Yaşamın anahtarını dipsiz kuyuya atan cehaletin de bir dibi yok mu?

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Mars üzerindeki Jezero Krateri’ne çok benzeyen bir oluşumun dünyada da bulunduğunu açıkladı. Mars’taki Jezero Krateri’nin dünyadaki benzerinin Türkiye’nin en önemli doğa harikalarından Salda Gölü’nde olduğuna işaret edilen NASA’nın paylaşımında Salda Gölü’nün bir uydu görüntüsüne de yer verildi. NASA’nın ilgili açıklamasını orijinal kaynağından okumak için:

NASA’nın açıklaması bir yana Türkiye’de Salda Gölü’nün Mars’ın anahtarı olabileceği olasılığından çok ne kadar ziyaretçi gelir ve bunun üzerinden nasıl daha çok para kazanırız düşüncesinin anahtarı aranıyor. Salda Gölü’nde millet bahçesi yapma fikri ortaya atılmadan ve NASA’nın bu açıklamasından çok önce, göl kıyısında 30 bin kişilik bir ‘gençlik festivali’ yapılması gündeme geldiği sıralarda (Mayıs 2018) Salda Gölü ve Mars arasındaki ilişkiyi ele alan bir yazı kaleme almıştım.

Yazıda özetle şunları dile getirmiştim:

“Bilmediğin yeri koruyamazsın. Bilmekten kasıt, o yerin nerede ve nasıl olduğu değil; o değerin yaşam için ne ifade ettiğidir. Burdur Yeşilova’daki Salda Gölü’yle ilgili birkaç gündür süren tartışmalar bir kez daha gösterdi ki tahrip etmeden sevmeyi öğrenmemiz için daha çok yol almamız gerekecek. Tabii o zamana kadar elimizde bir doğal alan kalırsa…

Salda Gölü peyzaj güzelliği, rekreasyon değerinin yanında yaşam için çok daha başka anlamlar da ifade ediyor. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, özetlemek gerekirse Salda Gölü’ne rengini veren suyu ve kıyısındaki bembeyaz kumullar, yaşamın anahtarı niteliğinde kimi sırları barındırıyor. 1999 yılında İngiliz ve Türk bilim insanlarının, göl ve çevresinde yapılan bilimsel araştırmaların ardından Londra’da bilimsel bir dergide ( Journal of the Geological Society-Ekim 1999) yayımladıkları makale, Salda Gölü’ndeki Hidromanyesit stromatolitlerin (mikrobiyalitler) Mars gezegenindeki Beyaz Kaya adı verilen bölgedeki yaşam belirtilerinin anahtarı olabileceğine işaret ediyor.

Salda Gölü bütünüyle bir canlı. Tıpkı insan ya da kuş gibi. Nasıl kuşun bir kanadını koparınca, insanın bir elini kırınca işlevsiz hale geliyorsa göllerin, ırmakların, ormanların da bütünlüğü bozulunca yok oluşu hızlanıyor. Bunca hoyratlığın ortasındayken insan sormadan edemiyor: Yaşamın anahtarını dipsiz kuyuya atan cehaletin de bir dibi yok mu? Tepeden tırnağa yanlış olan bir işte bu inat, bu ısrar neden?”

 ‘Mars’ın elleri’ olarak anılan jeolojik oluşumu çevreleyen ve ‘Sebaea Terra’ adı verilen toprak yapısı, yaşamın başlangıcına ait izler barındırıyor. Burada Salda’ya benzer bir göl oluşumunun olabileceği ve suda bir yaşam başlayabileceği düşünülüyor. Yeryüzünde buna benzer yapıya sahip olan alanlar uzun yıllardır araştırma konusu. Kanada sınırlarındaki Devon Adası, dünyada benzer yapıya sahip alanlardan biri. İnsan baskısının bulunmadığı ada, yılın büyük bir bölümünde buzlarla kaplı. Yalnızca yaz aylarında yaklaşık 45 gün ortalama 8 derece sıcaklıkta NASA’ya bağlı bilim insanları çalışma yürütüyor.

Kendi varlığını her şeyin üstünde gören, yeryüzünün yalnızca kendini eğlendirmek için varolduğunu düşünen insan modeli giderek yaygınlaşıyor…

Kentte biriktirdiği ruhsal toksini atmanın yolunu doğada buluyor. Bu elbette bir ihtiyaç, insani, anlaşılabilir bir şey ve hepimizin az çok özlemini çektiği bir duygu…

Ancak bunu yapmanın da bir ölçüsü, sınırı ve usulü olmalı. Severken öldürmek, yaşarken yok etmek yerine severek çoğaltmanın, yaşatarak geleceğe taşımanın yolu sır değil.

Kitlesel kalabalıklarla doğal alanlarda sınırsız ve sorumsuzca eğlenceler düzenlemek son birkaç yılın ‘cluber’ denilen insan modelinin vazgeçilmezi oldu. Binlerce kişinin hücumuna uğrayan koylar, kıyılar, yaylalar, el değmemiş göller, ormanlar adeta film seti gibi…

Bilmediğin yeri koruyamazsın. Bilmekten kasıt, o yerin nerede ve nasıl olduğu değil; o değerin yaşam için ne ifade ettiğidir. Burdur Yeşilova’daki Salda Gölü’yle ilgili birkaç gündür süren tartışmalar bir kez daha gösterdi ki tahrip etmeden sevmeyi öğrenmemiz için daha çok yol almamız gerekecek. Tabii o zamana kadar elimizde bir doğal alan kalırsa…

SALDA’NIN SIRLARI MARS’TAKİ YAŞAMIN ANAHTARI OLABİLİR

Salda Gölü peyzaj güzelliği, rekreasyon değerinin yanında yaşam için çok daha başka anlamlar da ifade ediyor. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, özetlemek gerekirse Salda Gölü’ne rengini veren suyu ve kıyısındaki bembeyaz kumullar, yaşamın anahtarı niteliğinde kimi sırları barındırıyor. 1999 yılında İngiliz ve Türk bilim insanlarının, göl ve çevresinde yapılan bilimsel araştırmaların ardından Londra’da bilimsel bir dergide ( Journal of the Geological Society-Ekim 1999) yayımladıkları makale, Salda Gölü’ndeki Hidromanyesit stromatolitlerin (mikrobiyalitler) Mars gezegenindeki Beyaz Kaya adı verilen bölgedeki yaşam belirtilerinin anahtarı olabileceğine işaret ediyor.

NASA KANADA’DAKİ DEVON ADASINDA BİLİMSEL ÇALIŞMA YAPIYOR

‘Mars’ın elleri’ olarak anılan jeolojik oluşumu çevreleyen ve ‘Sebaea Terra’ adı verilen toprak yapısı, yaşamın başlangıcına ait izler barındırıyor. Burada Salda’ya benzer bir göl oluşumunun olabileceği ve suda bir yaşam başlayabileceği düşünülüyor. Yeryüzünde buna benzer yapıya sahip olan alanlar uzun yıllardır araştırma konusu. Kanada sınırlarındaki Devon Adası, dünyada benzer yapıya sahip alanlardan biri. İnsan baskısının bulunmadığı ada, yılın büyük bir bölümünde buzlarla kaplı. Yalnızca yaz aylarında yaklaşık 45 gün ortalama 8 derece sıcaklıkta NASA’ya bağlı bilim insanları çalışma yürütüyor.

(Mars Gezegeninde Beyaz Kaya ya da ‘Mars’ın elleri’ adı verilen jeolojik oluşum ve onu çevreleyen toprak tabakası ‘Sebaea Terra’):

Salda Gölü’nün jeolojik ve hidrobiyolojik özelliklerini Mars’taki yaşam belirtileriyle karşılaştıran bilimsel makaleyi aşağıdaki bağlantıdan indirip okuyabilirsiniz:

Salda Gölü dışında dünyada Mars’la benzerlik gösteren Kanada’daki
Devon Adası NASA tarafından inceleniyor

MİKROBİYALİTLERİN TAŞINDIĞI DEREYE GÖLET YAPTILAR

Makalede, Salda’nın sırlarını içeren mikrobiyalitlerin, gölün güneybatı kesiminde yılın büyük bölümü kuru olan Salda deresinin ağzında yetiştiği kaydediliyor. Yani Salda’nın ruhunu oluşturan malzemeyi, aynı adı taşıyan dere taşımış. DSİ ise geçtiğimiz yıl Salda Deresinin üzerine bir gölet inşa ederek bu akışın önünü kesti. Bir başka deyişle dünyada bugüne kadar sadece birkaç noktada tespit edilen jeolojik özellikleri barındıran Salda Gölü, adeta yaşayan bir laboratuvar ve canlı doğa müzesi gibi korunması gerekirken dört bir yandan saldırıya maruz kaldı.

SALDA SIRADAN BİR GÖL OLSAYDI DA BUNLARI HAK ETMİYORDU

Tek bir kum tanesinin bile mücevher değerinde olduğu Salda Gölü’nün kıyısındaki bembeyaz kumsalların üzerinde jeepleriyle adrenalin arayanlardan, bu kepazeliğin seyircisi olan ilgili kamu idarecilerine kadar herkesin oturup düşünmesi gerekiyor. Salda çok sıradan bir göl olsaydı da bu kepazeliğin hiç birinin yapılmasını hak etmeyecekti. Birkaç gündür yaşanan Salda Gölü kıyısında 30 bin kişilik müzik festivali düzenleme projesi de bu olumsuz gidişata tuz biber oldu.

‘BURASI SİT’TİR DEMEKLE KORUMA OLMUYOR!

Bir korunan alana tabela dikip, “burası SİT’tir” demek yetmiyor. Bu alanı yaşamdan soyutlamak da bir çözüm değil. Yüzlerce yıldır bölge insanının sınırlı baskısının dığında nefes alarak bugüne ulaşabilen bir doğal varlığın kentli ve tüketen kitlenin birkaç yıl içinde gözlerimizin önünde çiğnenip yutulmasına seyirci kalmak da çözüm değil. Üç-dört tane iyi eğitimli görevlinin sağlayabileceği kontrollü ve dengeli kullanım bu değerin yarına da taşınmasını sağlayabilecekken bütün kurumlar topu birbirine atıyor.

ASIL VAHŞİ TURİZMİ EHİLLEŞTİRİP DOĞAYA KAZANDIRMAK GEREK

Yeşilova ilçesinin belediye başkanı gölün ilçenin tanıtımı ve esnafın para kazanması için bir araço olduğu görüşünde. Elbette bu anlaşılabilir bir görüştür ancak böylesine kitlesel bir baskının bir süre sonra göl ile birlikte gölden kazanılması beklenen paranın da sonunu getireceğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Bir değeri sadece ‘turistik’ cazibesi üzerinden sevmek, ‘turizme kazandırmak’ yetmiyor. Asıl önemli olan giderek vahşi bir rant hırsıyla yanıp tutuşur hale gelen turizm kavramını iyice ehilleştirip, o değere kazandırabilmenin yollarını aramak.

YAŞAMIN ANAHTARINI DİPSİZ KUYUYA ATAN CEHALETİN DİBİ YOK MU?

Kitlesel festivali organize eden genç girişimcilerin “Ama bizim festival yapacağımız yer sit alanı dışında” savunması da bir başka trajik durum. Salda Gölü’nün bütün kıyıları doğal sit alanı. Plajın bulunduğu alan 2. Dereceye düşürülse de gölün bütünlüğünü bölerek yaklaşmanın savunulacak bir yanı yok. Salda Gölü bütünüyle bir canlı. Tıpkı insan ya da kuş gibi. Nasıl kuşun bir kanadını koparınca, insanın bir elini kırınca işlevsiz hale geliyorsa göllerin, ırmakların, ormanların da bütünlüğü bozulunca yok oluşu hızlanıyor. Bunca hoyratlığın ortasındayken insan sormadan edemiyor: Yaşamın anahtarını dipsiz kuyuya atan cehaletin de bir dibi yok mu? Tepeden tırnağa yanlış olan bir işte bu inat, bu ısrar neden?

YAŞAMIN ANAHTARINI DİPSİZ KUYUYA ATAN CEHALETİN DİBİ YOK MU?

Salda Gölü’nde iki yılda çok şey değişti. Kitlesel festivale karşı gösterdiğimiz refleksin sonucunda kurul izni de olmayan bu etkinlik iptal edildi ancak bu kez kitlesel festivalin onlarca katı ziyaretçiyi göle çekmeyi amaçlayan millet bahçesi projesi ortaya çıktı. Aynı devlet, aynı valilik, aynı bakanlık ve aynı göl…

Coğrafyasında yaşamın anahtarı da saklı olsa, “NASA da kim oluyormuş” diyen bakanların insafına terk edilen bu güzel ülkenin rant kapısından başka bir şey görmeyen zihniyete kurban edilmesi ne ağır…

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir