Yeni dönemde CHP dış politikasının şifreleri

Aykut Diş’in Aydınlık’taki haberine göre, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), “mutlak butlan” sürecinin çalkantılarını atlatıyor, içeride gerçek anlamda bir değişim yaşanıyor. Tutuklu Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 38. Kurultay’da ‘değişim’ sloganıyla CHP’nin Eski Meclis Grup Başkanı Özgür Özel’i yanına alarak parti yönetimini pavyonlarda delege satın alarak ele geçirmişti. İmamoğlu’nun CHP’yi “tarihsel bagaj”larından kurtararak sözde merkezde, özde Batı’da konumlandırmaya çalışan değişimi başarıya ulaşamadı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 38. Kurultay’da iradenin fesada uğratıldığını tespit ederek Özel yönetimini yok saydı. 21 Mayıs’ta verilen kararla CHP Genel Başkanlığı, Kemal Kılıçdaroğlu’na iade edildi.

Süreç, kimi çevreler tarafından CHP içi bir “makam kavgası” şeklinde sunulsa da Kasım 2023’teki 38. Kurultay’ın ardından yaşananlar ve özellikle 21 Mayıs 2026’dan sonra girilen rota, ayrışmanın ideolojik ve siyasi köklerini ortaya koydu. Temmuz 2026 itibarıyla kamuoyunun tanıştığı “CHP Dış Politika Kurulu” bu ideolojik ve siyasi boyut ile gerçek anlamdaki değişimin önemli bir yansıması.

CİDDİYETSİZLİKTEN RESMİYETE
28 Temmuz’da bir sosyal medya paylaşımıyla gündem olan CHP Dış Politika Kurulu, partinin 2023’ten sonra ciddiyetten uzaklaşan dış politika yaklaşımları ve meseleden bağımsız olmayan millî güvenlik bakışı üzerine çalışıyor. Kamuoyu bir süredir CHP’nin dış politika yaklaşımlarını bir haber sitesindeki köşe yazılarından öğreniyordu. Kurulun ilk işi bu duruma son vermek ve yöntemi kolektifleştirerek kurumsallaştırmak oldu. Artık CHP’nin güncel dış politika gelişmelerine dair değerlendirmeleri haftalık yayınlanan resmî metinlerden öğreniliyor.
Partinin ilgili açıklamaları zaman zaman Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı haftalık ekip toplantılarıyla belirleniyor. Metinlere son halini katılsa da katılmasa da Kılıçdaroğlu veriyor.
ANTİEMPERYALİST VE VATANSEVER
Kurul ilk yazılı açıklamasında temel ilkesini “Dış politika tüm partiler için millî bir meseledir. Devletin temel dış politika ilkeleri ortaktır ve tektir.” diye bildirmişti. CHP dış politikası yeni dönemde, Kılıçdaroğlu’nun tanımıyla “antiemperyalist”, “yurtsever”, “kamucu” ve “sol” değerler üzerinden üretiliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olduğu için CHP’nin Türk dış politikasının da kurucusu olduğu düşünülüyor.
Önceki döneme göre belirgin şekilde kendisini hissettiren değişim, tabiri caizse küreselcilikten bağımsızlıkçılığa geçiş, “Kuruluş müktesebatına dönüş” olarak tanımlanıyor. CHP koridorlarında Özel ve yönetiminin Türkiye’yi dışarıya şikayet eden tavrı “kara leke” diye anılıyor. Yine Özel ve yönetimi eliyle CHP programından “Türk milleti” kavramının çıkarılması, daha sonra itirazlar üzerine bir cümleye eklenmesi “büyük utanç” olarak niteleniyor.
‘ASYA, AĞIRLIK MERKEZİ OLUYOR’
CHP’nin dış politikadaki yeni resmî görüşü “Hiper çatışma dönemi” teorisine dayanıyor. Kurul, dünyayı bir “doğum evresinde” biçiminde yorumluyor. Mevcut sistemlerin yeni bir yönetim modeli oluşturmaya yetmediği tezini benimsiyor. Tüm bu sürecin sonunda dünyanın sola yatkın adil paylaşım hedefli bir rotaya gireceği öngörülüyor. CHP ve Türkiye de sola yatkın adil paylaşım hedefli yeni düzenin temsilcisi olarak konumlandırılıyor.
Kılıçdaroğlu 3 Temmuz 2026’da “Atlantik dünyası yeniden yapılanırken, Asya küresel ekonominin ağırlık merkezi haline gelmektedir. Enerji koridorları, yapay zekâ, kritik teknolojiler, siber güvenlik ve ticaret yolları uluslararası rekabetin yeni alanlarını oluşturmaktadır. Türkiye bu büyük dönüşümü tribünden izleyemez.” ifadelerini kullanmıştı. Kurul da 2 Ekim’de “Bir yeni uluslararası düzen oluşuncaya kadar meydana gelecek kaos ortamına göre değişik boyutlarda düşünsel hazırlık içinde olunmasının zamanı gelmiş görülmektedir.” dedi.
‘TÜRKİYE, NATO’NUN İLERİ KARAKOLU DEĞİLDİR’
Tüm uluslararası kurumlar, Türkiye’nin çıkarları ve küresel krizlerdeki işlevi penceresinden ele alınıyor. NATO’ya ihtiyatlı bakılıyor, Çin ve Rusya ile ilişkilerin karşılıklı çıkarlar ekseninde geliştirilmeye devam etmesi doğru bulunuyor. Türkiye’nin hiçbir bloka bağımlı olmaması gerektiğine inanılıyor. Özel ve yönetiminin Türkiye’nin pek çok sorununun çözümü olarak gördüğü Avrupa Birliği (AB) için “Kendine faydası yok.” yorumu yapılıyor. Tersine Avrupa’nın Türkiye’ye muhtaç olduğu tezi öne sürülüyor. Sosyalist Enternasyonal’in uluslararası yayılmacı sermaye gruplarının misyoneri haline geldiği kaydediliyor.
3 Temmuz’da bu genel tutum, “Türkiye NATO üyesidir. Fakat NATO’nun ileri karakolu değildir. Türkiye Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır. Fakat Avrupa’nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye ABD ile kurumsal müttefiklik ilişkisi yürütür fakat hiçbir büyük gücün stratejik taşeronu olmaz.” Şeklinde aktarılmıştı.
Dış Politika Kurulu’nun Rus menşeli savunma sistemlerine yönelik uyarısı da dikkat çekmişti.
MAVİ VATAN VE KIBRIS’TA YENİ ÇİZGİ
Özel yönetiminin kurmayları Mavi Vatan politikasını “hayalperestlik” olarak eleştirmişti. Kurulun açıklamalarından Mavi Vatan’ı savunma hassasiyetinin yüksek olduğu anlaşılıyor. Neredeyse her hafta Yunanistan’ın adımlarına dair çözümlemeler yayınlanıyor. Yunanistan’ın ABD ve İsrail’e yaslanarak attığı şımarık adımlar yakından takip ediliyor.
Kıbrıs konusunda da Batıcı ekibin tersine “Kıbrıs Türk Devleti” perspektifi dile getiriliyor. Federasyon yerine iki devletli çözümün parçası olan bağımsız Kıbrıs Türk Devleti’nin Türkiye desteğiyle dünyaya tanıtılması önceleniyor.
Bölge ülkeleriyle ve komşu devletlerle iş birliği anlaşmaları yapılması için planlar hazırlanıyor. Bu hususta ilk olarak Ortadoğu Barış ve İş birliği Teşkilatı (OBİT) ile Mısır, Suriye, Lübnan denkleminde münhasır ekonomik bölge anlaşmaları öneriliyor.
SAVUNMA HAMLELERİNE DESTEK
CHP yeni dönemde Türkiye’nin millî savunma sanayi hamle ve projelerini de desteklemeye hazırlanıyor. Türkiye’nin savunma atılımında kırılma anının ambargolarla karşılaştığı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı olduğu ifade ediliyor. 1974’ten beri bütün hükümetlerin bu süreçte irili ufaklı payı olduğu belirtiliyor. Hamle ve projelere değil, devlet hamlelerinin hükümet başarısı olarak gösterilmesine itiraz edileceği not düşülüyor.
Dış politika ve millî savunma sanayi konularının bütün partiler açısından siyasi rekabetin dışında tutulması için öneriler üzerine çalışılıyor.
GOOGLE'da KıvılcımHaber

‘S-400’ÜN ELDEN ÇIKARILMASI BOŞLUK YARATIR’

CHP Dış Politika Kurulu 2 Ekim’de Rus menşeli savunma sistemi S-400’lerle ilgili olarak,

“Türkiye envanterindeki en etkili hava savunma sistemi hâlâ S-400’ler olmaya devam etmektedir. F-35 veya başka bir gerekçeyle bu sistemlerin elden çıkarılması Türk hava sahasında telafisi mümkün olmayan boşluklar yaratacak ve Türkiye’ye hasmane veya tehdit olmak yolundaki devletleri cesaretlendirecektir. Bu düşüncenin bir daha gündeme getirilmemek üzere ortadan kaldırılmasında hayati çıkar görülmektedir. F-35’in performansı, Türkiye’nin proje dışı bırakılmasından sonra geçen süre içerisinde son derece düşmüş ve kullanımı diğer ülkeler için kısıtlanmıştır. Türkiye bu ihtiyacını KAAN milli uçak ve Eurofighter tedarikleriyle programlamış olup F-35’in tekrar envantere girebilmesi pratik sebeplerle de mümkün görülmemektedir.” açıklamasını yapmıştı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir