Merkez Bankası’nın bağımsızlığı meselesi

Merkez Bankası bağımsız mı olmalı yoksa ulus-devletin yönetiminde mi olmalı?

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kaimin yararınadır; halkın mı para babalarının mı?

Bu konuda uzman birisi olan İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi mezunu, otomotiv ve demir çelik sanayilerinde bilfiil üretimde çalışmış olan, Çelikhane ve Yüksek Fırınlar inşası ve işletmelerinde bulunmuş olan, Rusya’da, Demir ve Çelik Fabrikalarında İşletmecilik eğitimi almış olan,  Sanayi ve Ticaret Bakanlığında Sanayi Genel Müdürü olarak, beş yıl görev yapmış, Milli Prodüktivite Merkezinin Yönetim Kurulu, Koza Birlik Yönetim Kurulu Üyeliklerinde bulunmuş olan, Dokuz yıl İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapan ve halen MKK üyesi olan Bülent Esinoğlu’nun iki makalesini KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgisi ve ilgisine sunuyoruz.

Merkez Bankası para
babalarına mı yoksa devlete mi bağlı olmalıdır?
Kulağa çok hoş gelen bir söz, “Merkez Bankası bağımsız olmalı.”
Gelin şu bağımsızlık iddiasını biraz deşifre edelim.
Merkez bankası ne yapar?
O ülkenin ekonomisine karşılık gelen parayı basar.
Bir ülkede parayı basma egemenliğin ana unsurudur.
Devlet olma bu erki elinde bulundurmaya bağlıdır.
Yıllara göre incelerseniz, Merkez Bankası ekonomiye karşılık gelen paranın sadece %15’ini basar. Geri kalan %85’ini ticari bankalar itibari para olarak (dijital banka parası) olarak üretirler. Aşırı borçlanmanın temel kaynağı da bu itibari para meselesidir.
Lakin işin püf noktası sadece bu kadar değildir.
Merkez Bankasının genel kurulu; ticari bankaların gönderdiği murahhas üyeler, ülke zenginlerinin kurduğu gölge bankaların ve fon yöneticilerinin gönderdiği üyelerden oluşur. Yani Merkez Bankası genel kurulu, ülke zenginlerinin örgütlü bir şekilde bulunduğu yerdir.
Bu zenginler esas itibariyle ülke ekonomisine karşılık gelen parayı basan imtiyazlı azınlıklardır. Yani Merkez Bankasında esas olan servet sınıfının varlığıdır. Devlet sadece Merkez Bankası Başkanını tayin eder. İdari anlayışı, ideolojisi servet sınıfının çıkarlarına göre yapılanır.
Merkez Bankasının genel kurulunda halk yoktur. Servet sınıfı vardır.
Peki, Merkez Bankası uluslararası para piyasalarına uyum sağlamak için kuralları nereden alır?
Ülke zenginleriyle ortak iş gören, dış zenginlerin asıl örgütlü olduğu, İsviçre Dengeleme Merkezinden alırlar. İsviçre Dengeleme Merkezi yönetimi de dünya süper zenginlerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir bankalar üstü kurumdur. Merkezi Basel’dedir.
Bu imtiyazlı azınlıklar, dış zenginler ve fon yöneticisinden aldıkları paraları ticari bankalara satarak, yani borç vererek zenginliklerine zenginlik katarlar.
Dış borca bağımlılığın ana merkezi böylece kurumlaşmış olur.
Merkez Bankasının bağımsızlığını savunanlar, Merkez Bankasının servet sınıfına bağlı kalmasını ve para basım yetkisinin, imtiyazlı azınlıklarda olmasını isteyenlerdir.
Paranın ne olduğunu bilmeden Merkez Bankası bağımsızlığını sanki adalet oluşurmuş gibi anlayanların, konuya biraz daha yakından bakması gerekir.
Para bağımsızlığın temel unsurudur. Ekonomiye karşılık gelen paranın servet sınıfı tarafından basılıyor olması neoliberal ekonominin temel dayatmasıdır. Paranın özelleştirilmesidir. Dünyadaki alt üst oluşun asıl sebebi de budur.
Parayı kimin basacağı sorunu çözülmeksizin kaostan çıkış yoktur.
Paranın ustaları ve paranın köleleri
Bu haftanın başlangıcında ortaya çıkan kriz tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor.
Her krizde olduğu gibi, bu krizde de tarafların kim olduğu konusunda, büyük bir kargaşa var.
Tarafları tanımlayalım.
Bir tarafta, kâğıt alıp satan, üretmeden kazanan imtiyazlı servet sınıfı var.
Öte tarafta ise ulus-devlet ve onu, şimdilik yönetenler var.
Bir tarafta paranın ustaları, öte yanda paranın köleler…
Paramızı basan, bize satan bu imtiyazlı servet sınıfı, ulus devlete neden abandı?
Çünkü krizin bedelinin ulus-devlet üzerine yıkılması gerekiyor.
Yani karlar özelleştirilecek, zararlar halka bölüştürülecek.
Bunun için temel mevzi neresidir? Paranın basıldığı kale neresiyse orasıdır.
İmtiyazlı sınıfın ilk hedefinde, Merkez Bankası vardı. Merkez Bankasının, sözde bağımsızlığı üzerinden, yıllardır manipülasyon yaparak, oldukça ileri bir konum kazanmışlardı. Hatta paranın nasıl üretildiği ve nasıl özelleştirildiğinden haberi olmayan, aydın sınıfını da yanlarına alarak.
Öyle bir imaj yarattılar ki, Merkez Bankası bağımsız olursa, halkımız bundan kazançlı çıkar…
Oysa Merkez Bankasını Başkanı hariç, her unsuru imtiyazlı servet sınıfının temsilcilerinden oluşmaktaydı. Yönetilmesinin özünü de servet sınıfının ideolojisi belirliyordu. Halk zaten orada yoktu.
İmtiyazlı servet sınıfı tarafından öteden beri propaganda edilen temel hususlar; bakıldığında çok haklı ve insandan ve milletten yana hususlardı.
Acaba gerçekten bu hususlar halk yararına mı, yoksa imtiyazlı sınıfın başka imtiyazlar kazanmak ya da en azından, elde ettikleri mevzileri pekiştirmek adına mı bu mücadeleyi veriyorlardı?
Öngörülebilirlik, şeffaflık gibi unsurlar olursa, yatırım yaparız imajını yarattılar.
Öngörülebilirlikten kast ettikleri; ulus devletin alacağı kararlardan önceden haberdar olmak ve o kararlara ortak olmaktır. Yani ulus devletin alacağı kararları imtiyazlı servet sınıfı ile birlikte almak.
Uygulanan ekonomi programlarından- ki bu programlar da finans kapitalin ulus devlette dayattığı programlardı- ötürü ortaya çıkan felaket ekonomik durum da göz önüne alındığında, imtiyazlı servet sınıfının son hareketi, onlara zafer getirecek yönde geliştiğini söyleyebiliriz.
İmtiyazlı servet sınıfının bir önceki krizler döneminde elde ettiği mevzileri, yeniden, ulus devlete dayatarak, şantaj yaparak, bir ileri mevzi daha elde edeceğini şimdiden söylemek kehanet olmaz. 
AYDINLIK
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir