“Eşit yurttaşlık” kavramı

Türkiye’de 40 yıldır “eşit yurttaşlık” kavramı tartışılıyor.

Bir PKK klasiğidir “eşit yurttaşlık.”

Yaldızlı ve reddedilemeyecek bir talep…

Ancak böylesine yaldızlı ve reddedilemeyecek bir kavramın arkasına sığınıp aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölüp parçalamayı ve toprak bütünlüğümüzü ortadan kaldırmayı amaçlayan “özerklik” gibi bölücü talepler kastedilmektedir. Açıkça “özerklik” talep etseler ya yasalara takılacaklar ya da kamuoyunu ikna edemeyecekler.

18. yüzyılda Avrupa’da feodalizme ve kiliseye karşı verilen mücadeleler içinde yaşanan kapitalist devrim süreçlerinde hayata geçmiş eşitlik kavramına kim karşı çıkar ki?

Kimsenin reddedemeyeceği bu sihirli kavram tarihsel bağlamından koparılarak kullanılması bazı art niyetli ideolojik amaçların ambalajı olmaktadır.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Resmi Gazete’de yayımlanan çerçeve yasayı değerlendirirken “Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır.” şeklindeki ifadede kurulan tuzağa dikkat çekmek gerekmektedir.

1789 Fransız İhtilali ile dünyaya yayılan, insanların özgür yaşamasını, kanun önünde eşit olmasını ve toplumun birlik içinde kalmasını savunan ve Osmanlı Devleti dahil bütün çok milletli imparatorlukların tarihe karışmasına neden olan ünlü “Liberté”, “Égalité”, “Fraternité” (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) üçlüsündeki “Eşitlik” kavramı feodal toplumun kısıtlarına ve imtiyazlarına karşı burjuva devrimcileri tarafından ileri sürülmüştür. 

Eşitlik, Fransız Devrimi’nin temel taşlarından biridir ve buradaki esas vurgu “kanun önünde eşitlik” ilkesidir. Devrim öncesinde feodal toplumdaki soylular ve din adamları gibi ayrıcalıklı sınıfların varlığına karşı doğmuştur.

Hukuki eşitlik, doğumdan gelen tüm unvanların, aristokratik hakların ve sınıfsal ayrıcalıkların kaldırılmasıdır. Her vatandaşın mahkemede ve kanunlar karşısında aynı muameleyi görmesini hedefler.

Büyük Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz” söylemindeki ve “Paşa”, “Ağa”, “Bey”, “Efendi” gibi unvanların kaldırılmasını sağlayan 2590 sayılı kanunun içeriğindeki programın özüdür.

GOOGLE'da KıvılcımHaber

Fırsat eşitliği, devlet kademelerine, memuriyetlere ve askeri rütbelere gelebilmek için “soy” yerine liyakat ve yeteneğin esas alınmasıdır. Herkesin yeteneğine göre yükselme hakkı vardır.

Vergi eşitliği, devrim öncesi Fransa’sında halkın sırtında olan ağır vergi yükünün, herkesten gelirine ve kazancına oranla adil bir şekilde toplanması fikridir. Bu kavram, modern demokrasilerin ve insan hakları evrensel bildirgelerinin temelini atmıştır.

Tarihsel zemini böyle bir geçmişe dayanan ve Kemalist Devrim’le ülkemizde de büyük oranda hayata ve yazılı kaynaklara geçmiş olan böyle bir kavramı Bakırhan hangi siyasi amaç ve nedenlerle ifade etmektedir? Bunun üzerinde ve taşıdığı tuzağa dikkat çekmek gerekmektedir.

40 yıllık PKK terör süreçlerinde adım adım toplumun hafızasına yerleştirilen bu kavram sözde hak arama, eşitlik ve barış gibi yaldızlı söylemlerin arkasına gizlenerek masumlaştırılmıştır. Etnik bölücülüğün en önemli sloganlarından ve taleplerinden birisidir.

Türkiye’de kanunlar önünde herkes eşit vatandaştır. Fırsat eşitliği kanunlar çerçevesinde her vatandaşın elinin altındadır. En yüksek makamlara Kürtler de tırmanabilmektedir Türkiye’de. Kürt meselesi esas olarak demokratik haklar bağlamında çözüme kavuşturulmuş durumdadır.

Ancak emperyalistlerin milli devletleri parçalama stratejisine hizmet eden “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” gibi gerici bir sloganla milli ayrılıkçı ve bölücü hedefler peşinde koşanların tabii ki böyle bir hakkı bulunmamaktadır. Hele bu amaç için silaha sarılanların akıbeti ya sarı torba ya da kodes olmaktadır. Milli devlet çatısı altında Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkının bir parçası, Türk Milleti’nin bireyleri olarak “Kürt de biziz Türk de biziz hepimiz Türk Milletiyiz.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir