Satuk Buğra Han ve Selçuk Bey’in çağdaş uygarlığa yönelişleri

Avukat Faik Işık kardeşimle geçen Salı Ulusal Kanal ekranlarında yaptığımız söyleşi, geniş çevrelerde yankılandı. Soru ve görüş yağmurunu Ulusal Kanal yöneticileri sağolsunlar yazıp bize verdiler.

Türklerin Müslümanlığa geçişleri, Türkiye’nin gündemi oldu. Merhaba Kamuculuk yazılarının da okuyucuyu bıktırmaması gerektiği ortada. Dahası kimi çağdaşlarımızın, bilimselliğe, tarihselliğe, Aydınlanmaya, garip gelecek ama çağdaşlığa bir hayli ihtiyaçları var. 

ÇAĞDAŞ UYGARLIĞIN ÖNÜNDE YER ALMAK

Dilimizden düşmez. “Atatürk, bize Çağdaş Uygarlığın önünde yer alma hedefini gösterdi” deriz. Demek ki Çağdaş Uygarlık zamanın içinde değişen bir içeriğe sahiptir. Acaba biz Çağdaş Uygarlık hedefini tarihsel süreçler içinde anladık mı?

Atatürkçü olduğunu söyleyen bir çok okuyucumuzun sorularından ve yazdıklarından anlıyoruz ki, “Çağdaş Uygarlık” kavramı yalnızca bir kalıp, bir klişe. Oysa çağdaşlığın tarih içinde, tarihsel sürece göre değişen bir içeriği var. Kimi Atatürkçülere göre, bütün tarih boyunca bir tek çağdaşlık var. Oysa:

20. yüzyılın çağdaşı ile, Hz. Muhammed veya Selçuk Bey veya Attila döneminin çağdaşı aynı mı?

Çağdaşlık donmuş bir kalıp mı?

Bütün tarih boyunca çağdaşlığın tek bir tanımı mı var?

Dün çağdaş olan bugün de çağdaş mı?

Bugün çağdaş olan, dünkü çağdaşı da tanımlıyor mu?

Fatih Sultan Mehmet uçağa binmediği için çağdışı mı?

Satuk Buğra Han, Atatürkçü olmadı diye asılmalı mı?

Almuş Han veya Berke Han, Fransız Devriminin yoluna girmediler diye giyotine mi yollanacaklar?

Bilge Kağan kardeşi Kültigin ile birlikte sosyalist devrim yapmadı diye kurşuna mı dizilmeli?

Bu soruların hepsi uyarıcıdır. Gelen mektuplara bakarak söylüyoruz. Tarihsel olmayan bir “Çağdaşlık”, bilimsel olmayan bir “ilericilik”, tarihin dışında duran bir “Atatürkçülük” var.

KENDİNİZİ SATUK BUĞRA HAN’IN YERİNE KOYUNUZ

Son zamanda rağbette olan bir söz var, “empati yapmak” diyorlar. Biz “duygudaş olmak” diyelim. Gelin Satuk Buğra Han ve Selçuk Bey ile duygudaş olalım.

Satuk Buğra Han, Müslüman olduktan sonraki adıyla Abdülkerim Satuk Buğra Han, Karahanlı Hükümdarıdır. 922 tarihinde doğmuş, 955 yılında ölmüş.

Zaman 10. Yüzyıl. Çağdaş uygarlık: İslam uygarlığı. Bazıları rahatsız olsalar da, Çağdaş Uygarlık o tarihte Arap Uygarlığı.

Siz Satuk Buğra Hansınız. Hükümdarsınız. Ticaret yollarını denetim altına alma rotasında büyük bir devletin başındasınız. İslamiyet ile temas halindesiniz. Hangi seçimi yapacaksınız?

Atatürkçü olma şansınız yok, Marksist ya da Leninist, ya da Liberal Devrimci olma şansınız da yok, 10. Yüzyıldasınız, erken gelmişsiniz şu kahpe dünyaya.

Satuk Buğra Han, maalesef Atatürkçü olamazdı ama Atatürk’ün bin yıl sonraki öğüdünü tuttu ve Çağdaş Uygarlığın önünde olma yolunu seçti. Zaten halkı Müslüman olmaya başlamıştı, o da Müslüman oldu. Peki gerici mi oldu? Hayır Çağdaş Uygarlık yolunu seçti, dahası çağdaş uygarlığın öncü konumunda olmayı seçti.

Zamanın Çağdaş Uygarlığı İslam uygarlığı idi. Yalnız Satuk Buğra Han için değil, yeryüzündeki bütün ülkeler ve halklar için Çağdaş Uygarlık İslam Uygarlığı idi, Arap Uygarlığı idi o tarihte. O gün ve bugün de Avrupalısının Amerikalısının kabul ettiği bir gerçektir bu. Bir de Çin Uygarlığı vardı. Çin de zamanın ileri uygarlığı idi ama kenarda idi.

KENDİNİZİ SELÇUK BEY’İN YERİNE KOYUNUZ

Gelin bir de kendimizi Selçuk Bey’in yerine koyalım. Oğuz Yabgularının, Oğuz hükümdarının komutanlarındandı. Selçuklu Devletini kurmaya giden bir yol vardı önünde. 960 senesinde Seyhun ırmağı çevresine hakim oldu. O’nun da önünde Satuk Buğra Han’ın karşılaştığı soru vardı. Çağdaş Uygarlığa katılmak ve dahası öncü olmak ya da olmamak. 

Shakespeare’in “To be or not to be” dediği gibi, Olmak rotasına girdi, önderlik ettiği Oğuz kabileleriyle birlikte İslamiyet’i kabul etti. Torunları Tuğrul ve Çağrı Beyleri ve sonraki kuşaktan Alparslan’ı biliyoruz. Selçuk Bey önderliğindeki İslamiyet seçimi, aslında Çağdaş Uygarlık seçimiydi. Önlerinde Musevilik seçeneği de vardı. Selçuk Beyin Mikail ve İsrail gibi oğullarının adlarına ve tarihe bakarsak bir tereddüt dönemi de oldu. Ancak o zaman “Tek Yol İslam”dı.

UYGARLIĞIN BAŞLIĞI ŞAPKA DEĞİL SARIKTI

Selçuk Beyi, tıpkı Fatih’i ve Kanuni Süleyman’ı eleştirdiğiniz gibi niçin Laikliği benimsemedi, niçin şapka giymedi ve kravat takmadı diye eleştirebilirsiniz. Ama o zaman uygarlığın başlığı sarıktı. Avrupa Rönesansında, Floransa’da, Bologna’da, Endülüs kentlerindeki üniversitelerde moda, Arap sarığı sarmaktı. Siz o zamanın Medeniyet ikliminde bulunsaydınız, bugün yaptığınız gibi Arapları hor görmeyecek, Avrupa ve Amerika’ya yılışmayacak, Arap Uygarlığı içinde bir konum kazanmaya bakacaktınız. Kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş!

SU-LU KAĞAN ALMUŞ KAĞAN VE BERKE HAN’IN ÇAĞDAŞLIKLARI

Örnekler çoğaltılabilir. Hunların sönüşünden sonra, 6. Yüzyılda bu kez Göktürklerle birlikte yeni bir Türk Çağı başlar. Gumiliev, 6. Yüzyıldan 15. Yüzyıla kadar Çin’den Batı Asya’ya uzanan ticaret yollarında Türkçe konuşulduğuna dikkat çeker. O yolların üzerindeki bütün halklar Türkleşme sürecine girmişlerdir.

Yükselen Türk devletleri ve halkları bu çağda İslamiyetle temasa geldiler. Müslüman oldular ve Çağdaş Uygarlığın başına geçtiler.

Türgiş Kağanı Su-Lu Kağan, Bulgar Kağanı daha sonra Cafer Bin Abdullah adını olan Almuş Han, 13. Yüzyılda Altınorda Hükümdarı Berke Han, zamanın Türk hakanlıkların hepsinin hikâyesi aynıdır. Onlar, devletlerini büyütme, ticaret yollarına hükmetme ve zenginleşme sürecinde Çağdaş Uygarlık yolunu seçtiler, başka deyişle İslâm Uygarlığına dahil oldular ve önderliği ele geçirdiler. Birunî, İbn Sina, Harezmî, Farabî, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Nizamülmülk, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Seyfettin Kuduz, Uluğ Bey, Ali Şir Nevai, Piri Reis, Mimar Sinan, onların içinden çıktı.

Türkler, daha Abbasiler döneminden başlayarak, İslam Uygarlığının önderi ve kılıcı olmaya başlamışlardı. 15. Yüzyıla kadar önderlik, Türk imparatorluklarının ve devletlerinin elinde olacaktır. İbni Haldun, Mukaddime’de Türklerin savaşçı karakterleri ve kahramanlıkları nedeniyle İslam dünyasında egemenliği ele geçirdiklerini, devletin onuru olduklarını, ve İslamı kurtardıklarını belirtir.1

16. yüzyıldan sonra Hollanda, İspanya, Portekiz, İngiltere, Kuzey Amerika ve Fransız Devrimleriyle kapitalist uygarlık yükseldi. Çağdaş Uygarlık Batı’ya geçti. Arkasından emperyalizm döneminde Mazlumlar Dünyasında Millî Demokratik Devrimlerle yeni bir uygarlığın yükselişi başladı. Bu kez Türkiye, çağdaş uygarlığa 1876, 1908 ve 1920 Devrimleriyle katıldı. Bu açıdan Namık Kemal, Mithat Paşa, Talat Paşa ve Atatürk’ün yaptıkları iş, bin yıl önce İslâm uygarlığına yönelen Türk Hakanlarının yaptığından farklı değildir. Acayip olan, son Çağdaş Uygarlık atağını yüceltmek adına, önceki Çağdaş İslam Uygarlığına katılımın hor görülmesidir.

TARİHİN DIŞINDAN SORULARA TARİHİN İÇİNDEN YANITLAR

Tarihin dışından yöneltilen sorular var: Türkler 9. Yüzyıldan sonra Müslüman olmasalardı, yine Uygarlığın öncüsü olmayacaklar mıydı, İstanbul’u fethetmeyecekler miydi vb vb?

Kusura bakılmasın, bunlar bilimin önümüze koyduğu sorular değildir. Çünkü Türkler Müslüman olmuşlardı, Müslüman olarak Çağdaş Uygarlığın önüne geçmişlerdi ve Müslüman Türkler İstanbul’u fethetmişlerdi.

“Hayatta en hakiki yol gösterici” dediğimiz Bilim var ya, işte o bilim, olsaydı ve bulsaydı ya da olmasaydı ve bulmasaydı ile ilgilenmez. Bilim, olmayanlarla değil, olanlarla ilgilenir. Bilim, pratikten üretilir, yoksa olmayanlardan değil. Çünkü olmayanın neresinden tutacaksınız? 

Bilimin konusu tarihsel süreçlerin açıklanmasıdır. Olay şudur: Müslüman olan Türkler, Çağdaş Uygarlığın öncüsü oldular. Müslüman olmayan Türkler ise, Uygarlık süreçlerinin dışına düştüler, kayboldular ve eridiler. İşte Hıristiyan olan Bulgarlar, işte Hıristiyan olan Kumanlar, Musevi olan Karaylar…

ÇAĞDAŞ UYGARLIĞIN ÇAĞDIŞI OLUŞU

Çağdaş uygarlık kavramı tarihseldir. Tarihin dışında bir Çağdaş Uygarlık yoktur. Adı üstünde çağdaş, yani zamanla bağlantılı!

Günümüzün Çağdaş Uygarlığı yarın Çağdışı Uygarlık olacaktır. Onur Caymaz’ın “Yağmur Yağıyordu Barbara” kitabındaki gibi “Dur ey zaman” diyemezsiniz. Zaman durmuyor, Çağdaşlık da sürekli hareket halindedir. Çağdaşlığı durdurmaya kalkanlar, öküzün boynuzları üzerindeki bir dünyada yaşamaktadırlar, eğer buna yaşamak denirse…

İlericilik, zamana göre ilericiliktir. İlerici olan, çağdaşları içindeki seçenekleriyle karşılaştırma ve mücadele içinde ilericidir. Örneğin 8. Yüzyılın Çağ Öncülerini, 20. Yüzyılın çağdaşlığı ile karşılaştırarak mahkûm edemezsiniz.

Dünün ilerici toplumsal-ekonomik kuruluşu bugün gerici olmuştur. Bugünün ilericiliği de gün gelecek miadını dolduracaktır. Bir gün gelecek Marx’ın da zamanı geçecek, Lenin’in de zamanı geçecek, Mao’nun da zamanı geçecek, Atatürk’ün de zamanı geçecektir! Çünkü zaman durmuyor! Aynı ırmakta iki kez yıkanılmıyor! Yobazlığın âlemi yok! Zamanı durduramazsınız!

Ama eski zamanların Çağ önderleri, o çağın önderleri olmaya devam edeceklerdir. Bugün elektrikle çalışan un fabrikasından ekmek yiyoruz, ama el değirmenine, beygirin döndürdüğü değirmen taşına, su değirmenine, yel değirmenine saygımız büyük.

KAZIĞA BAĞLANMAYAN ÇAĞDAŞLIK

Adil Özkol arkadaşımın Lise çağlarında bir sözü vardı: “Zaman, zamanın içine sığmayan kavramların mekânıdır.”

Şöyle de söyleyebiliriz: Zaman, hareketin kendisidir. Ve hareket zamanın içine sığmaz. Hareket zamana sığmadığı için zaman vardır.

Hareketi zamanın içine sığdırma gayretleri boşunadır.

Satuk Buğra Han ve Selçuk Bey zamanında Çağdaş Uygarlık, İslam Uygarlığı idi.

15. yüzyıldan sonra Çağdaş Uygarlık, Atlantik sahillerine yelken açtı.

Şimdi Çağdaş Uygarlık, Asya’dan yükseliyor.

Çağdaş Uygarlığı kazığa bağlayamazsınız, ama kendinizi kazığa bağlayabilirsiniz.

DİPNOTLAR

(1) İbni Haldun, Mukaddeme c. I, çev. Turan Dursun, Kaynak Yayınları, 3. Basım, İstanbul, Nisan 2013, s.22, 95 vd, 290; c.II, 2. Basım. İstanbul, Nisan 2013, s.22.

[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir