Karabağ Sorununda Çözüm: Astana Modeli

Güney Kafkasya’da işletilecek bir Astana mekanizması, Suriye, Doğu Akdeniz ve Libya gibi önemli sorunların aşılmasının da anahtarı olacaktır.

Son günlerde Dağlık karabağ ve Azerbaycan-Ermenistan çatışması birdenbire alevlendi. Dağlık karabağ sorunu bizi de doğrudan doğruya ilgilendiriyor. Birincisi kardeş ve soydaş Azeri Türklerinin zorunu aynı zamanda bizim de öz sorunumuzdur. İkincisi Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan savunmasında Atlantik ve ABD ile bilfiil üstü örtülü savaş tutuşan Türkiye’ye Kafkaslar’da ikinci bir cephe açtırarak kuvvetlerinin böldürme taktiği izleniyor. İki cephede savaşan kuvvetlerin kazanma şansları zayıftır. Bu nedenle doğrudan bizi de ilgilendiriyor Dağlık Karabağ sorunu. Batı Asya üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarla tanınan akademisyen Dr. Mehmet Perinçek, Independent Türkçe’de Azerbaycan-Ermenistan sınır çatışmaları ve Karabağ sorunu başlıklı bir yazı yazdı. Dr. Mehmet Perinçek’in bölgede yaşanan son gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmeler içeren yazısını KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgi ve ilgisine sunuyoruz.

Azerbaycan-Ermenistan sınır çatışmaları ve Karabağ sorunu

Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik son saldırgan tutumu ve ardından yaşanan sınır çatışmaları, Karabağ sorunu adil bir şekilde çözülmeden Güney Kafkasya’da istikrar ve barışın sağlanamayacağını bir kez daha gösterdi.

Dağlık Karabağ ve 7 rayonda süren işgal, Erivan’a her türlü tertibe başvurma cesaretini veriyor.

Misk Grubu: Çözümsüzlük

Peki, sorunun çözümünden sorumlu olan Minsk Grubu’nun hâlâ kanayan bu yaraya merhem olma şansı var mı?

Geçen yıllar, Minsk sürecinin hiçbir bir şekilde sonuç vermeyeceğini net bir şekilde kanıtladı. Süreci yakından takip edenler arasında bu olguya dair şüphesi olan kalmamıştır.

Dolayısıyla Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması ve Güney Kafkasya’da barış ve huzur ortamının yaratılması artık Minsk Grubu’nun inisiyatifine bırakılamaz.

Karabağ sorununa Astana modeli

O halde başka bir mekanizmaya ihtiyaç olduğu kesin. Suriye konusunda Astana sürecinin sağladığı başarı, bölgedeki çatışmaların, özellikle Karabağ meselesinin çözümü açısından örnek teşkil ediyor.

Türkiye, Rusya ve İran, Karabağ sorunuyla Batı ülkelerine oranla hem coğrafi, hem jeopolitik, hem de tarihi açıdan çok daha fazla ilgilidir.

Batılı devletlerin müdahalesinin öne geçildiği, bölge ülkelerinin inisiyatifi ele aldığı durumlarda bölgesel sorunlar çok daha rahat ve hakkaniyetli bir şekilde çözülebiliyor.

Bu önerinin ardından “Astana sürecinin Dağlık Karabağ sorununda ve Güney Kafkasya meselelerinde işletilmesinin nesnel bir zemini var mı?” sorusunun cevabını tartışmak faydalı olacaktır.

Ermenistan’da eksen kayması

ABD’nin Avrupa’daki en büyük büyükelçiliği Ermenistan’da bulunmaktadır. Buna bağlı olarak Ermenistan’da çok ciddi bir Amerikan etki alanı ve ajan ağı oluşturulmuştur.

Devlet yapılanması içinde de, STK’larda da ciddi yer edinmişlerdir. Soros Vakıflarının faaliyetleri de azımsanamayacak kadar fazladır.

Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesinde bu ağ, önemli rol oynadı. Paşinyan da kendisini iktidara getiren güce bağlılığını attığı adımlarla gösterdi.

Zaten içinde bulunduğu siyasal blok, Ermenistan’ın Rusya’yla gümrük birliğinden ve askeri ittifaktan çıkmasını savunuyordu.

Tabii Ermenistan’da Batı yanlısı adımların atılmasını sadece Paşinyan’la da başlatmak doğru olmaz. Paşinyan iktidarı, gelişmekte olan sürecin bir üst aşamaya sıçramasıydı.

Artık Ermenistan’ın “ekseninin” kaydığını herkes kabul etmeye başladı.

Buna bağlı olarak son dönemde Ermenistan’da devlet ve siyasi çevrelerinde Rusya’yla işbirliği taraftarlarının (örneğin Robert Koçaryan) tutuklandıkları ve tasfiye edildikleri bir süreç yaşanıyor.

Bu “temizlik harekâtı” iş dünyasına da yansıdı. Rusya, açık bir şekilde bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Faşizm işbirlikçilerinin kahramanlaştırılması

Ukrayna ve Baltık ülkeleri gibi eski Sovyet Cumhuriyetlerinde yaşanan İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi işbirlikçilerinin yüceltilmesi ve kahramanlaştırılması hamleleri Erivan’dan da gelmişti.

Başkentin merkezine faşist Almanya adına açıktan faaliyet yürütmüş olan Taşnak lideri Garegin Njde’nin heykeli dikilmiş ve açılışa en üst düzeyde devlet yetkilileri de katılmışlardı.

Bu türden icraatlar, eski Sovyet Cumhuriyetlerinde Rusya’ya cephe almanın ve Atlantik güdümüne girmenin en tipik işaretleri arasındadır.

Ve bu sebeple, basit bir tarihsel anma gibi değil, bugün açısından stratejik bir tercih olarak kabul edilir.

Çünkü bunun gibi kahramanlaştırmalar, “Rus hegemonyasından kurtuluşu” simgelemekte ve toplumsal anlamda da bilinçleri Rusya karşıtı bir mevziiye sokmaktadır.

Moskova’ya soykırım suçlaması

Buna benzer adımları, uzun süredir 1915-23 yılları arasında yaşanan olayların değerlendirmesinde de görmek mümkündür.

Paşinyan gibi isimlerin başını çektiği Batı yanlısı Ermeni çevrelerinde sözde “Ermeni soykırımının” ortağı ve hamileri arasında Sovyet Rusya da sayılmaya başlanmıştır.

Bu çevrelere göre Türkiye’yle işbirliği yapan Bolşevik Moskova, Ankara’yla Ermenistan topraklarını paylaşmış ve soykırımda rol oynamıştır.

Erivan’ın Tovuz hesabı

Ermenistan, bir taraftan Atlantik cephesinde yerini alırken ve Rusya’yla arası açılırken, doğal olarak bölgede yalnızlaşmaya başlamıştı.

Bu yalnızlığın, ülke içinde yaşanan ekonomik ve siyasal krizle birlikte Erivan’ı tedirgin etmemesi mümkün değildi.

Erivan’ın Azerbaycan’la sınırında yer alan Tovuz bölgesine yönelik tertibi de bu bakımdan bir anlam ifade edebilir.

Saldırı, işgali altındaki bölgelerden değil, Azerbaycan’la doğal sınırının olduğu yerden gelmiştir.

Burada hemen altını çizelim, Ermenistan, içinde Rusya, Beyaz Rusya, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın bulunduğu Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) üyesidir.

İşgal ettiği bölgedeki bir çatışma, KGAÖ’nün ortak savunması kapsamına girmeyecektir. Ancak kendi topraklarına yönelik dışarıdan bir saldırı, Örgüt’ün desteğini almasını sağlayabilecektir.

Yalnızlaşan Erivan’ın temel hesaplarından biri budur. Bir taraftan Batı kampında yerini sağlamlaştıracak ama diğer taraftan da Azerbaycan’a karşı Rusya ve KGAÖ ülkelerini arkasına alacaktır.

İç sorunların üzerini örtme

Ayrıca ülke içinde yaşanan ekonomik sorunların ve siyasi gerilimin üstü de örtülecektir.

Hükümetin koronavirüsle mücadelede tam bir başarısızlığa uğraması da ülkenin gündeminde önemli bir yer tutmaktaydı.

Bu da çatışmalarla ikinci plana itilmiş oldu.

Hedefte Türkiye de var

Bunlarla birlikte Ermenistan’ın kışkırttığı bu çatışma, Suriye, Doğu Akdeniz ve Libya’da bir fiil Atlantik blokuyla karşı karşıya gelmiş olan Türk Ordusu’nun yeni bir cephe açmasına ve Türkiye’nin gücünü bölmesine de yol açacaktır.

Burada hedefin sadece Azerbaycan olmadığı ve Ermenistan’ın da bu planlarda yalnız yer almadığı açıktır.

Ayrıca bu manevra, sadece Moskova’yı Azerbaycan’a karşı kışkırtma hamlesi değildir. Batı’nın tarihten bugüne bölgedeki planlarını gerçekleştirebilmesinin yegâne koşulu olan Türk-Rus çatışmasına da zemin hazırlayacaktır.

Bu çatışmalar karşısında Bakû’nün aciz gösterilmesi, iç karışıklıklara sebep olabilecek, Batı’nın bir türlü güçlendiremediği Azerbaycan’daki turuncu hareketler de Aliyev iktidarını zora sokabilecektir.

Ermenistan’a KGAÖ’den destek yok

Ancak bu planın tutması mümkün değildi. Birincisi, Ermenistan savunmada olan değil, saldırgan taraftı.

Diğer yandan Türkiye-Rusya, Azerbaycan-Rusya ilişkileri Moskova’nın Bakû ve Ankara’yı hedef almasını mümkün kılmıyordu.

Ayrıca KGAÖ’deki diğer ülkeler de Türkiye ve Azerbaycan’a düşmanlık yapmazdı.

Ermenistan, Rusya’yı kışkırtmak için Azerbaycan tarafında Ukraynalı paralı askerlerin ve Suriye’den cihatçıların savaştığı yalanlarını da ileri sürdü. Ancak hiçbir şekilde destek bulamadı.

Moskova’dan Erivan’a sert tepkiler

Hatta Erivan, beklemediği tepkilerle de karşılaştı. Türkiye’ye pek de sıcak bakmayan, Russia Today ve Sputnik gruplarını yöneten Ermeni asıllı Margarita Simonyan dahi Erivan’ın yardım talebine çok ağır yanıt verdi.

Simonyan’a göre Ermenistan hükümeti Rusya’ya devamlı düşmanlık etmiş ve Rusya’nın suratına tükürmüştü.

Rus kamuoyunda artık Gümrü’deki üsse Rusya’nın değil, Ermenistan’ın ihtiyacı olduğu konuşulmaya başlandı.

Ayrıca Ermenistan’daki ABD’ye ait askeri biyoloji laboratuvarları Rusya’da ciddi bir tehdit algılamasına yol açtı.

Rus basınında sınır çatışmalarının Paşinyan’ın oğlunun terhisinden 3 gün sonra başlaması da eleştiri sebebi olmuştur.

Batı’ya kaymanın bahanesi

İstediğini bulamayan Erivan için “B” planı da hazırdır. Bu sefer Batı’nın bölgedeki planlarında açıktan rol almanın bahanesi olarak kendi halkını “yalnız bırakıldık” diyerek Rusya’ya karşı kışkırtabilecektir.

Amaç, Rusya’nın itibarını Ermeni halkını nezdinde düşürmektir. Bu süreçte ülkede milli çıkarlara zarar verdiği gerekçesiyle Rus televizyonlarının yayını da durdurulur.

Çin’de yaratabilecek rahatsızlıklar

Burada dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta ise Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattının ve Bakû-Tiflis-Kars tren yolunun Tovuz’un yakınlarından geçmesidir.

Ermenistan’ın bu saldırgan tutumu, sadece Türkiye ve Azerbaycan değil, bölgenin enerji ve ulaşım güvenliği açısından da tehlike yaratmaktadır.

Özellikle Bakû-Tiflis-Kars tren yolunun Çin’in “Bir Kuşak-Bir Yol” projesi kapsamında yer alması ve bu tren yolu hattıyla ilgili 2019 yılında Ankara-Moskova-Bakû arasında işbirliği anlaşmasına varılmış olması bu konuda ittifak potansiyellerini de güçlendirmektedir.

Bu arada Ermenistan’ın 2020 yılında ABD’nin öncülüğünde kurulan ve Çin karşıtı faaliyetleriyle dikkat çeken Uluslararası Dini Özgürlük İttifakı’na da kısa bir süre önce katıldığını belirtelim.

Statükonun korunması dönemi son buluyor

Dolayısıyla Rusya, Paşinyan iktidarının Batı yanlısı politikalarından oldukça rahatsızlık duyuyor.

Bu durum, Güney Kafkasya’daki güç dengelerinin ve ittifakların yeniden belirlenmesinde Türkiye ve Azerbaycan lehine önemli seçenekler sunuyor.  Kremlin’den bunun işaretlerini görmek mümkün.

Karabağ sorununda Moskova, geleneksel olarak statükonun korunmasından yana bir tavır sergilemişti.

Bunda Erivan’la ilişkilerin ötesinde herhangi bir çatışmanın bölgeye Batı’nın müdahalesine yol açabileceği endişesi rol oynamıştı.

Azerbaycan-Ermenistan çatışması bahane edilerek, Batılı güçlerin bölgeye yerleşmesi ihtimali, statükonun korunması politikasında belirleyici oldu. Ancak bu politikanın değişmeye başladığı bir süreç yaşandı.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Ermenistan’ın Batı yanlısı çizgisinin devamlı olarak artması, Moskova-Bakû ilişkilerinin siyasal ve ekonomik zeminde daha da güçlenmesi önde gelen sebepler arasındaydı.

Artık nesnel olarak Moskova açısından Bakû’yle ilişkiler, Erivan’a oranla daha öncelikli hale geliyordu. Ama diğer taraftan Erivan’a KGAÖ çerçevesinde yükümlülükleri bulunmaktaydı.

Lavrov planı devrede

Ancak bunların yanında Azerbaycan Ordusu son 10 yılda oldukça güç topladı ve Ermenistan Ordusu’na kıyasla avantajlı bir konuma geçti. (Bu üstünlük 2016’daki Nisan Savaşı’nda da fiili olarak kendini göstermiştir.)

Bu avantajlı duruma dayanarak bundan 5 sene önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Karabağ sorununun gerekirse güç kullanılarak çözüme kavuşturulacağını ifade etti.

Bunun üzerine Putin, meselenin barışçıl yollarla çözüleceği konusunda Azerbaycanlı mevkidaşına söz verdi.

Bu sözün üzerine Rus devleti, yeni bir plan üzerinde çalıştı. Daha sonra Lavrov Planı olarak anılan bu öneriye göre ilk etapta işgal altındaki beş rayonun hemen boşaltılması ve Azerbaycan’a iadesi öngörülüyordu.

O zamanki Ermenistan Başbakanı Serj Sarkisyan’a bu plan dayatıldı. Sonuçta taraflar, Lavrov Planı’nı kabul etti.

Plana Paşinyan engeli

Ancak Sarkisyan’ın turuncu devrimle yıkılmasıyla iktidar değişince Paşinyan, Lavrov Planı’nı reddettiğini bildirdi.

Dağlık Karabağ sorununda seneler sonra çözüm yolunda atılması planlanan bu adım engellenmiş oldu.

Moskova-Erivan ilişkileri önemli bir krizle daha karşı karşıya kaldı. Putin’in Aliyev’e verdiği söz ise hâlâ geçerliliğini koruyor.

Azerbaycan’ın Tovuz’daki provokasyona kararlı bir şekilde cevap vermesi, bir bakıma Rusya’ya verdiği sözün hatırlatılması manasını da taşıyor.

Bütün bu olgular, sonuç alıcı yeni mekanizmaların kurulabileceğini gösteriyor.

Askeri işbirliği pekiştirilmeli

Tabii ki Türkiye-Azerbaycan arasında askeri ilişkilerin pekiştirilmesi, askeri tatbikatların yapılması ve son dönemdeki savunma sanayii alanındaki işbirliğinin geliştirilmesi önemli.

Ermenistan Savunma Bakanlığı’nın toplantılarında ekrana Türk SİHA’larının yansıtılması ve buna dair önlemlerin tartışılması boşuna değil.

Tarihte çözdü, bugün de çözer

Fakat bunlarla birlikte Ankara-Moskova-Tahran üçgeninin, yani Astana sürecinin Karabağ konusunda da işletilmesi kesin sonuç almak açısından hayati önem taşıyor.

Tarihte de bu mekanizma “Ermeni meselesine” son noktayı koymuştu. Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal’in Kafkas Seddi olarak adlandırdığı İngiliz işbirlikçisi Taşnak iktidarı, Türk-Sovyet askeri işbirliğiyle yıkılmış ve Güney Kafkasya’da huzur ve barış ortamı sağlanmıştı.

Emperyalistlerin desteğiyle işgal edilen topraklar da kurtarılmıştı.

Ankara hükümetinin bütüncül stratejisi, sadece Güney Kafkasya açısından değil, İzmir’i kurtaracak yolu da açmıştı. Bugün de ihtiyaç olan budur.

Güney Kafkasya’da işletilecek Astana mekanizması, Suriye, Doğu Akdeniz ve Libya gibi önemli sorunların aşılmasının da anahtarı olacaktır.

Gaz projelerinde rekabet esas değil

Bunların yanında Azerbaycan gazını Avrupa’ya ulaştıran TANAP’la Rus gazını ulaştıran projeler arasında ilk bakışta bir rekabet varmış gibi gözükse de bütün bu projelerin birbirlerini esas olarak etkilemediklerini söylemek gerekir.

Avrupa’nın gaz açığı, bu projelerin sunduğu miktarı karşılamaktadır. Ayrıca Türk Akımı daha sonra yapıldığı için TANAP’ı hesaba katarak projelendirilmiştir.

Rus kamuoyunda da TANAP, rakip olarak değerlendirilmemektedir.

Hatta denebilir ki, TANAP, TürkAkım ve Kuzey Akımı projeleri, Atlantik cephesinin Doğu Akdeniz’deki EastMed projesine karşı ortak çıkarlara sahiptir.

Kaçınılması gerekenler

Diğer taraftan BM kararları ve uluslararası hukuk alanında tam haklılık arz eden mevziinin korunması önemli.

Daha Karabağ kurtarılmadan İran toprakları üzerinde hak iddia eden tavırlardan veya son dönemde belirli girişimler tarafından ilan edilen “sürgündeki Erivan hükümeti” gibi adımlardan kaçınılmalıdır.

İşgal edilen toprakların kurtarılmasına odaklanılmalıdır. Bütün dikkat, enerji ve güç buna yöneltilmelidir.

Potansiyel müttefikleri kaybetmeye yol açacak söylemler ve zaten başarı şansı bulunmayan, ayrıca, sivil de olsa uluslararası planda zor duruma düşürecek girişimler, Dağlık Karabağ davasına da zarar verir.

Güney Kafkasya ve Batı Asya’da barışın anahtarı

Rusya açısından da bakılacak olursa terazinin bir tarafında askeri, ekonomik ve stratejik gücüyle Avrasya’da yerini alan Türkiye ve Azerbaycan, diğer tarafta ise Batı’nın güdümüne giren, gittikçe zayıflayan Ermenistan bulunmaktadır.

İdeal ortakların kim olduğu açıktır.

Sonuç olarak Türkiye-Azerbaycan birlikteliği ve Türk-Rus-İran işbirliği, ABD’nin Güney Kafkasya’daki planlarını boşa çıkartacak ve yukarıda işaret ettiğimiz üzere tarihte olduğu gibi bölgeye adil bir barış getirebilecektir.

Tabii sadece Güney Kafkasya’da değil, tüm Batı Asya’da.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir