EMEKLİYE TELAFİ ZAMMI DÜZENLENMELİ, REFAH PAYI VERİLMELİDİR

“Emeklilere aylık bağlama oranı yüzde 70’den yüzde 28’e düşürülmeseydi en düşük emekli maaşı 44.ooo lira olacaktı. Emekliye telafi zammı düzenlenmeli, refah payı verilmelidir.”

Bu tez, Türkiye’deki emeklilik sisteminin son 25 yılda geçirdiği dönüşümün en önemli sorunlarından birine işaret ediyor: Emekli aylıklarının yalnızca enflasyon karşısında erimesi değil, aylık bağlama sisteminde yapılan değişikliklerle emekçinin çalışma hayatı boyunca ödediği primlerin karşılığının giderek azaltılması…

Ancak tezin ekonomik ve hukuki bakımdan daha güçlü hâle getirilmesi için iki konunun birbirinden ayrılması gerekiyor.

Birincisi, aylık bağlama oranının (ABO) düşürülmesinin emekli aylıkları üzerindeki olumsuz etkisi gerçektir.

İkincisi, “ABO yüzde 70’ten yüzde 28’e düşürülmeseydi en düşük emekli aylığı 44 bin lira olacaktı” iddiası, belirli varsayımlarla desteklenmesi gereken bir hesaplamadır.

Bu ayrım önemli. Çünkü savunduğumuz telafi zammı ve refah payı talebi, tartışmalı bir rakama bağlı kalmadan da güçlü ekonomik ve sosyal gerekçelerle savunulabilir.

Önce 44 bin lira hesabını inceleyelim…

2000 öncesinde normal gösterge sisteminde yüzde 70 alt sınır aylık bağlama oranı uygulanıyordu. 1999 ve 2008 reformlarıyla aylık hesaplama sistemi değiştirildi. 2008 sonrasında ise her 360 günlük prim süresi için yüzde 2 oranı esas alındı.

Bu nedenle yüzde 28, herkes için geçerli sabit bir oran değildir. Örneğin 5.040 gün prim ödemiş bir sigortalının 2008 sonrası sisteme göre hesaplanan ABO’su yüzde 28 iken, 7.200 gün için yüzde 40, 9.000 gün için yüzde 50’dir.

Aynı ortalama prime esas kazanç üzerinden örnek karşılaştırma

ABO       Ortalama kazanç             Hesaplanan aylık

%28       40.000 TL                          11.200 TL

%40       40.000 TL                          16.000 TL

%50       40.000 TL                          20.000 TL

%70       40.000 TL                          28.000 TL

Basitleştirilmiş örnek; dönemsel hesaplama, güncelleme katsayıları ve yasal taban aylık ödemesi dahil değildir.

2026 Temmuz itibarıyla en düşük emekli aylığı ödeme tutarı 23.552 TL’dir.

Yüzde 70/yüzde 28 oranlarıyla yapılan matematiksel hesap:

23.552×70/28=58.880 TL

Dolayısıyla bu basit orantı 44 bin lira değil, 58.880 lira verir. Fakat 58.880 lira da emeklilerin hak ettiği aylığın bilimsel olarak hesaplanmış tutarı değildir. Çünkü 23.552 lira, kök aylık değil, yasal düzenlemeyle belirlenmiş asgari ödeme tutarıdır.

44 bin lira iddiasını savunmak için geçmiş prim kazançları, prim günleri, güncelleme katsayıları ve eski mevzuat esas alınarak ayrı bir karşılaştırmalı hesaplama yapılması gerekir.

Bununla birlikte 44 bin lira, talep edilen en düşük emekli aylığı hedefi olarak savunulabilir. Mevcut 23.552 liraya göre yaklaşık yüzde 86,8’lik artış anlamına gelir.

Şimdi biraz geliştirelim tezi.

Emeklilerin gasp edilen refah payı: Telafi zammı artık zorunluluktur!

Aylık bağlama oranları düşürüldü, emeklilerin milli gelirden aldığı pay daraldı

Türkiye’de emeklilerin yaşadığı ekonomik yıkımı yalnızca enflasyonla açıklamak mümkün değildir. Sorunun kökleri, sosyal güvenlik sisteminde son çeyrek yüzyılda yapılan yapısal değişikliklerde yatmaktadır.

Özellikle 1999 ve 2008 yıllarında gerçekleştirilen sosyal güvenlik reformları, emekli aylıklarının hesaplanma yöntemlerini köklü biçimde değiştirmiştir.

Emeklinin bugün yaşadığı geçim sıkıntısı yalnızca fiyatların artmasından kaynaklanmıyor. Aynı zamanda çalışma hayatı boyunca ödediği primlerin karşılığını belirleyen sistemin değiştirilmesinden kaynaklanıyor.

Başka bir ifadeyle emekliler yalnızca enflasyonun değil, aylık bağlama sistemindeki değişikliklerin de mağdurudur.

AYLIK BAĞLAMA ORANLARI NEDEN DÜŞÜRÜLDÜ?

2000 yılı öncesinde SSK normal gösterge sisteminde yüzde 70 alt sınır aylık bağlama oranı uygulanıyordu.

1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı Kanun ve 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun ile emeklilik sistemi yeniden yapılandırıldı.

Yeni sistemde, 2008 sonrası hizmetler için her 360 günlük prim ödeme süresine karşılık yüzde 2 aylık bağlama oranı uygulanmaya başlandı.

Bu hesaplamaya göre 5.040 gün çalışan bir sigortalının aylık bağlama oranı yüzde 28, 7.200 gün çalışan bir sigortalının yüzde 40, 9.000 gün çalışan bir sigortalının ise yüzde 50 olmaktadır.

Elbette eski sistemdeki yüzde 70 ile yeni sistemdeki yüzde 28 her sigortalı bakımından doğrudan karşılaştırılabilecek oranlar değildir. Ancak emekli aylıklarının hesaplanmasında ortaya çıkan genel eğilim açıktır:

Çalışanların emeklilik döneminde elde edebilecekleri aylıkların kazançlarına oranı önemli ölçüde gerilemiştir.

Üstelik değişiklik yalnızca aylık bağlama oranlarıyla sınırlı kalmamıştır.

2008 değişikliliğiyle geçmiş yıllardaki prime esas kazançların güncellenmesinde ekonomik büyümenin tamamı yerine yüzde 30’unun dikkate alınması da emekli aylıklarının gelişimini olumsuz etkilemiştir.

Böylece emekliler iki yönlü bir kayıpla karşı karşıya bırakılmıştır: Hem aylık bağlama oranları düşürülmüş hem de ülke ekonomisindeki büyümenin emekli aylıklarına yansıması sınırlandırılmıştır.

EMEKLİNİN KAYBI YALNIZCA ENFLASYON DEĞİLDİR

GOOGLE'da KıvılcımHaber

Siyasi iktidar, emekli aylıklarına yapılan artışları çoğunlukla enflasyon oranları üzerinden açıklamaktadır.

Oysa enflasyon farkı, emeklinin satın alma gücünde yaşanan kaybı gidermeye yönelik bir düzeltmedir. Emeklinin refahını artırmak anlamına gelmez.

Dahası, enflasyonun telafi edilmesi, geçmiş yıllarda aylık bağlama sisteminde yapılan değişikliklerin yol açtığı kayıpları kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Emeklilerin ekonomik durumunu değerlendirirken üç ayrı sorun dikkate alınmalıdır:

  1. Enflasyon nedeniyle satın alma gücünün aşınması.
  2. Aylık bağlama oranları ve güncelleme katsayıları nedeniyle ortaya çıkan yapısal kayıplar.
  3. Ekonomik büyümeden ve artan toplumsal refahtan yeterli pay alınamaması.

Bu üç sorunun çözümü de farklı politikalar gerektirir.

Enflasyon farkı satın alma gücünü korumalı, telafi zammı geçmiş hak kayıplarını gidermeli, refah payı ise emeklinin ekonomik büyümeden pay almasını sağlamalıdır.

EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI 44 BİN LİRA OLMALI!

2026 yılının ikinci yarısında en düşük emekli aylığı ödeme tutarı 23 bin 552 liradır.

Bu tutarın emeklinin insanca yaşayabilmesi için yeterli olduğunu ileri sürmek mümkün müdür?

Ekim 2026 açlık sınırının 37.800,92 lira olduğu şartlarda 23.552 lirayı savunma ancak “Şimşek zihniyetliler”in yapacağı bir vicdansızlık olacaktır.

Barınma, beslenme, elektrik, doğal gaz, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısında milyonlarca emekli büyük geçim sıkıntısı yaşamaktadır.

Aylık bağlama oranlarındaki tarihsel gerileme, emekli aylıklarının yeniden hesaplanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle en düşük emekli aylığının 44 bin lira düzeyine çıkarılması, tartışılması gereken somut bir sosyal politika hedefidir.

DEVAM EDECEK

Yazı ve resimlerin

üzerlerine tıklayarak habere gidebilirsiniz

Emekli yazıları
  • Emekliler lütuf değil, haklarını talep ediyorlar
  • Emeklilerin yoksullaşması derinleşti
  • Emekliler, yediği ayazı unutmayan kurt psikolojisi içindeler
  • Asgari ücret zamlarının temeli
  • Kademeli emeklilik talebi
  • Emekliye zam farkını sorduk cevabı fena
  • Emekli gelir dilimleri
  • Emekli aylığının belirlenmesindeki adaletsizlikleri
  • Orta Sınıfı tasfiye eden ekonomi politikaları
  • Faiz emekliyi yedi bitirdi
  • Tefeciye müşfik, emekliye gaddar ve kahhar!
  • En Düşük Emekli Aylığı Gerçeği!”
  • Fırsatçı ve partizan siyasi yaklaşım ve emeklilerin “ellerim kırılsaydı da…” bedduaları
  • Çalışanlarla emekliler arasındaki gelir farkı gittikçe büyüyor
  • Emekli Kitlelerinin Hali Perişan…
  • Emeklinin gündemindeki yurt dışına kaçırılan 500 milyar dolar
  • 17 milyonun belirleyiciliği; yediği ayazı unutmayan kurt psikolojisi
  • Emekliye düşük zam sınıfsal bir tercih meselesidir
  • Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir