Tertibin ayakta kalan son mevzisi

ABD’nin yeni bin yılın başlarında ortaya koyduğu ve ilk olarak 2001 yılında Afganistan’ın fiilen işgaliyle start verilen BOP sürecinin hikayesi, vatanımızın bağımsızlığı ve geleceğimiz bakımından derslerle dolu bir hikayedir. Son 20 yılın tarihini, önce bilgi sahibi olmak amacıyla gerçekleri olgularda arayarak fikir sahibi için öğrenmek gerekir. Ancak belirttiğimiz gibi gerçeği olgularda aramak yöntemiyle… Bu benimki asla öyle bir şey yapmak saplantısını bir kenara bırakarak araştırmak… Her şeyden kuşku duyarak incelemek… Yöntemler bu olmalı…

İşte bu kapsamda çarpıcı bilgi ve belgeleri ortaya koyarak BOP sürecinin hikayesini Olmak ve >Olmamak yazı dizinin bir versiyonu olarak Mehmet Bedri Gültekin yazdı.

KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgi ve ilgisine sunuyoruz.

2001 yılında Afganistan’ın işgaliyle uygulamaya konulan Büyük Ortadoğu Projesi’nin iki boyutu vardı. Birincisi, hedef ülkelerden bazılarını askeri zorla “yola getirmek”; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de bu yönteme başvuruldu.

İkinci olarak ise kalan ülkeleri, içerde yapılacak operasyonlarla BOP ile “uyumlulaştırmak!”   Böylece birçok ülkede projeyle uyumlu iktidarlar işbaşına getirildi. Bu arada muhalefet partileri de “dizayn” edildi.

                Türkiye’de ikinci yöntem uygulandı. Bu amaçla Ergenekon tertibinin düğmesine 2000 yılında basıldı. AKP’nin kurulması, gündemde olmayan bir erken seçim sonucu 2002’de iktidar yapılması, 2007 yılı ile birlikte Türk Ordusu ve yurtsever devrimcilere karşı harekete geçilmesi, Beşiktaş adliyesine konuşlandırılan FETÖ’cü sözde savcı ve hakimler aracılığı ile tertibin uygulanması, Silivri’de başlayan yargılamalar vb. vb.

                Toplam olarak 3 bin subayın soruşturmadan geçmesi, bin kadarının yargılanması, özellikle kurmay albaylardan FETÖ’cü olmayanların tasfiye edilerek kendi adamlarının önünün açılması…

                Bu arada BOP’a uyumlulaştırma olanağı olmayan Vatan Partisi’ne ise tutuklamalarla fiziki tasfiye operasyonu uygulanması… Bütün bunlar biliniyor.

                Sonuç olarak toplumda etnik ve mezhepsel temelde var olan bölünmenin Partiler düzleminde derinleştirilerek kurumsallaştırılması, hedef buydu.

                Bir tane Sünni İslamcı Parti, Alevi tabanı esas alan bir “muhalefet partisi”nin yanısıra etnik olarak bir “Türk” partisi bir de “Kürt” partisi…

                Proje bütün Partilerin bu hedefe uygun olarak yeni baştan düzenlenmesini öngörüyordu ve her bir parti bu amaçla sahnelenen operasyonlardan nasibini aldı.

CHP’ye operasyon

                Ergenekon tertibi kapsamında en etkili ve başarılı operasyonlardan biri de CHP’ye yapıldı. Çünkü Deniz Baykal en başından itibaren kararlı olarak tertibe tavır almıştı. Ana muhalefeti denetim altında olmayan bir ülke her an elden kayıp gidebilir. Onun için ülkeler; iktidarı ve muhalefeti ile birlikte kontrol edilmeliydi!

                CHP’de Baykal’ın yerine bir alternatif hazırlanması gerekiyordu. 2009 yılındaki yerel seçimler bunun için değerlendirildi. CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Soros’un vakfının kurucularındandı. Seçim kampanyası sırasında önünde bütün kapılar açıldı. Her akşam bir televizyonda eline tutuşturulan başka bir yolsuzluk dosyası ile görünmeye başladı. Gerçi seçimi kazanamadı ama CHP’nin oyunu yüzde 30’dan, 38’e taşıyarak büyük bir “başarıya” imza attı! Yıllardır müzmin muhalefet olmaktan bıkmış olan CHP’li kitle için bir “umut” doğmuştu.

                Koşullar olgunlaşınca kaset senaryosu uygulamaya kondu. Deniz Baykal istifa etti. Özenle hazırlanmış Kılıçdaroğlu, CHP Genel başkanlığı koltuğuna oturtuldu. Operasyonu Wikileaks belgelerinde de okuduk.

Tertibin çöküşü

                Ergenekon tertibi, 2011 sonrası adım adım yükselen halk hareketinin Silivri duvarlarına dayanması sonucu 2014 yılı başında çöktü. Böylece tertibin Türk Ordusunu teslim almak ve yurtsever devrimcileri etkisiz kılmak hedefi boşa çıkarılmış oldu.

                ABD’nin FETÖ ve PKK aracılığıyla iktidarı tamamen ele geçirmek amaçlı operasyonları ise AKP’nin karşı hamleleri ile boşa çıkarıldı. AKP, değişen dünya dengelerini çok iyi değerlendirdi. Rusya, İran ve Çin başta olmak üzere Batı karşıtı ülkelerle geliştirdiği ilişkiler, hem ABD’nin hamlelerini boşa çıkardı hem de FETÖ ve PKK’nın üzerine giderek iç cepheyi sağlamlaştırdı.

                Yani Ergenekon tertibinin iktidara yönelik ayağı da böylece çuvalladı.

Elde kalan mevzi ve yeni planlar

                Ama Ergenekon tertibiyle muhalefet cephesinde ele geçirilen mevzi hala ayaktadır ve ABD, şimdi bu mevziye dayanarak Türkiye’ye ilişkin hedeflerini gerçekleştirme peşindedir.

                Rand Corporation’un son olarak yayınlanan raporunda da görüleceği üzere denebilir ki ABD, Türkiye’ye ilişkin bütün umutlarını elde kalan bu “son mevzi”den hareketle gerçekleştireceği operasyona bağlamıştır.

                25 – 26 Temmuz tarihinde toplanan CHP’nin 37. Kurultayında, bu Parti’nin 2010 yılında yapılan düzenlemeye uygun olarak daha da ileri gitmiş olduğu görüldü. Kılıçdaroğlu HDP (PKK), FETÖ, İyi Parti, Gül, Davutoğlu ve Babacanla ortak iktidar hedefini açıkladı. Batı ile olan işbirliğini restore etmede de kararlı olduklarını söyledi ve AKP’yi neden Rusya ile çatışmadığı noktasından eleştirdi.

                En önemlisi, CHP’nin Ergenekon tertibinde de öngörüldüğü üzere bir mezhep temeline oturduğu gerçeğinin çarpıcı bir şekilde görülmesi oldu. Öyle ki Kılıçdaroğlu’nun karşısındaki Genel Başkan adaylarının hiçbirisi adaylık için gerekli 60 delegenin bile imzasını toplayamadı. Kılıçdaroğlu, hayatının en rahat Kurultayını gerçekleştirdi. Bunda CHP’nin delege kitlesinin, önemli ölçüde belli bir mezhep tabanına oturtulmasının tayin edici rolü vardır.

                Ama Türkiye ve Bölge planlarında gerçek anlamda çuvallayan ABD’nin, CHP üzerinden düşündüğü operasyonun en ufak bir başarı şansı bulunmuyor. Yeni bir dünya kuruluyor. Kurulmakta olan yeni dünyada, ABD’nin, Türkiye gibi bir ülkede böylesi operasyonları yapabilme kabiliyeti bulunmuyor.

                ABD’nin hegemonyacı özlemlerine bel bağlayarak iktidar olma hayalleri kuranlar, kurdukları hayallerle kalacaklar.

                Önemli olan, ezici çoğunluğu yurtsever ve Atatürk’ün devrimci Cumhuriyetine samimiyetle bağlı olan CHP kitlesinin içine düştüğü tuzak ve Türkiye’nin bir bütün olarak bundan gördüğü zarardır.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir