Yavaş yavaş unutturulan bayramlar arasında Dil Bayramımız kutlu olsun!

Yavaş yavaş unutturulan Dil Bayramı olarak kutladığımız Türk Dil Kurumu (TDK’nin) ilk kurultayının 88’inci yıldönümü resmi ya da devlet eliyle olmasa da çeşitli kuruluş, kitler örgütü, sendika ve partilerce kutlanıyor.

Cumhuriyet devrimleri içinde en önemlisi ve bin yılda bir kez yapılabilecek olan, Atatürk’ün Büyük Taarruzla eşleştirdiği Yazı Devrimi ve onu izleyen Dil Devrimini koruyup geliştirecek Türk Dil Kurumu (TDK’nin) ilk kurultayının yapıldığı 26 Eylül gününü uzun zaman Dil Bayramı olarak kutladık. Sonra Atlantik sürecinde “küçük Amerika” olmaya karar verildiği süreç içinde Türkçe yabancı dillerin boyunduruğuna girince, bağımsızlığını yitirince tedricen unutturuldu.

Selçuklu döneminde Farsça ve Arapça hâkim hale geldiği dönemde Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından 13 Mayıs 1277’deki fermanıyla Anadolu’da ilk kez devlet dili olarak kabul edilmesinin üzerinden tam 743 yıl geçti. Bu birinci hamleydi.

İkinci hamle ise 8 asır sonra geldi.

Dil konusunda:

“Milli şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.”

“En iyi müdafaa usulü taarruzdur. Şu halde dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım; ağacı bir defa silkeleyelim: görelim hangi çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır…”

“Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

“Ülkesinin yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır…” diyen Mustafa Kemal Atatürk Dilin Büyük Taarruzunu yaptı.

Doğu Tabletleri: Elli İkinci Tablet, Dil Ata*
Bilge eğilmiş üstüne büyük Asya’nın,
Yıllardır, kaldırmamış başını sanki.
Kucağına almış gölleri, ırmakları, dağları.
Gözetliyor Bağdat’ın bilgi kulesinden,
Çalkalanan bozkırda insan alaylarını.
Vardım eşiğine yüzümü sürdüm,
Dedim, Dil Ata, kapına geldim, yana yana,
Bir andaç ver, ana sütü olsun ağzıma.
Dedi: Nasıl akarsa kendi karızında su,
Çağladım ben de Türk boylarının arasında,
Divane oldum Türk dilinin yollarında.
Bilmiyorum gerçek midir, düş müdür?
Parmaklarımdan ışık akıyor ceviz masaya,
Yazarken eriyor divit, tutuşuyor kâğıt,
Buluyorum kendimi burçların ortasında.
Ne istersen iste ozan, veririm elbet.
Dedim: Asya’nın bütün çiçeklerini istesem,
Bulabilir miyiz öyle ulu bir sepet?
Kolay, dedi Dil Ata, Divanül Lügat’ı açtı:
Nasıl da bayıltıcı kokuyorlar, ah!
Yazının renkleri, toprağın bezekleri…
Dedim: İstesem sizden, Asya’nın kuşlarını,
Hangi kafese koyup vereceksiniz?
Kolay, dedi Dil Ata, Divanül Lügat’ı açtı:
İşte, Asya’nın bütün kuşları burada,
Ne kadar da tatlı şakıyorlar, bak!
Cangözüme göründü betiğin berrak özü:
Dilimde kuş öttü, yüzümde çiçek bitti!
Dil Ata dedi: Tez ol, çevik ol, atla şiir atına,
Al bu hazineyi götür, ne ararsan burada.
Güle güle git sevgili ozan, ama unutma,
Nesnesi düşmesin yere, artsın eksilmesin,
Armağan olsun, Kaşgarlı’dan toruna:
Kökleştirin, ekleştirin, ulaştırın, üleştirin!
*Kaşgarlı Mahmud’a selam olsun… 26 Eylül Dil Bayramımızın 88. yılı kutlu olsun.
Devrimci şair Hüseyin Haydar
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir