İLAHİ BİLGE AYASOFYA

360 yılında İmparator Konstantin tarafından yapılan ilk kilise 404 yılında bir ayaklanmayla yakılmasından sonra yerine 532 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedral olan Ayasofya 1453 yıllında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra camiye dönüşmüş, 1935 yılından 2020 yılına kadar müze olarak hizmet vermiştir.

Ayasofya mimari bakımdan merkezi planı birleştiren kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur.

İlahi bilgelik anlamına gelen Ayasofya ortodoksluk mezhebinde Tanrının üç niteliğinden biri sayılır. İnşaatında 10.000 kişinin çalıştığı ve Justinianus’un büyük servet harcadığı yapının özelliği bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır.

DOĞU VE BATI KİLİSELERİN AYIRAN AYASOFYA

Bizans döneminde Ayasofya, büyük bir kutsal emanetler zenginliğine sahipti. Konstantinopolis Patriğinin Patrik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi’nin bin yıl boyunca merkezi olan Ayasofya, 1054 yılında Patrik I. Mihail’in Papa Leo tarafından aforoz edilmesiyle Doğu ve Batı kiliselerinin ayrılmasının başlangıcı sayılır. 

1453’te kilise camiye dönüştürüldükten sonra Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet insan figürlerini içeren mozaiklerini olduğu gibi bırakmış yalnız üstünü ince bir sıvayla kaplamıştır. Böylece mozaikler doğal tahribattan korunmuştur. Müzeye dönüştürülürken sıvalar çıkarılmış ve mozaikler gün ışığına çıkarılmıştır. Şimdiki Ayasofya, “Üçüncü Ayasofya’dır.” 

İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Bizans Döneminde birçok kez çökmüş, Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir. 

UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİNDE’de yer alan Ayasofya, taşıdığı simgesel değerler nedeniyle pek çok kez siyasi tartışmaların odağında yer aldı. 

85 yıldır müze olarak kullanılan Ayasofya ile ilgili tartışmalar İstanbul’un fethinin 567. Yılında düzenlenen etkinliklerde okunan Fetih süresi ile yeniden alevlendi. Müze statüsünden cami statüsüne geçirilmesiyle tüm dış dünyada yeniden gündemine gelen ve batıda tepkilere, Müslüman Arap dünyasında sevince yol açmıştır. 

AYASOFYA’NIN MUCİZESİ 

Ayasofya 1931’de kapatılmış, o yıllarda Amerika Bizans Enstitüsü’nün kurucusu Amerikalı arkeolog Thomas Whittemore mozaiklerin ortaya çıkarılması için Türkiye’den izin istemiştir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği izinle başlayan çalışmalar 15 yıl sürmüş ve 1947’de tamamlanmıştır. 24 Kasım 1934’te Bakanlar Kurulu kararıyla müze olarak yeniden açılmasına karar verilmiştir. 1935’te ziyaretçilere açılmıştır. 1996’da Dünya Anıtları Fonu’nun desteğiyle 1997-2002 arasında restore edildi. Müzede aynı zamanda farklı bölümlerde restorasyon çalışmaları devam etmektedir. 

Türkiye’nin her yıl en fazla ziyaret edilen tarihi yapılarından olan Ayasofya 2015’de 3 milyon 425bin ziyaretçiyle Türkiye’de en fazla ziyaret edilen müze oldu. 2017’de bu sayı 1 milyon 892 bine düştü. 

Ayasofya Abdülmecid zamanında ilk restorasyonu İtalyan mimar Gasparare Fossati tarafından gerçekleşmiştir. Fossati duvardaki kaplamaları temizletip cilalatmıştır. 

Ayasofya Müzesi 2010 yılında yürütülen restorasyon çalışmaları nedeniyle İtalya’nın en prestijli ödüllerinden ROTONDI ödülüne layık görüldü. 

Doğanın ve zamanın yıpratıcı etkilerinin yanısıra çok sayıda ziyaretçi, deprem riski bu önemli anıtın sürekli bakımını, izlenmesini gerektirmektedir. Zemin ve galeri katı döşemeleri zamanla yoğun ziyaretçiden dolayı yıpranmakta, hasar görmektedir. 

Cumhuriyet Döneminde Yüce Atatürk’ün Ayasofya’yı müzeye çevirmesi önemlidir. Bu girişimle anıt tüm insanlığın erişimine, bilimsel araştırmalara açık olması gerekmektedir. Böylece 1935’te atriumda başlatılan kazılarda ikinci Ayasofya’ya ait mermer bloklar ve kalıntılar bulunmuştur. Ayasofya sürekli bakıma muhtaçtır. Geniş çatısı her tür hava koşulu yanında kuşların saldırısına açıktır. İç mekânın iklim koşullarının denetimi, malzeme bozulmaları, deprem riski, aşırı turizm baskısı yanında bir de ibadete gelenlerin yükünü kaldıracak bir durumda değildir. 1999 İzmit depremi Ayasofya’nın güvenlik durumunun daha da acil hale getirmiştir. 2000 yılında UNESCO ve Kültür Bakanlığı ile düzenlenen toplantıda Ayasofya’nın taşıyıcı sistemi ile ilgili sorunlar değerlendirilmiş, İtalya Roma Üniversitesi öğretim üyesi Prof. G. CROCI kubbe kaburgalarındaki düzensizlik ve ters eğrilikleri raporlamıştır. Kubbe mozaiklerinin konservasyonu için kurulan iskele bu araştırmalara büyük destek olmuştur. İtalya’dan gelen ekiple üniversite işbirliğinde yapılan restorasyon ekibinin denetlenmesi için

Ayasofya’nın kubbesine asansör yardımıyla çıkmış ve mozaiklere yakından dokunma fırsatı bulmuştum. Kubbeden Ayasofya’nın ihtişamı anlatılamazdı. Bu hislerle Dünya Miras Listesinin anıtı olan bu yapının TEK bir DİNE ve MEZHEBE ait bir ibadet yeri değil TARİHİ ANIT YAPI SEMBOLÜ olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Atatürk ‘ün aldığı “Müze” olarak kalması kararının Ayasofya için en doğru yaklaşımdır. Onu iptal etmek ise Cumhuriyet’e karşı da açılan bir savaş hatta Cumhuriyetin sonlandırılması atağı görünümünde bir eylem ve Yeni Osmanlıcılık üzerinden siyasi malzeme olarak kullanılması durumu siyasi cemaat ve tarikatların gövde gösterilerine dönüştürecektir ki eylemler Ayasofya önünde başlamıştır. Bu tarz görüntüler Ayasofya’nın anlam ve dokusuna zarar verebilir. 

Dünya Kültürel Miras listesine dâhil olan yapılar dünyaca koruma altındadır ve siyasetin malzemesi olmamalıdır. Bunlara Israil’deki Mescid-i Aksa, İspanya’da katedrale dönüştürülen Kurtuba Mescidi ve Filistin’de Israil saldırılarına maruz kalan Batı Şeria’daki Hazreti Ibrahim Camii dâhil. 

Dünya mirası Ayasofya’nın henüz bir yönetim planı yoktur. Etkin koruma ancak bilinçli bir yönetimle başarılabilir. Siyasi olarak ibadete açılmasını tartışmak yerine nasıl korumalıyızı tartışmak daha elzemdir. Ülkemizde çözüme kavuşması gereken sorunlarımız varken bu konunun gündeme taşınması gereksiz bir gövde gösterisi olmuştur. Din, mezhep ve etnik kimliklerin sürekli uyarılması hiçbir sorunumuzu çözmeye çare değildir. Binlerce yıllık dünyaya mal olmuş bu yapıların ruhu vardır ve bu ruh siyaseti reddeder… 

EVREN MUMCU

YÜKSEK İÇ MIMAR

SİT ALANLARI UZMANI

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir