Yaklaşan deprem tehlikesi

Türkiye bir deprem ülkesi…

Deprem üretmeyen ya da depremden etkilenmeyen köşesi yok gibi…

En son ölümcül ve yıkıcı deprem, 20 bine yakın insanımızın hayatına malolan, binlerce konutun yıkıldığı ve hasara uğradığı, ekonomimize milyarlarca lira zarar veren 1999 Gölcük depremi oldu. Bu deprem, bizi belli oranda uyandırdı. İnsanı deprem değil, çürük konut öldürür zihniyetini belli oranda kazandırdı.

Geçen hafta Ege’de cereyan eden deprem fırtınası ülkeyi yeniden sarstı. Bu depremlerin en büyüğünün 6,5 olması, hasara ve ölüme yol açmaması bile 1999 tecrübesinin kazanımları hanesine yazılmalıdır.

Gölcük depreminin yıldönümü münasebetiyle günlerdir medya konuya eğiliyor.

150-200 km ilerdeki Bozkurt depreminin Burdur’u ne biçim sarstığı düşünülürse ve Burdur çatlağının da epeyce enerji topladığı, bu enerjinin boşalma zamanının yaklaştığı hesaba katılırsa Burdurlunun da bu konuya eğilmesi gerekir.

Yetkililer ne yapıyor?

AFAD hangi hazırlıklar içinde?

Bilen var mı?

Yaklaşan İstanbul depremiyle ilgili Aydınlık’ta yayınlanan Hülya Çatıkkaya’nın bir röportajını KıvılcımHaber okur ve izleyicilerinin bilgisi ve ilgisine sunuyoruz.

Prof. Dr. Şükrü Ersoy: Marmara’da bir deprem milli güvenlik sorunudur

Prof. Dr. Şükrü Ersoy, ‘Marmara’da meydana gelecek bir deprem ülkemizin milli güvenlik sorunu olacaktır’ diyor ve ekliyor: “Tamamen bir kara tablo çizmek de yanlış olur. Çünkü nüfusumuz genç, önemli olan iyi örgütlenmek”

Deprem uzmanları Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve buna göre planlama yapılması gerektiğini anlatmaya devam ediyor. Bu uzmanlardan biri de Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy.

Ersoy, bilinçlendirmenin okullardan başlaması gerektiğini vurguluyor. Artık kaçınılmaz olan Marmara depreminin olası etkilerini anlatan Ersoy, tehlikeyi de ortaya koyuyor. Ancak Ersoy, çok da karamsar tablo çizilmesine de karşı.

Türk halkının genç potansiyeli ve zekiliğine değinen Ersoy, gerekli bilinçlendirme yapılır, tedbirler alınırsa depremin yıkıcı etkilerinin hafifletilebileceğini belirtiyor. Marmara depreminin Türkiye’nin güvenliğine ve devlet otoritesine etkilerini de anlatan Ersoy’un sorularımıza cevapları şu şekilde:

DEPREMLER ÖNCEDEN TAHMİN EDİLEMEZ

– Depremin zamanıyla ilgili çeşitli tahminler yapılıyor. Sizin görüşünüz nedir?

1999 depreminden sonra yer bilimciler ortak bir tarih düşündüler bu olasılık hesaplarına göre 1999 depremlerinden sonra Marmara Denizi’ndeki artan gerilim ve geçmişte olan depremlerin aralıklarını da hesaba katarak 30 yıl süre biçildi. 30 yıl içerisinde yüzde 65 olasılıkla 7’den büyük bir depremin meydana gelebileceği ifade edildi. Bu sürenin 20 yılı doldu kaldı 10 yıl. Bu hesap tahmin değil, olasılık hesabıdır. Hiç bir ülke depremi önceden tahmin edemiyor. Bu konuda birçok yer bilimci hem fikirdir.

‘BİR YILDA 7’DEN BÜYÜK İKİ DEPREM OLABİLİR’

Kamuoyuna popüler gözükmek için ‘Marmara’da deprem olmayacaktır’ demek büyük bir vebaldir ve etik açıdan tehlikelidir. Marmara’nın tarihçesinde büyük depremler var. Marmara o kadar sabıkalı ki bir yıl içerisinde 7’den büyük iki tane deprem bile oluşturabilir. Marmara için en büyük senaryo 1509 depreminin tekrarlanmasıdır. 1509 yılındaki depremde tüm Marmara boydan boya kırılmış büyük bir deprem oluşmuştur. Yaklaşık 7.7 büyüklüğünde bir deprem olduğunu düşünüyoruz. Bu da yaklaşık 3 tane Kocaeli depreminin tekrarlanması anlamına gelir. İstanbul’la birlikte Marmara çevresinde 11’e yakın il etkilenecektir.

– Deprem ne kadarlık kayıp yaratır?

Marmarada’ki bir deprem sadece insanı etkilemekle kalmayacak ülkenin ekonomisini ilgilendirecektir. Marmara çevresinde 6 milyona yakın konut var. Türkiye nüfusunun yüzde 25 ile 30’u Marmara bölgesinde. Sadece İstanbul’da 4 milyon konut, 15 milyondan fazla insan var. Ekonomik döngünün yüzde 40’ı İstanbul’da. Marmara’daki bir deprem ülkemizin milli güvenlik sorunudur. İyi hazırlık yapmadığımız takdirde bize büyük bir maaliyet getirecektir. İki milyon insana sokaklarda her gün yiyecek içecek verilecek, hastalıklarına bakacak, konaklatacak ve güvenliğini sağlayacaksınız. Bu ülkeyi ekonomik açıdan zorlayacak bir durum. İstanbul 120 kilometre ilerideki bir depremden etkilendi. 1500 kamu binası ve konut hasar gördü. İstanbul’u ilgilendiren depremler İstanbul’un zemininin en sağlam olduğu yapı stoğu üzerinde meydana geldi. Şu anda yapı stoku ve alan genişledi ve yapılar artık daha çürük diyebileceğimiz bir zemin üzerine aktarıldı. Gelecek depremler İstanbul’u ve çevresini geçmiş depremlerden daha çok etkileyecektir.

‘30 SANİYEDE 40 MİLYAR LİRA GİDEBİLİR’

30 saniye içerisinde 40 milyar lira gibi bir para gidebilir. 1999 depreminin etkilerini bile daha atlatmış değiliz. Kamu binalarımızın onarımını, restarasyonunu, yıkıp yeniden yapmayı daha yeni yapıyoruz. Bunlar büyük maaliyetli ve suistimale açık işler. Devletin bu konuda şeffaf bir örgütlenmeyle çalışması gerekiyor. Türkiye deprem ve afetlerle baş edebilecek bir ülke çok genç, dinamik nüfusumuz var. Depremle baş etmeyi Meksika, Şili becerebilmişse ki biz de becerebiliriz. Bu ülkeler her yıl 8 büyüklüğünde deprem yaşıyorlar. Türk insanının dayanışma güçü yüksek ama afet kültürü yok. Afet kültürü çocukluktan üstünüze gömlek gibi giydiğiniz, yaşam biçimi halin özümsememiz gereken bir şeydir.

– İstanbul’da tsunami tehlikesi var mı?

Biz jeolojik olarak genç bir ülkeyiz. Henüz daha depremlerimiz, tsunamilerimiz, oluşumlarımız olmadı ama olacak. Marmara tsunamide de sabıkalı bir yer. Ben de tsunami ekibinin içerisindeydim. Marmara’nın kıyılarını kazdık geçmişe ait tsunami izlerini bulduk. Marmara Denizi artık dünyanın en iyi bilinen denizi durumunda. Fay haritalarını biliyoruz. Sürekli yabancı bilim insanlarına müracat edilmesi Türk bilim insanlarını üzüyor. Vatandaşların Türk yer bilimcilerine güvenmesi gerek. Bizim de dünya çapında insanlarımız var.

– Erken uyarı sisteminde hangi noktadayız?

İstanbul’da erken uyarı sistemi kullanan kurumlar var mı? Öncü dalgalar var, peşinden gelen dalgalar var. Erken uyarı sistemi öncü dalgalara dayalı bir sistemdir. Önce zararsız, yıkıntı yapmayan uyarıcı dalgalar gelir. Erken uyarı sistemi bu dalgaları kaydeder. Bundan sonraki diğer dalgalar 5-10 saniye içerisinde gelecektir. Bu süre sanayi tesislerinin devresini kapatması için yapılan bir işlemdir. İnsanlar için değildir. Erken uyarı sistemini insanlara verseniz depremde daha fazla insan ölür. Bu sistem Meksika’da Şili’de yürür. Çünkü okyanusun içerisinde, deprem 100-300 km ilerde olabiliyor. Öncü dalga geldiği zaman 2-3 dakikalık bir süreniz var. Bu sürede binayı boşaltmanız mümkün. Biz sadece sanayi tesisleri açısından bir erken uyarı sistemi yapabiliriz.

 ‘HER YIL ULUSAL TATBİKAT YAPILMALI’

– Valilik ile yerel yönetim “kaos anında” eşgüdümü nasıl sağlayacak?

Yılda 1-2 tane kolluk kuvvetlerinin, öğrencinin, vatandaşın, iş adamının yani herkesin içinde olacağı festival havasında ulusal tatbikat yapılması gerekir. Bu tatbikatlar ne yapmamız gerektiğini öğretir, eksiklerimizi düzeltmemizi sağlar. Yerel yönetimlerin sadece emir alma yetkisi var. Yerel yönetim sadece yardım eder ve tek başına afetten sorumlu olamaz. En tehlikeli işlerden biri de çok başlılıktır. Elbette sivil toplum örgütleri de devletle dirsek temasında çalışmalı ama merkezi yönetim olmalı. Aksi taktirde güvenlik bile sorun olabilir.

AFAD TOPLANMA ALANLARINI YAYINLADI

– Marmara’da yeterli toplanma alanı var mı?

Toplanma alanı konusunda çok spekülasyon yapıldı. Herkes AFAD’a yüklendi. Bu alanları belirleyen yerel yönetimler ama kaytardılar. Bu alanları belirleyip AFAD’a bildirmeleri gerekiyor. AFAD bu toplanma alanlarını ‘e-devlet’ten paylaştı. Barınma ve toplanma alanları farklı kavramlardır. Toplanma alanları en geçici olanlardır, kısmen barınma alanı gibi de kullanılabilir. İlk günlerdeki kargaşayı toparlamak adına bir araya geldiğimiz yerlerdir. İstanbul için toplanma alanı olarak 2.800 civarında bir sayı verildi.

– Deprem sonrası kriz yönetimi nasıl olmalı?

Deprem olmadan önce yetki ve sorumlulukların dağıtılması, sık sık tatbikatlar yapılması, kimin ne yapacağını bilmesi, hatta sivil toplum örgütlerinin bile görev alanlarının dağıtılması gerekiyor. Arama kurtarma üzerine çalışan binlerce sivil toplum örgütü var. Herkes sırtına kırmızı yelek giyip arama kurtarma için inşaatın içine girerse çok tehlikeli. Bu nedenle sivil toplum örgütleri ya gönüllü olup AFAD’la çalışacak ya da akredite olacak.

– Deprem bilinci çalışması nasıl yapılmalı?

Deprem bilinci çalışması öncelikle ilköğretimden başlamalı. Bir jenerasyonu kazandığınız zaman ülkeyi kazanırsınız. Bunun için Milli Eğitim Bakanlığı’nın da bu konuyu müfredatlarına koyması gerekiyor.

– Deprem sonrası iletişim nasıl olacak?

1999 depreminde iletişimsizlikten yardımlar ulaşmadı. O dönem Başbakan Bülent Ecevit televizyonda “Ben bölgeye ulaşamıyorum haber alamıyorum” demişti. Ulusal iletişim konusunda çok yatırımlar yapıldı, dronelarımız var. İlk yaptığımız işlerden bir tanesi haberleşme ve sığınaklar ve her gün biraz daha gelişiyor. Elinizde kaynaklar olsa bile daha önceden neyi nereye kullanacağınızı bilmezseniz büyük bir kaos olur. Bu afetlerde en tehlikeli şeydir, ölümcül bile olabilir. Bunu provoke edecek gruplar bile olabilir. Depremde bunu iyi sağlayamadığın zaman devlet otoritesi sarsılır, yardım da yapamazsınız.

En son Bodrum’da 6.5 büyüklüğünde ciddi bir deprem oldu. Bu depremde bina yıkılmadı, insan ölmedi. Önce bir kaos yaşandı ama 24 saat içinde halk çok bilinçli davranışlar içerisine girdi. Demek ki biz biraz dikkat edersek bazı şeyleri aşabileceğiz. Yani tamamen bir kara tablo çizmek de yanlış olur. Çünkü nüfusumuz genç, çok zeki insanlarımız da var. Önemli olan iyi örgütlenmek.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir