Yazıcıoğlu’nun şehit edilmesi kesinlikle kaza değil

Türkiye’de 2014 yılından bu yana iki çizgi mücadelesi gittikçe şiddetlenmektedir.

Mücadele, Amerikancı güçlerle vatanseverler arasında cereyan etmektedir.

Bu mücadelenin en şiddetli hali bir çarpışma şeklinde 16 Temmuz 2016 tarihinde vuku buldu.

ABD-NATO Gladyosu FETÖ ile ordu-millet birliği arasında cereyan etti.

Günümüzde de ABD ile Türkiye vatanseverliği arasında çarpışmalar sürmektedir.

Bir yanda 38. NATO Zirvesi Ankara’da toplandı.

Ardından Adalet Bakanlığı NATO Gladyosunun gerçekleştirdiği Yazıcıoğlu dosyasını yeniden açıp masaya yatırdı.

MİLLİ KUVVETLERLE NATO’YA TESLİMİYETÇİLER ARASINDA TARİHİ BİR ÇARPIŞMA

Ulusal Kanal’da Çıkış Yolu programında Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’e Yazıcıoğlu olayı soruldu. Dr. Perinçek, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehit edilmesinin kesinlikle bir kaza olmadığını, arkasında TSK ve emniyet içine sızmış geniş bir ABD-FETÖ/Gladyo ağının bulunduğunu belirtti. Operasyonun Ankara’daki NATO zirvesinin hemen ardından başlamasına dikkat çeken Perinçek, Türkiye’de “milli kuvvetler ile NATO’ya teslimiyetçiler” arasında tarihi bir çarpışma yaşandığını vurguladı.

YAZICIOĞLU SUİKASTI TEKNİK AÇIDAN BAMBAŞKA

Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehit edilmesinin, Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu suikastlarıyla, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından uygulanmış olması bakımından benzeştiğinin altını çizen Dr. Perinçek, “Ancak teknik açıdan hiç benzemiyor. Uğur Mumcu suikastında arabasında patlayan bir bomba var; birkaç kişinin uygulayabileceği bir eylem. Eşref Bitlis suikastında düşürülen bir uçak var; o da az sayıda personelle yapılabilir. Fakat Muhsin Yazıcıoğlu suikastı bambaşka.” ifadelerine yer verdi.

Dr. Perinçek açıklamalarının devamında şu ifadelere yer verdi:

“Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği helikopterin üzerinden Türk Silahlı Kuvvetleri Hava Kuvvetleri’ne ait jet uçakları uçuyor. Bu jetler yaptıkları gaz yayınıyla, helikopterin oksijenini vesaire keserek düşürüyor. Bu kesinlikle bir kaza değil, bilinçli bir düşürme eylemidir. İş burada da bitmiyor; helikopter düştükten sonra içindekilerin sağ kaldığı görülünce, suikastı yapan organizasyon tarafından ikinci bir helikopter yollanıyor. Helikopterden inenler kalanları şehit ediyor. Ardından üst düzey emniyet görevlileri devreye girerek arama kurtarma birliklerini yanlış yönlere sevk ediyor ve delillerin üzeri kapatılıyor. Cihazlar çalınıyor, sonradan gelenlerin çektiği videoları bulunduran kişiler veya yakınları şüpheli şekilde öldürülüyor.

“Görüldüğü üzere Hava Kuvvetleri’nin o zamanki çok üst düzey komutanlarından emniyet içindeki ağlara kadar uzanan, çok geniş bir FETÖ ağı var. Bu suikastın üzerine yürünmesi, FETÖ’nün bugüne kadar koruduğu merkezi unsurları tehdit ettiği için çok önemlidir.”

YAZICIOĞLU, ABD-İSRAİL’İN TÜRKİYE PLANLARINA MUHALİF OLDUĞU İÇİN KATLEDİLDİ
Dr. Perinçek, Yazıcıoğlu’nun neden hedef olduğu sorusuna verdiği cevapta, Yazıcıoğlu ile yakın tanışıklığı olduğunu belirterek, “2004 yılının şubat ayında Sayın Tayyip Erdoğan bir televizyon programında ABD’nin Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanlarından biri olduğunu ifade etmişti. Biz o günlerde Muhsin Yazıcıoğlu ile buluştuk, görüştük ve dedik ki: ‘Bu kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye’nin başbakanı başka bir devletin hiyerarşisi içinde görev yapamaz. Bu durum anayasaya aykırıdır.’ Hatta bunu dönemin Cumhurbaşkanına götürüp Başbakanın azledilmesini talep etmeyi kararlaştırdık. Üçüncü bir kişi olarak Deniz Baykal’ı aradım ama kendisi ‘Cumhurbaşkanını zor durumda bırakırız’ diyerek çekindi.” değerlendirmesinde bulundu.
Dr. Perinçek cevaplamaya devam ederek, “Sorunuza dönersek; Muhsin Yazıcıoğlu’nun başlangıçta Fethullah Gülen ile yakın ilişkileri vardı, bunu gizlemiyordu da. Fakat zaman içerisinde Fethullah Gülen’in “İkinci İsrail” planı içindeki rolünü, ABD ve Mossad’la ilişkilerini kavrayınca aralarına büyük bir soğukluk ve gerginlik girdi. Nitekim o dönem Kuzey Irak ve Suriye’deki büyük bir Kürt aşiretinin reisi beni ziyaret ettiği gibi onu da ziyaret etmişti. Aşiret reisi bize ABD-İsrail’in Kürdistan projesinde yer almayı kabul etmediklerini ve Türk devletiyle hareket etmek istediklerini iletmişti. Muhsin Yazıcıoğlu da benim gibi bu konuda çok net, milli bir tavır aldı. İşte bu yüzden hedef haline geldi. Tıpkı Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu gibi, ABD ve İsrail’in Türkiye’deki planlarına karşı bir engel oluşturduğu için Gladyo tarafından şehit edildi.” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE MİLLİ KUVVETLERLE NATO’YA TESLİMİYET GÜÇLERİNİN ÇARPIŞMAKTADIR

Dr. Perinçek, Ankara’da NATO Zirvesinin yapıldığı günlerde Yazıcıoğlu dosyasının yeniden açılmasını nasıl değerlendirdiği soruna verdiği cevapta, bunun çok manidar olduğunu belirterek, “Bir yanda NATO zirvesinde Mehmetçiğin NATO’nun emrine verilmesi, adeta kanının satılması gibi AK Parti iktidarının ağır uygulamaları sahnelenirken; diğer yanda zirveden 3-4 gün sonra birdenbire NATO Gladyosu’na karşı Muhsin Yazıcıoğlu suikastıyla ilgili Adalet Bakanlığı’nın operasyonu başlıyor. Burada Türkiye’de çarpışan iki gücü görüyoruz. Bir yanda NATO’ya teslimiyet güçleri var, diğer yanda ise NATO’nun Türkiye’deki Gladyosu’nun üzerine giden milli kuvvetler var. Bu, tarihi bir çarpışmadır.” yorumunda bulundu.

Perinçek açıklamasını sürdürerek, “Burada Aydınlık Gazetesi’ni ve Ulusal Kanal’ı kutluyorum. Ankara temsilcimiz İsmet Özçelik jet uçakları gerçeğini ilk defa Türkiye’ye duyurmuştu. Özlem Konur Usta’nın hazırladığı son haber ise konuyu bilen uzmanlarca bugüne kadar yapılmış en mükemmel ve gerçeği yansıtan haber olarak değerlendirildi. Ayrıca partimizin MYK üyesi Nusret Senem’in ta 2014 öncesinde yazdığı “Fethullah ve Susurluk” kitabında bu suikast ilk defa kapsamlıca işlenmişti. Biz daha en başından bunun kaza olmadığını söylemiştik, bugün yaşananlar bizi doğruluyor.” ifadelerine yer verdi.

HAYAT ÇELİŞKİLERDEN İBARETTİR
Dr. Perinçek, “Bir taraftan Gladyo temizleniyor diyoruz, diğer taraftan ise NATO zirvesinde bildirilerin altına imzalar atılıyor. Aynı devlet içinde yaşanan bu çelişkiyi nasıl açıklayacağız?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:
“Hayat çelişkilerden ibaret. Fransız Devrimi’nde de Türk Devrimi’nde de hep devrimcilerle karşı devrimciler çarpışmıştır. Bugün de Türkiye’de iki temel kuvvet çarpışıyor: Üretim devrimini başarmak, ABD-İsrail’in ‘İkinci İsrail’ projesini engellemek isteyen milli güçler ile ABD güdümündeki kuvvetler. Sınıfsal düzeyde bir tarafta işçiler, çiftçiler, küçük üreticiler ve milli sermaye; diğer tarafta ise büyük faizciler, dolar vurguncuları, sıcak para komisyoncuları ve tarikat rantçıları var.
“FETÖ ile AK Parti 2014’e kadar ülkeyi beraber yönettiler, sonra savaşa tutuştular. AK Parti içinde de iki cephe var hem milli kuvvetlerin yanında duran hem de ABD-NATO cephesine göz kırpan bir denge siyaseti yürütülüyor. Ancak bir gerçek var ki, Türkiye devleti tarihi bir temizlik yaşıyor. Bugüne kadar 24 bin subay, 30 bin polis, 14 bin yargıç ve savcı temizlendi. Hapishanelerimizde ABD’nin generalleri, NATO generalleri var. Ama aynı devlet gidip NATO’nun İran ve Rusya’yı hedef alan düşmanca planlarına imza atıyor. Bunu da ‘Lider ülke olduk’ kibriyle halka yutturmaya çalışıyorlar.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir