Çamaşır suyu günleri

İnsanoğlunun karanlık bir tünele girdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu tünelin sonunda elbette bir ışık var ama geçerken tüm hayatımız, anılarımız, sevdiklerimiz, hayal kırıklıklarımız, üzüntülerimiz, sevinçlerimiz ve bugüne kadar aldığımız yol gözümüzün önünden geçiyor. Sosyal hayatımız, şimdilik yok oldu gitti. Kendi başımıza yalnızlığımızla kaldık. Hiç açmadığımız dolaplarımızı açmaya başladık. Anılarımız, fotoğraflarımız, kitaplarımız ortaya döküldü. Hiç giymediğimiz giysilerimiz, ayakkabılarımız, yıllarca dokunmadığımız bir yığın eşyamızı elden geçirip bakınca bunca kıyafetin eşyanın ne gereksiz olduğunu anladık. Makyaj kozmetik ürünleri, takılar, marka ürünler değerini yitirdi. Sağlık en değerli ürün haline geldi. En doğal halimize geri döndük. Bir eşofmanla makyajsız, kuaförsüz bütün günümüzü geçirmeyi öğrendik. Sevdiklerimize dokunamamanın ne demek olduğunu öğrendik. Denizi, doğayı koklamanın değerini öğrendik. Bu pazar sabahı balkonumdan ilk defa kuş cıvıltılarıyla uyandım. Dışarıdaki sessizliğin tadını çıkarıyorlar ve bayram yapıyorlardı sanki. Doğa onlara kalmıştı garip bir hüzün, garip bir sevinç içimde “kim için iyi oldu kim için kötü oldu?” dedim kendi kendime…

Bize kim ne öğretmeye çalışıyor? Mesaj nedir? Kimden geliyor bu mesaj? “Doğayı ve kaynakları aşırı delice tükettiniz. Yeter artık hakkınızı yeterince kullandınız” mı diyor birileri?

Bize çok önemli mesajlar geldiği kesin. Korona karantinaları başladığından beri bu ne olduğunu anlayamadığımız yaşananlar bir film sahnesi şeridi gibi önümüzden geçti. Bir korku filminin sinema seyircileri gibiyiz. Bir yandan bize de sıra gelir mi diye korkuyla bekleşiyoruz. Ya da bize asla bir şey olmaz deyip işimize bakıyoruz. Takıntılı bir yaşama girdik. Hepimiz temizlik hastası olduk. Ellerimiz çamaşır suyundan ve dezenfektanlardan parçalandı.

DÜNYA HABERLERİ

Bu dönemin başından beri dünyanın her yerinden haber ajanslarının başlıklarını elimden geldiğince Türkçeye çevirdim. Dünyanın her yerindeki arkadaşlarımdan bilgiler almaya, yaşadıklarını anlatmaya, anlamaya çalışıyorum. Bilgiler yağmur gibi yağıyor üzerimize. Gelen bilgi akışından hangisine inanacağımızı şaşırdık. Salgın filmleri, 5G, 6G’den tutun da geçmişteki kehanetler, Rockefeller’ların raporları, Bill Gates’in aşı çipi söylemleri, laboratuvarlarda geliştirilmiş virüsler gibi biyolojik silah senaryoları ve 3. Dünya Savaşı’nın artık silahlarla, ordularla değil biyolojik silahlarla yapılacağı söyleniyor. Hangisi doğru hangisi planın bir parçası. Hepimiz zehir hafiye olduk. Durmadan araştırıyor birbirimize gelen bilgileri aktarıyor, korona sağlık tavsiyeleri limonlu ballı sıcak su tavsiyeleri veriyoruz. Korona karikatürleri ve mizahı ise hayli gelişti. Her şey gelecekte başımıza gelecekleri müjdeliyor. Hepsinin de gerçek payı var, hepsi önceden planlanan bir planın parçasıydı. Hepimiz yeni bir döneme, yeni bir dünya düzenine geçiş için aşamalar yaşadığımızı anladık. HİCBİRSEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK deniyor.

Bu dönem birçok durumun dengelerini de değiştirdi. O çok hayran olduğumuz, gözümüzde büyüttüğümüz Batı medeniyetlerinin çaresizliğini gördük; bir maskeye bile muhtaç olduklarını, birbirlerinden çalmak için neler yaptıklarını gördük. Bütün bu dönemde Avrupa ve Amerika’daki sağlık hizmetlerinin ne kadar yetersiz ve sistemsiz olduğunu gördük, Küba, Rus ve Çinli ve bizlerden sağlık ekiplerinin ve hizmetlerinin dünyanın yardımına koştuğunu da gördük. Batı medeniyetlerinin sürekli saldırdıkları bu ülkelere nasıl muhtaç hale geldiklerini, Avrupa Birliği bayraklarını yakıp onların bayraklarını diktiklerini gördük. Bütün ekonomik dengelerin, sermaye sahiplerinin el değiştirdiğini ve değiştireceğini de görüyoruz. Bir film senaryosu seyreder gibiyiz. Batı medeniyetlerinin çaresizlikten yaşlılarını feda edip genç nüfusa yaşam ve nefes hakkı tanıdığını gördük ve daha neler göreceğiz…

Şu ana kadar Batı’nın ve emperyalistlerin çöküşünü ama Asya uygarlıklarının dünyaya hakim olacağını da görüyoruz…

Yıllar önce Brüksel’de tanıdığım dünyanın sayılı Yahudi zenginlerinden kırmızı pantolonlu amcanın bana “Afrika’daki siyahilerin ne kadar gereksiz yer kapladığını ve onların bu dünyada yaşam hakkının olmadığını, yok edilmesi için ellerinden geleni yaptıklarını” dehşetle dinlediğimi hatırlıyorum. Tabii eminim ki İLAHİ ADALET kavramıyla kendi kazdıkları kuyuya kendilerinin düştüğünü de görüyoruz. Dünyayı ele geçirme planları,” vadedilen topraklar” hayalleri bir virüsle şimdilik askıya da alınsa yerli işbirlikçileriyle saf Atatürkçüler için “merkezi ve yerel hükümet” söylemleri sol, Atatürkçü ve milli sanılan Amerikan malı TV’lerde araya sıkıştırılıyor, kulaklar hissettirmeden alıştırılıp zikrettiriliyor. Bir yandan onlar planlarını devam ettirirken dünya kendi kurallarını, kanunlarını her zaman kendi koymaya devam ediyor. İçimdeki ses yıllarca mücadele ettiğimiz bu canavarın artık gücünün tükendiğini de söylüyor. Belki daha çok kayıplar verilecek, canlarımız daha çok acıyacak ama Güneş’in doğudan yükselişini müjdeler gibi hayat. Koronasız sağlıklı günler dileğiyle…

[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir