verdiğimiz vatan ve kadın mücadelesinde daima yanımızda oldu. En son mart ayında, RTÜK’le düzenlediğimiz Çalıştay için, İstanbul’dan kalkıp geldi. Sevgili Gülsen Tuncer’e vatan, emek, kadın, namus mücadelemizde çok ihtiyacımız var.”
‘TÜRK GENÇLİĞİNİN YANINDAN HİÇ AYRILMADI’
Türkiye Gençlik Birliği Genel Başkanı Mirza Çelik, Tuncer’in her zaman üniversitelere koşarak geldiğini dile getirdi:
“Sevgili sanatçı, usta tiyatrocu Gülsen Tuncer, Cumhuriyet’in bize kazandırdığı aydınlanma birikiminin çok değerli bir temsilcisidir. O, sanatını hiçbir zaman toplumdan kopuk bir uğraş olarak görmemiştir. Türk gençliğine yol göstermeyi kendine bir dava bilmiştir. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne Filistin kefiyesiyle çıkacak kadar cesur, Filistin’de, İran’da, Lübnan’da yaşananlara kayıtsız kalmayacak kadar duyarlı bir sanatçıydı. Bu duruşuyla bize, sanatın gerçek toplumsal misyonunu hatırlattı. Gülsen Tuncer, Türkiye Gençlik Birliği’nin yanından hiç ayrılmadı. 19 Mayıs’ın 100. yılında düzenlediğimiz ‘Yüz Yılın Şöleni’nde bizimle sahneyi paylaştı; çağırdığımız her üniversiteye, her etkinliğe koşarak geldi. Biz gençlere, Cumhuriyet’le birlikte kazandığımız hakları, değerleri anlattı. O, önümüzü aydınlatan bir isim oldu.”

USTALARIN TORNASINDAN GEÇEN BİR ÖMÜR

Gülsen Tuncer, 55 yılı aşan sanat serüveninde yeteneğini entelektüel birikimiyle ve tükenmez bir emekle harmanladı. 1945 yılında Adana’da dünyaya gelen Tuncer’in sanat yolculuğu, İstanbul Kız Lisesi ve Tarhan Koleji’ndeki ortaöğrenimiyle başladı. Tuncer ardından İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdi. Ayrıca dönemin en prestijli kurumlarından LCC (Language and Culture Centre)’de eğitim gördü. Konservatuvar yıllarında Yıldız Kenter, Ayla Algan, Melih Cevdet Anday ve Beklan Algan gibi Türk tiyatrosunun kutup yıldızlarının tornasından geçen sanatçı, usta-çırak ilişkisine her zaman büyük önem verdi. Profesyonel tiyatroya 1968 yılında, dönemin en yenilikçi sahnelerinden Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nun “Zilli Zarife” oyunuyla adım attı.

Tiyatro sahnesi onun için sadece bir oyun alanı değil, aynı zamanda toplumsal bir kürsüydü. Grup 6 Tiyatrosu’nun kurucu ortakları arasında yer alarak bağımsız tiyatro üretimine de büyük katkılar sundu. Kendi yazdığı ve okuduğu tek kişilik okuma seansları, şiir dinletileri ve müzikli gösterilerle sanatını her daim halkla buluşturdu.

YEŞİLÇAM’IN GÖRÜNMEZ EMEKÇİSİ

Sanat dünyasında birçok isim sadece sahne ışıklarının altını tercih ederken, Gülsen Tuncer sinemanın arka planındaki o zorlu mutfağa da büyük bir tutkuyla girdi. O, Yeşilçam’ın görünmez kahramanlarından, en büyük emekçilerinden biriydi. Süreyya Duru ve Lütfi Akad gibi sinemamızın dev yönetmenleriyle birlikte 40’a yakın filmde asistanlık ve yapım yönetmenliği yaptı; şarkı sözleri yazdı, besteler üretti. Geçtiğimiz yıllarda verdiği bir röportajda tiyatro ve sinemayı “sağ ve sol eline” benzeten sanatçı, bu iki disiplinin birbirini nasıl beslediğini şu sözlerle anlatmıştı:

“Tiyatro ve sinema benim için sağ ve sol el gibi, ikisi birlikte birbirini besler. Keşke sinemaya daha çok ağırlık vermiş olsaydım, benim hayatımdaki en büyük pişmanlığım budur. Ama yaşam sana öyle bir rota çiziyor ki onun dışına fazla çıkamıyorsun. Pişmanlıklarımdan çok şükürlerim var. İyi ki bu sektör içinde ülkeme yararlı olma fırsatını bir nebze bulabildiysem benim için çok büyük şeref.”

MEDYADAKİ ÇÜRÜMEYE NET TAVIR ALDI

Yakın dönemde “Aşk-ı Memnu” dizisinde canlandırdığı “Arsen Hanım” karakteriyle televizyon izleyicisinin ve genç kuşakların belleğine asil, dürüst ve tavizsiz bir figür olarak kazınan Tuncer, sektördeki ahlaki yozlaşmaya ve ticari kaygılara karşı her zaman dik bir duruş sergiledi. Bir projeyi kabul etmeden önce koyduğu kesin ve net kurallar vardı. Bu kuralları şu sözlerle özetliyordu:

“Benim çalışmam biraz güç. Kurallarım var; şiddet olmayacak çalıştığım projede. Negatif unsurlar olmayacak, bir de aile kavramını zedeleyici unsurlar bulunmayacak. Bunları belirttiğiniz zaman sektörde 6 ayaklı kedi istiyor gibi oluyorum.”

ÖRNEK BİR CUMHURİYET KADINI

Onun bu tavizsiz tutumu, Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD)’nin düzenlediği “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medyanın Sorumluluğu” başlıklı panelde yaptığı tarihi konuşmada bir manifestoya dönüştü. Tuncer, reyting uğruna televizyon ekranlarından pompalanan şiddetin, yemek programlarındaki basit kavgaların bile toplumdaki şiddet güdüsünü harekete geçirdiğini ifade etti. Çürümenin zehirli bir atmosfer yarattığını belirten usta oyuncu, meselenin kökenine inerek Sümer tabletlerine uzanan bir tarihsel perspektif sundu:

“Sümer tabletlerinde eşit iş, eşit yurttaş ibaresi geçer. Bu o zamanlardan beri bir sorun. Biz kadın ve erkeklerin toplumda hak sahibi olarak eşit olmalarından yanayız. İşin özü kadın-erkek ortaklığıdır. Tek başımıza hiçbir şey değil, hep birlikte her şeyiz.” FETÖ’nün düzenlediği Ergenekon tertipleri döneminde kumpas kurulan vatanseverlere destek veren öncülerden biri olan Tuncer, Vatan Partisi’nin ve TGB’nin Türkiye’nin dört bir yanında yürüttüğü bağımsızlık, aydınlanma ve emek mücadelelerinde her zaman en önde yer aldı.

BAVULDAKİ İLK EŞYA: FİLİSTİN KEFİYESİ

Tuncer, emperyalizme karşı mücadelesini ve ezilen milletlerle olan dayanışma duygusunu son olarak 61. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de tüm Türkiye’ye gösterdi. Korteje boynunda Filistin kefiyesiyle katılarak yürekleri titreten Tuncer, bu eyleminin ardındaki derin hümanizmi şu sarsıcı ifadelerle dile getirmişti:

“Gülüyoruz, eğleniyoruz, filmler seyrediyoruz ama yüreğimizin çok önemli bir yeri kanıyor. Orada insanlar ölüyor, kadim şehirler batıyor, yaşam çöküyor. Bu çok çirkin ve haris bir dünya politikası yüzünden oluyor. Festivale gelirken bavuluma koyduğum ilk eşya kefiyeydi. İlk onu koydum unutmayayım diye. İsrail’in saldırıları sadece Filistin’in değil, dünyanın sorunudur. Bundan sadece insanlar değil; kediler, köpekler, kuşlar, doğa, toprak da etkileniyor ve zehirleniyor.” Tuncer, aynı festivaldeki açıklamalarında Türk aydınına emperyalist oyunlara karşı “zırh kuşanma” çağrısı da yaptı. Batı’dan fonlanan sanat anlayışlarına, ödül törenlerini dış desteklerle sabote eden provokatif siyasi manipülasyonlara sert tepki gösterdi. Cumhuriyet değerlerinin sarsılmaz savunucusu Gülsen Tuncer’in, verdiği bu yaşam mücadelesini de tıpkı Ergenekon barikatlarındaki o dik duruşu gibi dirençle aşmasını yürekten temenni ediyoruz.

‘AYDINLANMA MÜCADELEMİZİN SARSILMAZ NEFERİ’
Türkiye Sanatçılar Birliği Genel Başkanı T. Murat Demirbaş ise Tuncer’in aydınlanma mücadelesinin öncülerinden olduğunu ifade etti:
“Gülsen Tuncer, yalnızca sahne ve perde yeteneğiyle değil; eğilip bükülmeyen, tavizsiz aydın karakteriyle de Türk sanat tarihinin yüz akıdır. O, sanatı piyasanın çürütücü çarklarına, Batı merkezli fonların dayatmalarına ve yozlaşmaya hiçbir zaman teslim etmemiştir. Hayatının her döneminde milli kültürümüzü, bağımsızlık bilincini ve Cumhuriyet’in aydınlanma meşalesini büyük bir cesaretle taşımıştır. Hem Yeşilçam’ın mutfağında akıttığı terle hem de emperyalizme karşı meydanlarda gösterdiği sarsılmaz duruşla, sanatçının topluma karşı sorumluluğunun en güzel örneğini sergilemiştir. TSB olarak bu büyük ustamızın iradesine ve direncine sonuna kadar güveniyoruz. O, aydınlanma mücadelemizin sarsılmaz bir neferidir, tez zamanda ayağa kalkıp yeniden aramıza dönecektir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir