Şizofrenik muhalefet tarzı ya da muhalefetin şizofrenisi

Allahlık bir muhalefet tarzı var ülkemizde; siyasi iktidar ne yaparsa kötü yapar, hepsine karşı çıkılmalı!

Ancak daha derinden incelendiğinde işin aslının bu kadar basit olduğu sanılmamalıdır.

Saf sazanlar için belki bu tarz niteleme doğru olabilir ama işin esasında ölçüt ABD-İsrail çıkarlarıdır.

Vakti zamanında siyasi iktidar ABD ile işbirliği yaparken uyguladığı ve PKK’yı palazlandırdığı Açılım politikası karşısında “teslim olup silah bırakmamış terör örgütüyle masaya oturulmaz, mücadele edilir” görüşü savunularak cepheden karşı çıkılacağına, “Açılımı Meclis uygulasın” görüşü ileri sürülür. Tersinden bir başka örnek, ABD-İsrail terör koridorunu boşa çıkaran Suriye operasyonlarına “Suriye’de ne işimiz var?” denilerek karşı çıkılmasıdır. Niçin karşı çıkılıyor vatanımızın geleceğini belirleyen böylesine tarihsel olaylara? Karşı çıkılıyor çünkü ABD çıkarlarına ters operasyonlar!

En son hastalıklı muhalefet tarzının görüldüğü olay 5 Mart Putin-Erdoğan zirvesinde cereyan etti.

FETÖ çabalarını anlıyoruz da kendisine Atatürkçü adını verenleri anlamak mümkün değil!

Bu konuda aydınlatıcı bir yazıyı Başyazı olarak köşemize alıyoruz.

KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgilerine!

Putin Emmerson Mnangagwa’ya ne mesaj verdi?

Şimdi de, II. Katerina heykeli tantanası koptu. Putin, Erdoğan’a ağır mesajlar vermiş. Zimbabve Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa da Putin tarafından aynı heykelin önünde ağırlanmıştır. İnsan bu şizofrenik muhalefete bakınca düşünmeden edemiyor: Putin, Emmerson Mnangagwa’ya ne mesaj vermiş olabilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki 5 Mart Moskova zirvesi ve anlaşması tarihi bir dönemeçti. Her iki lider, Türkiye ile Rusya’yı savaştırmak için çırpınan borazancıların seslerini bir güzel kıstılar. Aklıselim galip geldi. Çünkü tarihi tecrübe gösteriyor ki, iki ülkenin savaştığı dönemlerde iki ülke de kaybediyor. İki ülkenin işbirliği yaptığı dönemlerde ise (Millî Mücadele dönemi ve günümüz) iki ülke de gelişiyor, kazanıyor. Türkiye-Rusya çatışması yalnızca ABD ve dostlarını sevindirecek bir gelişmeydi, olmadı.

KAZANÇLARIN KAZANCI

M4, M5, Serakib, gözlem noktalarının konumu, HTŞ vb. konular halen tartışılıyor. Kim ne kazandı, ne kaybetti… Aslına bakarsanız bunların hepsi ayrıntı. Moskova anlaşmasının tarihi yönü, iki ülkenin birbirini kazanmasıydı. Kazançların kazancı işte budur.

Türk-Rus ilişkilerinin doğası mı acaba? Yine savaşın eşiğindeyken birbirlerine mecbur olduklarını keşfettiler. 1916’da savaşıyorduk, 1917’de silah ve kader arkadaşı olduk. 2015’te Rus uçağı düşürdük, 2016’da barışıp 2017’de Astana’da ortak olduk. 28 Şubat 2020’de gerilim zirvedeyken, 6 gün sonra, 5 Mart 2020’de işbirliği iradesi zirveye çıktı.

Şüphesiz iki ülkenin birbirini kazanma yönünde gayret sarf etmesinin bazı nesnel nedenleri var. Her iki ülkenin birbiriyle kurduğu ekonomik ilişkiler ve güvenlik ihtiyaçları bu kazanma çabasını “mecbur” kılıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Moskova dönüşünde uçakta yaptığı açıklamalarda Rusya ile ilişkilerimizin “Başka hiçbir şeye benzemediğini” ifade etti. Doğalgaz, Türk Akımı, turizm, nükleer enerji, savunma sanayii, ticaret hacmi gibi konulara dikkat çekti. Dahası Rusya ile “üçüncü ülkelerde işbirliği (Libya, Suriye)” aşamasında olduğumuzu da belirtti. Benzer ifadeler Rusya tarafından da kullanıldı.

YUMURTA KÜFESİNİ SIRTLAYANLAR VE SORUMSUZLAR

Özetle, iki ülke birbirine mecbur. Bu mecburiyete karşın, iç cepheden kimi sorumsuzlar Erdoğan sanki diplomatik bir görüşmeye değil de Rusya üzerine sefere çıkıyormuş gibi bir baskı yarattılar. İlginç bir şekilde “Rusya’dan hesap sorulması” söyleminde MHP, CHP, İyi Parti ve Gelecek Partisi buluştu. Hükümet yanlısı basında görüşmenin yapılacağı gün mehter havası varken, muhalif konumdaki Sözcü de onlardan geri kalır durumda değildi: Erdoğan gitmeli ve Putin’den şehitlerimizin hesabını sormalıydı. Atmosfer öyleydi ki, sanki iki devlet başkanı görüşmüyor da liseli çocuklar okul çıkışında kavga için sözleşiyordu.

Sorumsuzluk böyle bir şeydir. Sorumsuz olduğunuz zaman ülkeye maliyetini ve başarı ihtimalini hesaplamadan Şam’ı, Halep’i, Lazkiye’ye fethetmeyi önerebilirsiniz. Ya da Putin’in yakasına yapışma önerisini manşetlerinize taşıyabilirsiniz. Nasıl olsa yumurta küfesi sizin sırtınızda değil. Küfe devrilmiş, yumurtalar kırılmış ne gam. Küfe devrilince, yumurtaların hesabı yine küfeyi sırtında taşıyandan sorulacaktır. Vatan Partisi Cumhurbaşkanını İdlib’de “tuzağa çekildiği” konusunda uyarırken, aslında küfeyi omuzluyordu. Yumurta küfesi devrilmemeli yani Türkiye, ABD tehditlerine karşı müttefikleri olan Rusya, İran ve Suriye ile savaşa sürüklenmemeliydi.

Siz anlaşma metniyle ve ülkenin kazanımlarıyla ilgilenirsiniz ama sorumsuzun derdi başkadır. Bu kez “Putin Erdoğan’ı II. Katerina heykeli önünde ağırladı” tantanası koptu. Neymiş, Katerina 11 kez Osmanlı’yı yenen bir Çariçe’ymiş. Keza Putin ve Erdoğan görüşürken Rus askerlerinin Balkanlarda ilerleyişini anlatan bir başka heykel de arkalarında görünüyormuş. Böylece Putin, Erdoğan’a ağır mesajlar vermiş oluyormuş.

AMERİKANCILIK VE ŞİZOFRENİ

Hâlbuki tarihte Osmanlı’yı 11 kez yenen bir Çariçe bulunmamaktadır. Üstelik Katerina heykeli de Balkanlar heykeli de onlarca yıldır Kremlin’de hep aynı salonda ve aynı yerde duruyor. Bizdeki Atatürk portreleri gibi. Sırf muhalefet olsun diye tarih dışı komplolara sarılmak neyle açıklanabilir peki? Muharrem İnce’nin söylediği gibi şizofreni olabilir mi? Saf olanlar için bu söylenebilir belki. Ama bu komploları asıl köpürtenlerin amacı belli: Türk-Rus düşmanlığı yaratmak. Yani halis muhlis Amerikancılık. Ama dostluk ihtiyacının nesnelliği ile kıyaslanınca beyhude bir çaba olarak kalmaya mahkûm.

Zimbabwe’s President Emmerson Mnangagwa, left, and Russia’s President Vladimir Putin during a meeting at the Moscow Kremlin on Jan. 15, 2019. (Mikhail Klimentyev/TASS/Zuma Press/TNS)

Zimbabve Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa da Putin tarafından diğer bütün liderler aynı heykelin önünde ağırlanmıştır. Hatta Putin, Rus ilkokul talebelerini bile aynı salonda ağırlıyor. İnsan bu şizofrenik muhalefete bakınca düşünmeden edemiyor: Putin, Emmerson Mnangagwa’ya ne mesaj vermiş olabilir acaba? (Utku Reyhan)

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir