Sabah yazarından çarpıcı ‘Perinçek ve Bahçeli’ yorumu

Gazetesindeki köşe yazısında çarpıcı saptamalarda bulunan Sabah yazarı Salih Tuna, Türkiye’nin ABD operasyonel kuvveti Gladyo ve “kara kuvveti” PKK ile savaşında MHP lideri Bahçeli ve Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek’in duruşunu yazdı. Tuna, Gladyo’yla savaşın başlamasıyla birlikte her iki liderin “kıyasıya muhalefet” yapmaktan vazgeçtiklerine, “aynı gemideyiz” dediklerine ve bunun da “bedel”ini ödediklerine işaret etti.

İşte Salih Tuna’nın “Erdoğan buna nasıl sabrediyor?” başlıklı yazası!

Ne zamanki Gladyo’yla savaş başladı MHP Genel Başkanı Bahçeli ve Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek kıyasıya muhalefet yapmaktan vazgeçti.

“AYNI GEMİDEYİZ” DEDİLER, BEDELİNİ DE ÖDEDİLER’

Erdoğan ve AK Parti’yle “aynı gemideyiz” dediler, bedelini de ödediler.

Bahçeli’ye stepne ve koltuk değneği diye hakaret ettiler. Müstekreh (iğrenç-FÖ) karikatürlerle çemkirdiler. İstediklerini elde edemeyince de partisini böldüler.

Şayet Bahçeli, 7 Haziran seçimleri ardından Kılıçdaroğlu vekâletiyle HDP’nin “Başbakanımız ol” yollu teklifini kabul etseydi partisini bölen “eşhas” tarafından “kahraman” ilan edilecek, İYİ Partili profesyoneller de ikbal için peşinde dolanacaktı…

Perinçek mi?

AK Parti döneminde onca yıl mahpus damında yatmış olmanın hıncıyla tavır alacağını, yani Gladyo’ya karşı savaşı görmeyecek kadar Erdoğan nefretiyle gözlerinin kör olacağını bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı. Hayal kırıklığı da çok geçmeden öfke ve nefrete dönüştü. “Akepe yalakası, dönek…” gibi lakırdılara maruz kaldı.

Mehmetçiğin teröre karşı verdiği mücadeleye “Saray Savaşı” diyerek aşağılamaya çalışan bozguncuları deşifre ederek, “Bu vatan savaşıdır” dediği için korkunç bir “mahalle baskısına” maruz kaldı.

İşin garibi…

Başkan Erdoğan’a düşmanlık yapmadığı için AKP’liler bile eski defterleri açarak kriminalize etmeye çalıştılar.

Şuracığa minik bir parantez açalım: AK Parti – AKP tefriki veya tasnifi fakire aittir. Tarif tasnifi yapanındır. Bundan 8 yıl mukaddem şöyle tanımlamıştım: AK Parti’yi Erdoğan’dan yani ruhundan sinsice kopartmaya çalışanlara AKP’li denir. Zaten bunların birçoğu ayrıldı. Ayrılmayanlar da nemalanmaya devam eden sinsi fırsatçılardır. Nokta. Parantezi kapattık.

Peki, dün kıyasıya muhalefet yapan Bahçeli ve Perinçek, müstevli kuşatmasına karşı Erdoğan’ın yanında yer alırken, dün Erdoğan’ın sayesinde cumhurbaşkanı, başbakan ve bakan olanlar ne yaptı, ne yapıyor?

Gül sırf eşi başörtülü diye cumhurbaşkanı olmasını engellemeye çalışan CHP’nin çatı adayı olacaktı.

O kadar “başkalaştı” ki, “Siz içeriye çekidüzen vermezseniz, darbe ve dış müdahale kaçınılmaz hale gelir” bile dedi.

Sizin anlayacağınız, Cumhurbaşkanlığına aday oldu diye nerdeyse bu ülkede darbe

olacağını unutarak, “darbe dinamiğine” gerekçe üretti.

Eski bakanlardan Babacan için bilmem kelime yakmaya değer mi? Gül’ün desteklediğini söylemek yeter herhalde.

Malumunuz, bir de Davutoğlu var. Merhum Erbakan 40 yıl siyasi mücadele verdi, onun kadar uzun süre başbakanlık yapamadı. “Benim zihnimden bile Erdoğan aleyhine tek bir söz geçmeyecek” diyordu, şimdi demediğini bırakmıyor.

Ortak özellikleri, Kılıçdaroğlu’nun “Dostlarımızla iktidar olacağız” sözüne mazhar olmaları. Pardon, müstahak mı deseydim?

“İHANETTEN’ DAHA KORKUNCU YOKTUR’

“İhanetten” daha korkuncu yoktur. Sayın Erdoğan buna nasıl sabrediyor bilemiyorum.

Zor, çok zor. Allah güç, kuvvet versin…

Ben kendi payıma asla sabredemezdim. Zaten bu yazıyı da daha fazla sabredemediğim için yazdım. Kaldı ki bizimkisi “ihanete” uğramak falan da değil.

Anlatayım:

İtalya’nın münasebetsiz Başbakanı Mario Draghi, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a “Diktatör” deyince AK Parti’den ayrılıp Babacan’ın partisine geçen Mustafa Yeneroğlu adlı şahıs şöyle bir tweet attı: “TDK sözlüğüne göre diktatör bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan zorba kimseye denir. İki nitelik de fazlasıyla var. Yokmuş gibi mi yapalım? Aksini iddia ettirmek de diktatörlüğün teyididir. Yoksa sadece İtalyan Başbakanı söyleyince mi rahatsız oluyorsunuz?”

Bakalım bu liyakat bezirgânının dostları ne diyecek?

Zira Başkan Erdoğan’ın casus olarak nitelendirdiği birini “aktivist” tesmiye ederek (adlandırarak-FÖ) arkaladığı için Turgay Güler ve ben eleştirmiştik de demediklerini bırakmamışlardı.

AK Parti’de 3 dönem milletvekilliği yapan bu şahıs ayrılma nedenini, “AK Parti’den çocuklarımın yüzüne bakabilmek için ayrıldım” şeklinde açıkladığında, “Peki sen 3 dönem çocuklarının yüzüne nasıl baktın, halen milletvekili maaşını çocuklarının kursağından nasıl geçiriyorsun, madem öyle milletvekilliğinden de istifa etsene…” demiştim.

Gelgelelim, AK Parti’de aktif görev yapmaya devam eden o dostları susmuştu.

Onlara da “Çocuklarınızın yüzüne nasıl bakıyorsunuz?” demeye getirmesine rağmen susmalarına bir anlam verememiştim.

Başkan Erdoğan’a, yani liderlerine “diktatör” diyen bu adama bakalım ne diyecekler?

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir