Olgulara, Tarih bilgisinden mahrum bakış yanlış teşhise yol açar

Geçtiğimiz ay, Taliban önderliğinde Afgan halkının ABD emperyalizmini ülkesinden kovuşu üzerine yapılan yoğun tartışma bizi bu başlığı yazmaya itti. Müstesna devrimci ve usta Aydınlıkçı Hasan Yalçın’ın deyişiyle, “tarih bilgisi ve devrim iradesiyle olgunlaştırılmamış bilinç, bir yük gibi taşıdığı solculuğu, götürüp emperyalist devletlerin dizleri dibine bırakıverir.” Nitekim tartışmalarda tescilli görevlileri bir kenara bırakıyoruz; kendisini Atatürkçü, ilerici, solcu diye tanımlayan azımsanamayacak bir kitle Taliban düşmanlığı yaptı. “Atatürk gibi yaptılar” sözüne ateş püskürdüler.

Bu nedenle Afgan olayına tarihin içinden bakmak doğruya ulaşmada belirleyicidir.

Aydınlık’ta Ercan Dolapçı, geçmişte, 1979 yıllarında Sovyet emperyalizmine karşı mücadele içinde ortaya çıkmış liderler ve örgütleri o zamanlar gene Aydınlık’tan Ragıp Duran’ın röportajlarına dayanarak yazdı.

Afganistan’ı ve işgale karşı direnişin dinamiklerini daha iyi anlayabilmek için 1979 yılında Aydınlık’ın yaptığı röportajı hatırlatmak önemlidir.

Aşağıda Afganistan İslam Cemaati Lideri Burhaneddin Rabbani’nin Aydınlık’a açıklamalarını okuyabilirsiniz.

Rus darbesi sonrası Afganistan’daydık: Aydınlık, Hikmetyar ve Rabbani ile görüşmüştü

1979 yılında Sovyet işgaline karşı direnen Afganistanlı savaşçıların karargâhına girdik. Sovyet müdahalesini, ABD’nin siyasetlerini, Çin’e bakışlarını ve Türkiye’ye yönelik görüşlerini yayımladık.

İşte o görüşme!

Afganistan, İngiliz işgalinden sonra 1979 yılında Sovyetler Birliği (Rusya)’nin işgaline uğradı. 24 Aralık 1979 günü gerçekleşen işgalin öncesinde her şey 27/28 Nisan 1978 gecesi yapılan darbeyle başladı. Sovyet yanlısı Afganistan Demokratik Halk Partisi, Afganistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Davud Han’ı devirerek “sosyalist” yönetimi ilan etti. Babrak Karmal da devlet başkanı oldu. Ülkenin adı da Afganistan Demokratik Halk Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Bu hamleyle ülkede iç savaş da başladı.

O günlerde günlük yayın yapan Aydınlık gazetesi bu gelişmeleri günü gününe okurlarına aktardı. Bununla da kalmadı muhabiri İlhan Sürmeli(*) ve Ragıp Duran’ı bölgeye gönderdi. Sürmeli ve Duran, Ağustos 1979’un sonunda Afganistan’a Pakistan üzerinden girdi ve uzun bir geziden sonra edindiği bilgileri okurlarına duyurdu. Bu izlenimlerini 10-23 Ekim 1979 tarihinde dizi yazı olarak yayımladı. Aydınlık okurları geleceğin Afganistan’ının işaretlerini bu yazılarda buldu. Çünkü Afgan halkı daha o günden başlamıştı Rusya yanlısı yönetime karşı durmaya ve ardından gelecek olan işgale… Aydınlık muhabiri ayrıca geleceğin önemli liderleri (Başbakan) Gulbeddin Hikmetyar, (Devlet Başkanı) Burhaneddin Rabbani ve 1992 yılında Devlet Başkanlığı yapan Sibgatullah Müceddidi ile de görüşmüştü. Genç birer direnişçi olan bu iki lider geleceğin Afganistan’ında önemli bir yer tutacaklardı. İşte o günlerde sıradan iki lider olan Hikmetyar, Rabbani ve Müceddidi ile yapılan görüşmeler: 

HİKMETYAR İLE GÖRÜŞME

Aydınlık muhabiri Ragıp Duran 12 Eylül 1979 günü Hizb-i İslâmi Afgani (Afganistan İslam Partisi) lideri Gulbeddin Hikmetyar ile Afganistan’ın Kunar eyaletindeki genel merkezinde görüşür. Bu görüşmeyi Duran’ın kaleminden izleyelim:

Türkiye’den beklediğimiz iki gazeteci geldiler.

Buyurun içeri, Mühendis Gulbeddin Hikmetyar sizi bekliyor.

Peşaver’in Fakirabad semtindeyiz. Üç katlı bir han Hizb-i İslâmi Afgani’nin (Afganistan İslam Partisi) genel karargâhı haline getirilmiş. Örgütün basın sorumlusu Hacı Hüseyin Mangal karşılıyor bizi ve görüşme odasına giriyoruz. Biraz sonra içeri uzun boylu, kalpaklı ve sakallı genç mühendis geliyor. Yüzü ve hatta gözleri gülümsüyor. Üzerinde kahverengi uzun bir elbise var.

Türk kardeşlerimiz selamünaleyküm, diye selamlıyor bizi. Hacı Hüseyin’in tercümanlığı ile görüşmeye başlıyoruz.

Biz sorulara geçmeden Gulbeddin Hikmetyar, Hizb-i İslâmi Afgani’nin kuruluşunu anlatıyor.

Afganistan’da İslâm Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlamak için mücadele eden en eski örgüt biziz. Örgütümüz 1968 yılında Kâbil Üniversitesinde kuruldu. Hatırlayacaksınız o dönemlerde zaten bütün dünyada öğrenci hareketleri gelişmekteydi. Bizim ülkemizde de halkı ve gençliği yozlaştırmaya çalışan Zahir Şah rejimi vardı. Bunlar bir yandan Batılı kapitalistlerle işbirliği içine girerken, bir yandan da sosyal kapitalistlerle gizliden pazarlığa oturdular.

Biz üniversitede bir avuç genç, bu rejimin halkımızın yaşantısına uygun düşmediğini tespit ettik. Önceleri üniversite ve gençlik çevrelerinde kültürel çalışmalar yaptık.

Ne tip kültürel çalışmalar yaptınız, diye ayrıntı istediğimizde, Hizb-i İslâmi’nin genç lideri bize şunları anlattı:

Bir kere Kuran’ın güncel bir yoruma kavuşturulması gerekir. Öte yandan, İslâm ülkeleri arasında birliği sağlamak için Körfez ülkelerinde çalışan ve okuyan Afganlılarla temasa geçtik. Eğitim konusundaki çalışmalarımızı tamamlayınca her öğrenci doğduğu bölgeye yani köylere gidip örgütlenme çalışmasına başladı. Bu dönemde düzensiz aralıklarla da olsa “Şehadet” adında bir dergi yayınladık.

Gulbeddin Hikmetyar daha sonra örgütünün Afganistan toplumu hakkında yaptığı incelemeleri anlatıyor. Kabile toplumunun özelliklerine uygun ve son derece dindar bir halkla nasıl kaynaşılması gerektiği konusunda bilgiler veriyor:

Bizim ülkemizde Müslümanlıktan daha güçlü bir akım yoktur. Çünkü halkımız Müslüman’dır ve dinine sıkıca bağlıdır. Mesela şimdi bizim gerillalarımızın mücadele azminde Müslümanlık duyguları tayin edici bir rol oynamaktadır.

Peki, Sovyet müdahalesinden ve 27 Nisan darbesinden sonra mücadeleniz nasıl gelişti?

Biz aslında silahlı mücadeleye Davud Han zamanında başladık. 1973’ün başlarında biz Rusya’dan kanlı bir darbe geleceğini tespit etmiştik. Çünkü bu Zahir Şah olsun ve onu darbeyle iktidardan alaşağı eden yeğeni Davut Han bir bakıma bu Terakkilerin Aminlerin babasıdır. Çünkü Afganistan Komünist Partisi o zamanlar kuruldu (1965). Bunların içinde iki hizip vardı: Halkiler (Terakki-Amin kliği) ve Perçamçılar (Bayrakçılar, Kemal Babrak kliği). Her ikisi de o dönemden beri serbestçe faaliyet gösterdiler. Gazeteler çıkarttılar. Özellikle de Halkiler Rusya’da eğitim görmüş olan subayları ordu içinde örgütleyerek cunta kurdular.

15 EKİM 1979

HİKMETYAR’IN SADE YAŞAMI

Hizb-i İslâm Afgani’nin başkanı Gulbeddin Hikmetyar oldukça sakin bir insan. Ağır ağır konuşuyor ve yüzünde sürekli bir gülümseme var. Basın sorumlusu Hacı Mangal, Hikmetyar’ın yaşam öyküsünü anlatırken şunları söyledi: “Bizim örgütümüz halk örgütü olduğu için liderimiz de halkın sade yaşantı tarzını benimsemiştir. Örneğin, diğer örgütlerin liderleri Peşaver’de büyük villalarda oturuyorlar. Mühendis ise iki odalı bir evde yaşar. Bizim gerillalar da büyük güçlükler içinde olmalarına rağmen son derece sade bir hayat tarzı içinde yaşarlar. Mesela Parti, her savaşçıya günde 3 rupi para verir. İşte bu para ile sağlarlar geçimlerini.”

3 Pakistan rupisi ile geçinmek gerçekten zor. Ama örgütün kentlerde kalan üyeleri kolektif bir yaşantı içinde masraflarını asgariye indiriyorlar. Zaten onların da Nan-ı Vatan’dan başka yedikleri bir yemek yok. Biz Peşaver’de kaldığımız 4 gün boyunca Hizb-i İslâmi’nin savaşçılarıyla bir arada yaşadık ve Hacı Mangal’ın anlattıklarını gördük.

Hizb-i İslami örgütünü daha iyi tanımak için uluslararası politika ile ilgili sorular yöneltiyoruz, Gulbeddin Hikmetyar’a:

ABD yönetiminin Afganistan konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD’nin bu konudaki tutumu aslında oldukça tutarsızdır. Onlar bir yandan Afganistan’ın Sovyet denetimine girmiş olmasından memnun değiller. Ama öte yandan ABD bizim ülkemizde bir İslâm Cumhuriyetinin kurulmasına da karşıdır.

8 EKİM 1979

BATI’NIN TUTUMU

Hikmetyar’ın görüşme bürosunda çeşitli mücadele resimleri var. Duvarlarda büyük yeşil afişler ve bayraklar bulunuyor. Bizim görüşmemiz yaklaşık iki saat sürüyor ve Mühendis Hikmetyar bütün sorularımızı ayrıntılı bir şekilde cevaplıyor.

ABD’den sonra Batı Avrupa ülkelerinin tutumlarını nasıl değerlendirdiğinizi öğrenmek istiyorum…

Evet, Batı Avrupa ülkeleri de bugün Sovyetlerin tehdidi altında. Ancak bizim gördüğümüz kadarıyla Batı Avrupa, bu konuda pek mücadeleci bir tutum almıyor. Bakın mücadele cephesine, hep Müslümanlar savaşıyor. İran halkı, Filistinliler, Eritreliler, Filipinliler…

Batı Avrupa’nın tutumuna somut bir örnek olarak İngiliz BBC radyosunun yayınlarını verebiliriz. Bu radyo istasyonu Afganistan’da savaşan insanların kapitalistler ve toprak ağaları olduğunu iddia ediyor. Siz de bilirsiniz, bu radyo İran’da da aynı şeyi yaptı ve İmam Humeyni bu radyoyu yasakladı. BBC bu yayın siyasetini sürdürürse biz de yasaklamak zorunda kalacağız.

Hikmetyar’ın BBC’ye karşı yönelttiği eleştirilere rağmen gerek Peşaver’de gerekse kurtarılmış bölgelerde gerillalar, BBC’nin Farsça yayınlarını sürekli olarak dinliyorlar. Gerillalar, BBC muhabirinin Kabil’e gidemediğini öğrenince İngiliz radyosuna karşı olan düşmanlıkları bir nebze olsun azalmıştı. Ardından aynı muhabir Hizb-i İslâmi’nin denetimindeki kurtarılmış bölgelere gitmek istediğini söylemiş. Hikmetyar ile yaptığımız ikinci görüşmede parti başkanının görüşlerini bir ölçüde değiştirdiğine şahit olduk:

BBC’nin yayınlarında bir gelişme var galiba. Acaba bunların muhabirini Kunar’a göndersek mi?, şeklinde konuştu.

KENDİ GÜÇLERİNE DAYANIYORLAR

Batı Avrupa konusundaki tutumlarını da öğrendikten sonra Üçüncü Dünya ile ilişkiler konusuna geçiyoruz:

Bizim özelliğimiz Arap ve Müslüman ülkelerle güçlü bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Ancak ne yazık ki, şimdiye kadar bir tek Arap ve Müslüman ülkenin hükümeti bize bir kuruş yardım yapmadı. Tabii hepsi basın yayın organlarında bizim mücadelemizi destekliyorlar. Ama biz düşmandan başka hiç kimseden pek geniş çaplı askeri araç ve gereç alamadık. Pakistan hükümeti ise mültecilerimize yardım ediyor. Kuşkusuz bu da çok sınırlı bir yardım.

Hizm-i İslâmi’nin ve Cemaat-i İslâmi’nin temel özelliklerinden biri de “kendi gücüne dayanmak” ilkesine sımsıkı bağlı olmaları. Çeşitli çevrelerin yaydığı “Afgan gerillalarını CIA, Çin, Pakistan ve İran destekliyor” iddiasını biz her gittiğimiz yerde somut olarak araştırdık. Peşaver’deki mülteci kamplarından, kurtarılmış bölgelere kadar hiçbir yerde ne bir tek yabancı uzmana, ne de bir tek yabancı yapısı askeri malzemeye rastladık. Afgan gerillalarının bütün silahları Rus malı. Bunun dışında çok cüzi miktarı ’20 patlar’ tabir edilen Hint yapısı otomatik tüfekler var. Onları da para ile satın almışlar.

Hizb-i İslâmi örgütünün lideri ve yetkilileri ile görüşürken ve bu partinin belgelerini incelerken komünizm konusunda ilginç bir tutuma şahit olduk. Örgütün yöneticileri ve resmi belgeleri kesinlikle antikomünist bir tutum almıyorlar. Rusya’dan söz ederken ise zaman zaman ‘hegemonyacı’, ‘Kâfiristan’ ve hatta ‘sosyal emperyalizm’ deyimlerini kullanıyorlar. Ancak bu tutum partinin tabanına henüz tam olarak yerleşememiş. Örgütün üyelerinde “Rusya-Komünizm” anlayışı hâlâ belleklerden silinmemiş. Bu konuda partinin görüşlerini öğrenmek için somut olarak şöyle bir soru yöneltiyoruz:

Peki, Çin Hak Cumhuriyetinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Rusya’ya karşı mücadele etmesi ve Moskova’nın Afganistan’daki hegemonyasını, propagandalarında teşhir etmesi olumludur. Ancak Çin’in İslâm devrimi konusundaki tutumu berrak değildir. Yani biz Pekin’in bizim devrimimize karşı ne tutum alabileceğini bilmiyoruz.

TARİHİ DOSTLUK

Son olarak Türkiye ile Afganistan arasındaki ilişkiler konusundaki görüşlerini almak istiyoruz. Hizb-i İslâmi’nin lideri iki ülke arasındaki tarihi dayanışmayı anlatıyor. Türkiyeli uzmanların geçmişte Afganistan’a yaptığı katkılardan övgüyle söz ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

Türkiye ve Afganistan dünyanın önemli bölgelerinde bulunan iki Müslüman ülkedir. Biz Müslüman milleti olarak aramızdaki dayanışmayı güçlendirmeliyiz. Çünkü düşmanımız ortaktır. Sizin ülkenizde de Müslüman halk yaşıyor, sizin ülkenizin de Rusya ile ortak sınırı var. Bu yüzden biz Türkiyeli kardeşlerimizden mücadelemizi desteklemelerini istiyoruz.

Gulbeddin Hikmetyar, “Lanetlenmiş Kâbil rejimine karşı cihad açtık. Bütün Müslümanları var güçleriyle cihadımızı desteklemeye çağırıyoruz. Bizim devrimimiz milli devrim olacaktır. Milli derken milliyetçi demek istemiyorum. Yani bizim devrimimiz Afgan milletinin eseri olacaktır” dedikten sonra bize de başarılar diliyor ve gecenin geç saatinde bizzat kendi kullandığı arabasıyla bizi otelimize kadar bırakıyor.” (Aydınlık, 13-15 Ekim 1979, s.8.)

(*) Not: Aydınlık muhabiri İlhan Sürmeli, 24 Haziran 2006 günü Afyon yakınlarında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Antakya doğumlu olan Sürmeli’yi rahmet ve saygıyla anıyoruz. Ragıp Duran ise Aydınlık’tan sonra birçok gazete ve ajansta çalıştı ve halen Çanakkale’de yaşamaktadır. Duran, Aydınlık’taki dizi yazısını “Afgan Savaşçıları” ismiyle 1980 yılında kitaplaştırdı.

************

Aydınlık Afgan liderlerle görüştü-2: Afganistan İslam Cemaati Lideri Burhaneddin Rabbani: ‘Birliğin bayrağını dikeceğiz’

Rabbani, Aydınlık’a yaptığı açıklamada, ‘Zaten Türkiye ile Afganistan arasında tarihe dayalı dostluk ilişkileri vardır. Afganistan subayları geçmişte Türkiye’de eğitim görmüşlerdi. Türkiye’deki bütün Müslüman kardeşlerimize selam söyleyin.’ Demişti.

Aydınlık muhabiri Afgan lider Hikmetyar’dan sonra önemli liderlerden Afganistan İslam Cemaati lideri Burhaneddin Rabbani ile Pakistan’ın Peşaver kentinin Fakirabad semtinde bulunan bürosunda görüşür.

Rabbani de Afganistan’ın Pakistan sınırına yakın kurtarılmış bölgede direnmektedir. Ragıp Duran’ın kaleminden görüşmenin ayrıntısı şöyle yansır:

‘GELMENİZDEN MEMNUNUZ’

“Afgan Müslüman gerilla örgütleri arasında belki de en ünlüsü Cemaat-i İslâmi Afgani (Afganistan İslam Cemaati). Davut Han yönetimi döneminde kurulmuş olan bu örgüt bugün Afganistan’da birçok kurtarılmış bölgeyi yönetiyor.

Cemaat-i İslâmi’nin lideri Profesör Burhaneddin Rabbani, Fakirabad’taki bürosunda karşılıyor bizi. Rabbani 50 yaşlarında var. Bembeyaz entarisi içinde gülümseyerek ağırlıyor bizi:

Müslüman gazeteci kardeşlerimizi burada görmekten son derece memnunuz. Ben zaten dört ay önce Türkiye’de idim. Bursa ve Ankara’da eski dostlarımla görüştüm, diye söze başlıyor.

Rabbani, 27 Nisan darbesine kadar Kâbil Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Şeriat Profesörlüğü yapmış. Bu sıfatı sayesinde İslâm dünyası içinde belli bir ün salmış. Konferanslara katılıyor, bildiriler yayınlıyor ve Afgan halkının mücadelesini uluslararası alanda tanıtmak için büyük çaba harcıyor. Bu yüzden kendisi ile görüşme yapmak oldukça güç.

Zaten Türkiye ile Afganistan arasında tarihe dayalı dostluk ilişkileri vardır diye sürdürüyor sözlerini.

Afganistan subaylarının geçmişte Türkiye’de eğitim görmüş olmalarını hatırlatıyor.

Zaten iki Müslüman ülke olarak Rusya’ya karşı mücadelede dayanışmamız şarttır. Rusya’nın baskısı altında olmayan ülkeler de Moskova’ya karşı savaşmalıdır. Bakın bu Rus kuklası Terakki, Afganistan’da on binlerce insanı öldürdü. Çünkü Rusya bunlara silah veriyor.

Rabbani’nin küçük bürosunda Cemaat-i İslâmi’nin gerillaları ve çevirmen arkadaşlar var. Büyük bir merakla liderlerinin verdiği cevapları dinliyorlar. Afgan gerilla örgütlerinin aralarındaki birlik meselesini soruyoruz. Rabbani alçak sesle ve ağır ağır anlatıyor:

Afganistan’da Kâbil rejimine ve Moskova’ya karşı mücadele eden çeşitli örgütler var. Bunların hepsi Müslüman örgütlerdir. Biz baştan beri birlik talep ettik ve bu yolda bazı adımlar attık. Bildiğiniz gibi 13 Ağustos’ta “Peyman-ı İttihad İslami”nin (İslam uğruna Savaşanların Birliği) kuruluşunu açıkladık. Bu cephede Cemaat-i İslâmi Afgani, Segbetullah Müceddidi’nin Milli Kurtuluş Cephesi, Mohlavi Muhammedi’nin İslâm Devrimi Hareketi ve Yunus Hales’in İslâm Partisi bulunuyor. Bu 4 örgüt uzun süre birlik toplantılarını sürdürdüler ve sonunda böyle bir cephe kurmaya karar verdiler.

Cephenin siyasi programı ve örgütsel yapısı hakkında bilgi istiyoruz:

Bu konuda tartışmalar hâlâ sürüyor, şeklinde kısa bir cevapla yetiniyor Rabbani:

ÇARPIŞMALAR ÇOK ŞİDDETLİ OLUYOR

Peyman İttihad-ı İslâmi’nin kurulması gerçekten önemli bir gelişme. Ancak bu birlik henüz sağlam temellere oturmamış. Öte yandan Hizb-i İslâmi ve İnkılab-i İslami gibi iki büyük direniş örgütünün bu cephenin dışında kalması da birliğin askeri gücünü önemli ölçüde zayıflatıyor.

Rabbani birlik konusunda oldukça umutlu:

Şimdiye kadar her kurtarılmış bölgeye, her örgüt kendi bayrağını dikerdi. Bundan böyle birliğin bayrağını dikeceğiz.

Cemaat-i İslâmi’nin liderine gerillaların ve şimdiye kadar etkisiz hale getirilen düşman askerlerinin sayısını soruyoruz.

Çarpışmalar çok şiddetli oluyor. Bizim taraf özellikle bombardımanlarda çok şehit veriyor. Ancak son zamanlarda özellikle Rus danışmanını öldürdük. 4 tanesini de esir almıştık ama bölge halkı Rus’a karşı çok hassas (!). Halk bizim de bir muhafızımızı öldürerek, esirlerin tutulduğu yeri bastı ve 4 Rus’u fena halde linç etti. Tabi bu eylem Rusların yaptığı toplu katliamları cezalandırmak içindi.

Öte yandan sadece 27 Nisan darbesinde 15 bine yakın insan öldürüldü. Bizim elimizde kesin sayılar yok ama çeşitli bölgelerden topladığımız sayılara göre, savaşın başlangıcından buyana da 30 bin insan öldürüldü. Uluslararası Af Örgütü de bir araştırma yaptı. Yayınladıkları rapora göre Afganistan’da 20 bine yakın siyasi tutuklu var. Üstelik bu tutuklulara baskı ve işkence yapılıyor. Tutuklular hapishanelerde öldürülüyor.

Tabi bütün bunlara rağmen Müslüman halkımızın mücadelesi gelişerek devam ediyor. Bizim Brejnev’i pişman edeceğiz. Bu Ruslar Afganistan’a girdi ama çıkamayacaklar. Afganistan şimdiden “Rusya’nın Vietnam’ı” olmuştur. “ (Aydınlık, 16 Ekim 1979, s.8.)

Peki, Davut Han yönetimi nasıl devrildi diye bir soru yöneltiyoruz.

Bunun esas olarak 3 nedeni vardır, diye söze başlıyor Cemaat-i İslâmi’nin lideri ve başlıyor anlatmaya:

Birincisi jeo-politik nedendir. Rusya’nın Hint Okyanusuna inmesi için Afganistan engelini aşması gerekir. İkinci neden, Kremlin’in izlediği stratejidir. Onlar uzun süreli bir strateji izlediler ve sonunda kendi adamlarını iktidara geçirdiler. Üçüncü neden de Davud Han’ın tutumudur. O, yozlaşmış bir düzen yarattı. Davut Han 1973’ten sonra dolaylı olarak Rusya’ya bağlandı. Moskova’nın baskılarına boyun eğdi. İçte Halkilere ve Perçamcılara teslim oldu. Ve en önemlisi halka karşı düşmanca bir tutum aldı.

‘RUSYA AFGANİSTAN’I İŞGAL EDECEK’

Rabbani bizim sorularımızı cevaplandırırken cepheden gelen komutanların raporlarını inceliyor göz ucuyla. Zaman zaman da bizden özür dileyerek acil telefonları cevaplandırıyor.

Rabbani ile ilk görüşmemizi yaptığımız sırada Terakki henüz devrilmemişti. Batı basınında çıkan geleceğe ilişkin tahminler hakkındaki görüşlerini soruyoruz Rabbani’ye:

Sizin de bildiğiniz gibi önümüzdeki dönemde üç ihtimal mümkün görülüyor: Birinci ihtimale göre Rusya, Çekoslovakya’da yaptığı gibi direkt olarak Afganistan’ı işgal edecek; ikinci teze göre ise Terakki’nin yerine daha ılımlı bir Sovyet yanlısı iktidara getirilecek; son ihtimal ise şimdiki durumun devamı… Yani Müslüman gerillaların mücadelesi güçlendikçe Rusya’nın müdahalesi de yoğunlaşacak. Siz bu ihtimalleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birinci ihtimalin gerçekleşmesi bugünkü koşullarda oldukça güç. Rusya Afganistan’ı öyle kolay kolay işgal edemez. Direkt müdahale olursa ABD karşı çıkabilir. Rusya, Afganistan’daki avantajını korumak istiyor. Bu yüzden bir istila hareketine girişirse kendisi için de kötü olur.

İkinci ihtimalin gerçekleşmesi belki mümkün. Ancak Rus yanlısı olduktan sonra Terakki’den sonra gelecek olan adam da karşısında bütün Afgan halkını bulacak. Biz İslâm Cumhuriyetinin kuruluşuna kadar mücadele edeceğiz. Bizim halkımız böyle ince oyunlara gelmez.

Herhalde halihazırda üçüncü plan uygulanıyor. Sizin de belirttiğiniz gibi, bizim mücadelemiz ilerledikçe Rusya Kâbil’deki adamlarına daha çok silah gönderiyor. Ama bu nereye kadar devam eder? Bu sorunun cevabını bir tek Afganistan halkı verebilir.

Rabbani daha sonra bize bürosunun girişindeki fotoğraf sergisini gezdiriyor ve her resmin önünde ayrıntılı olarak bilgiler veriyor:

Bu Bamyan cephesindeki bir mücadeleyi gösteriyor. Burada hükümetin 150 askerini öldürdük. Şu gördüğünüz, Kunduz kentinin içinde bir sabotaj… Burada hükümet nispeten güçlü; üstelik çok da Rus danışmanı var. Bizim savaşçılarımız teker teker bunları temizliyor!” (Aydınlık, 17 Ekim 1979, s.8.)

HİNT OKYANUSUNA İNME STRATEJİSİ

Tekrar içeri girip görüşmemizi sürdürüyoruz:

Biraz evvel Sovyetlerin Hint Okyanusuna inme stratejisinden söz etmiştiniz. Bu konudaki görüşlerinizi biraz daha açıklar mısınız?

Evet. Bu meselenin özü Patanistan ve Belucistan meselesidir. KGB ajanı Pinfuski, anılarını derleyen bir kitapta, Moskova’nın bölgedeki stratejisini açığa vurdu. Rus casusları bugünden Hindistan ve Pakistan’da büyük faaliyete giriştiler. Afganistan’da zaten cirit atıyorlar. Özellikle Belucistan’da ‘ayrılıkçı’ tezlerin propagandasını yapan gazeteler, dergiler çıkarıyorlar. Bizim aramıza da adam sızdırmak amacındalar.

Cemaat-i İslâmi’nin ABD konusundaki tutumunu soruyoruz:

Biz Washington’un Afganistan konusundaki tutumunu pek anlayamıyoruz. Açık bir tutumları yok. Arada sırada ‘insan haklarından’ filan söz ediyorlar. Bizim ülkemizde on binlerce insan öldürülüyor. Ama Washington’un sesi sedası çıkmıyor, diye açıklıyor Rabbani. Ardından da kendi tahlilini şöyle dile getiriyor:

Amerika’nın Sesi Radyosunu dinlediğimizde çok şeyler duyuyoruz. Ama bu sözden öteye gitmiyor.

Burhaneddin Rabbani uzun süre Kahire’nin El Ezher Üniversitesi’nde çalışmalar yapmış. Afganistan’daki mücadelenin Sovyet stratejisi içindeki yerini de tespit etmiş. Bunun üzerine Ortadoğu’daki gelişmelerle ilgili olarak görüşlerini öğrenmek istiyoruz. Rabbani, bölgenin önemini belirttikten sonra “Burada iki süper devlet şiddetli olarak birbirlerine giriyorlar. Her ikisi de bölgeye hâkim olmak istiyor. Ama Müslüman halkların birliği ve mücadelesi sayesinde inşallah Filistin davası zaferle sonuçlanacak. Gerek Afganistan’da bizim zafer kazanmamız, gerekse Ortadoğu’da Filistinlilerin zafer kazanması Rusya açısından büyük bir darbe olacak, şeklinde açıklıyor görüşlerini.

“Türkiye’deki bütün Müslüman kardeşlerimize selamlarımızı götürün.” Rabbani ellerimizi sıkarak ve “Selamünaleyküm” ile uğurluyor bizi. (Aydınlık, 18 Ekim 1979, s.8.)

BURHANEDDİN RABBANİ KİMDİR

Cemaat-i İslâmi Afgani lideri Rabbani, Afganistan’ın Badahşan şehrinde Tacik bir ailenin çocuğu olarak 1940 yılında dünyaya geldi. Mısır’ın ünlü El Ezher Üniversitesi’ni bitirdi. Devlet Başkanı olana kadar Kâbil Üniversitesinde İslam Hukuku profesörü olarak çalıştı. 1960’lardan sonra siyasi faaliyetlere de girdi. 1978 sonrası Sovyet yanlısı darbe ve 24 Aralık 1979 işgalinden sonra direniş saflarına katıldı. 1992 yılında Devlet Başkanı ilan edildi. 1996 yılında Taliban’ın yönetimi ele geçirmesiyle başkentten ayrıldı. 1996-2001 yılları arasında Taliban’a karşı Kuzey İttifakının başına geçti. Afganistan Yüksek Barış Konseyinin başkanı iken İran gezisi sonrası geldiği Kâbil’de, 20 Eylül 2011 günü evinde uğradığı bombalı suikast sonucu hayatını kaybetti. Türkiye’ye yakınlığıyla biliniyordu.

Ercan dolapçı

Aydınlık Afgan liderlerle görüştü-3: Afganistan Milli Kurtuluş Cephesi lideri Segbetullah Müceddidi: ‘İşgale karşı çıkanlar karalanıyor’

Peşaver’de görüştüğümüz üçüncü lider Afganistan Milli Kurtuluş Cephesi lideri Müceddidi oldu. Kabul odasında kentli olduğu kıyafetinden belli olan bir adam bize çevirmenlik yapıyor. Elinde bir romanı, ‘Hayvan Çiftliği.’ Kitabı gösterip bize ‘İşte Afganistan’ın bugünkü hali’ diyor…

Aydınlık muhabirleri 1979 yılında Afganistan’a yaptığı gezide, Afganistan Milli Kurtuluş Cephesi lideri Segbetullah Müceddidi ile de görüştü. Müceddidi 1989 yılında Rus işgali bitince kurulan İslam Cumhuriyeti’nde Devlet Başkanı oldu. O da mücadelenin başındaydı. Direniş örgütleri arasında birleştirici rol üstlendi. Sözü yine Aydınlık muhabirleri İlhan Sürmeli ve Ragıp Duran’a bırakıyoruz:

Peşaver’de görüştüğümüz üçüncü lider Afganistan Milli Kurtuluş Cephesi lideri Segbetullah Müceddidi oldu. Müceddidi de Rabbani gibi Kabil Üniversitesi’nde Şeriat Profesörlüğü yapmış. Kendisini önce Peşaver’in Saddar semtindeki bürosunda buluyoruz. Kabul odasında cephelerden gelmiş gerillalar var. Kentli olduğu kıyafetinden belli olan bir adam bize çevirmenlik yapıyor. Elinde bir romanı, “Hayvan Çiftliği.” Kitabı gösterip bize “İşte Afganistan’ın bugünkü hali” diyor. Sonra içeri girip Segbetullah Müceddidi ile tanışıyoruz.

Müceddidi

‘TÜRKLERİ ÇOK SEVERİM’

“Ben Türkleri çok severim”, diye söze başlıyor ve Batı Avrupa’da bulunduğu dönemde Müslüman işçiler arasında yaptığı çalışmaları övünerek sıralıyor:

“Bn Davud Han’ı yakından tanırım. Kendisine birçok defa söyledim. Ama beni dinlemedi. Halbuki ben ona ‘Bu memlekette başarılı olmak istiyorsan şeriatı uygula’ demiştim. Sonra Davud Han, Sovyet imparatorları ile anlaşmalar imzaladı. Genç askerleri Rusya’ya gönderdi. Onların beyinleri yıkandı. Ben buna karşı 10 yıldır mücadele ediyorum. İnanmazsanız gidip Suudi Arabistan gazetelerini inceleyin. Ben bu konuda 10 yıl önce yazdım. Davud Han zamanında hükümette komünist bakanlar bile vardı. Beni tehdit ettiler. ‘Ya hapis ya ölüm’ dediler. Zaten daha önce de 4 yıl zindanda kaldım. Ama ben yılmadım. Hep mücadele ettim. 1973’te Libya’ya gittim. Sonra Beyrut’a geçtim.”

Segbetullah Müceddidi uzun uzun kendisini övüp komünizme çattıktan sonra diğer gerilla örgütleri hakkında fikirlerini şöyle belirtti:

“Rabbani ile zaten birleşiyoruz. Onun dışındakiler cahil insanlardır. Ne İslâm’ı bilirler ne de Kur’an’ı .”

Müceddidi’nin İslâm dünyasında belirli bir şöhreti var. Ancak bazı çevreler de kendisini CIA ajanı olmakla suçluyor.

– “ABD’nin Afganistan’da izlediği siyaseti nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyoruz:

– Biz bugün esas olarak Rusya’ya ve komünizme karşı mücadele ediyoruz. ABD de aynı iddiada ama ABD’nin şimdiye kadar bir şey yaptığını görmedik.

– Geçenlerde Güvenlik İşleri Danışmanı Brzezinski Rusya’nın Afganistan’ın iç işlerine karışmamasını istedi.

– İyi ama Rusya zaten bizim iç işlerimize karışıyor.

20 Ekim 1979

 ‘BİZE KARA ÇALIYORLAR’

Müceddidi ABD’nin siyaseti konusunda görüşürken bize şu hatırlatmayı yapmayı unutmadı:

– Bakın gerek bana, gerekse Rusya’ya karşı çıkan birçok insana kara çalıyorlar. CIA ajanı, casus filan diyorlar. Desinler. Bir kere bu söylentilerin kaynağına bakalım: Moskova. Zaten Kremlin’in bizim gibi insanları övmesi beklenmez. İkinci olarak dünyada Rusya’ya karşı çıkan herkese CIA ajanı diye saldırıyorlar. Mesela Terakki de benim hakkımda “Bu CIA ajanıdır” demiş. O adam ilk önce kendine baksın. Halk sefalet içindeyken dört katlı sarayda oturuyor. Yiyeceğini bile yurt dışından getiriyor. Ve her şeyi ile Ruslara boyun eğen Terakki KGB ajanı değil mi şimdi?

Komünizme karşı bunca muhalif olmasının nedenlerini araştırmaya çalışıyoruz:

– Siz gerek konuşmalarınızda gerekse örgütünüzün belgelerinde sürekli olarak komünizmi baş düşman alıyorsunuz. Halbuki bugün baktığımızda komünist partiler tarafından yönetilen Çin Halk Cumhuriyeti ve Demokratik Kamboçya da Rusya’nın saldırı ve işgal tehdidi altında. Bu durumu siz nasıl açıklayabilirsiniz?

Müceddidi bizim sorumuza cevap vermek istemiyor. Yine genel olarak komünizmin ne kadar tehlikeli bir ideoloji olduğunu kanıtlamaya çabalıyor. Daha sonra Kâbil’de Batılı bir diplomat Müceddidi hakkında bize şunları anlatıyor: “Bu adam biraz karanlık adam. Rusya’nın Müceddidi’nin hükümete katılması için girişimde bulunduğu bile söyleniyor.” (Aydınlık, 20 Ekim 1979, s.8.) BİTTİ

MÜCEDDİDİ KİMDİR?

1926 yılında Afganistan’ın Kâbil şehrinde doğdu. Peştun asıllı olan Müceddidi Kabil Üniversitesinde Şeriat Profesörlüğü yaptı. Rus işgalinde Milli Kurtuluş Cephesi liderliği yaptı. İşgal sonrası 1989-92 yılları arasında devlet başkanlığı yaptı. 2006 yılında yapılan bir saldırıyı yaralı olarak atlattı. 11 Şubat 2019 tarihinde 93 yaşında vefat etti.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir