BİR KAÇ KÖY, BİRKAÇ KÖYLÜ

Tatvanlı köylüm aracına binmiş pazara gidiyor. Yolda trafik polisi çeviriyor, evrakları istiyor. Çıkartıp veriyor o da. Muayenenin günü geçmiş, tüp var kaydı yok v.s. Bakışıyorlar memur beyle.

“Yok, mu bir yolu, yol verseniz de geçsek,?”

“Olur, elbette, atarsın bir çorba parası, yol senin…”

(Görevini dürüstçe yapanı tenzih ederiz elbet) .

Bozuğu yok köylümün. Uzatıyor tüm banknotu. Hepsi o parasının. Bekliyor üstü gelsin diye. Bekle bekle gelmeyince kendisi varıyor yanına ekibin.

“Ne oldu benim para üstü?”

“ Ne parası, ne üstü?”

“Çorba parası dediniz ya…”

Sen misin bunu diyen. Görevi başında memura rüşvet teklifi, onu zan altında bırakmaktan tutuluyor bir tutanak. Karakolda, sonrada hapiste alıyor soluğu kendi memleketinde çorbanın fiyatından habersizim… Yirmi gün yatıyor içeride.(Çorba pahası bu da)

***

İçli köfteyi her yöre bilirse de Doğu Anadolu’muza ait lezzettir. Patenti orasına aittir. Malzeme aynı olsa bile yöreye göre farklılık olur az çok. Adıyaman köftesinin ikisini yeseniz doyarsınız mesela. Büklüm, Adıyaman’ın merkez köylerinden. İlk göz ağrım ilk görev yerim. Komşuda içli köfte var. Üstüne gelir bir diğer komşu. “Buyur” eder ev sahibi. “Sağ ol, tokum” der önce. Tekrar eder “doluyum şuraya kadar” der (gösterir eliyle gırtlak hizasını).Üçüncüye hayır demez tutunur kenarına sofranın. Altısını birden götürüyor köftelerin. “Elhamdülillah” der çekilir kenara.

Dayanamaz ev sahibi:

“Komşum maşallahın var. Ne de genişmiş gırtlaktan yukarısı senin. Altı köfte sığacak kadar”

***

Kayalak Solaklısı öğretmenlik yaptığım bir diğer köy. Keskin’e bağlı. Nafi Dayı o köylü. Güngörmüş bir Türkmen kocası… Eski Türkçe bilir. Üç ciltlik “Taberi Tarihi” kitabı var. Hepsi o kitaplığının. Onun olduğu yerde tarih konuşulamıyor. Açık sözlü, dobra, kekeme biraz da…

Cuma vaazında Hoca Efendi kürsüde “küsmek” konusunu anlatıyor.

“Küsülü durmayınız”. “Küsülü ölenin cenaze namazı kılınmaz. “Müslüman’a küsmek yakışmaz” v.s.

Dönüp dolaşıp aynısını diyor.

“Küsmeyin…”.

Dayanamıyor Nafi Dayı oturduğu yerden:

“Adam çaresiz ya hu. Elinden bir şey gelmiyor. Karşı taraf her hakareti yapıyor incitiyor. Küsmekten başka yapabileceği yok garibin. Onu da siz alıyorsunuz elinden. Ne yapacak o durumda? Küstürmesin o da canım. Doğru verin şu vaazı…” (Her camiye lazım …)

***

Ovacık Keçiören’in gözde semti şimdi. Benim zamanımda köydü. Askerliği de orada tamamlamıştım (er öğretmen olarak). Sadık Ağa o köylü Birkaç koyunu var. Onların peşinden koşturur durur. Saf görünürse de öyle değil. Beylik sorusudur Sadık Ağanın, sorar her karşılaşmamızda:

Hoca saat kaç?

Kolunda saati var hâlbuki. Boş bulunup demiş bulunuyorum da bir keresinde, muhabbet olsun diyerek:

“At o kolundakini at…

Niye taşıyorsun işe yaramıyor da…”

Alıyorum cevabımı o biçim:

“Benim saatim sizin gibi hocalardan doğrudur”.

Ayarımız veriliyor bununla.

İkilemiyorum daha da saat sorulduğunda.

(İyi saatte olsunlar neme lazım…)

***

Burdur ikinci vatandır bana. On yıl kaldım orada. Bilirim her yöresini. “Koca Çarık” Kökez, Büğdüz, tarafından. Merkeze yakın köylerden. Eller ayaklar irice. Lakap da oradan geliyor zaten. Kontrolsüz şekilde gezinirken pazar yerini ayağı takılıyor kırılmasına sebep oluyor bir sepet yumurtanın. Öfkeleniyor satıcısı haliyle;

“Baksana önüne kalıpsız.

Duymazdan geliyor Koca Çarık, uzaklaşıyor oradan. “Nere gidiyorsun karşıla zararı öyle git” dese de yetişemiyor ardından. Terk ediyor şehri çıkıyor Örtülü Mevkiine beş km öteye. Şimdiki MAKÜ yerleşkesinin bulunduğu tepeye. Dönüyor pazar yönüne sesleniyor yumurtacıya; “Sensiz kalıpsız!…”

***

Çıkmışken hazır Yörük pazarına ikincisini de nakledelim. Pazarı meşhurdur Çavdırın. Köylüm saati tutturamıyor, erkenden varıyor pazar yerine. Kimsecikler yok. Gezelerken zaman doldurmak için çuvaldız buluyor yerde. Bakınıyor etrafına, alıp sokuyor kuşağına, uzaklaşıyor suçluluk duygusu içinde. Seyrediyor kenardan. Gelen geliyor, pazar doluyor. Kaynıyor adeta kalabalıktan. Çuvaldızı aradıklarını sanıyor dolaşanların. Söyleniyor kendi kendine, pazarın yüzüne karşı içinden:

“Kayna Çavdırın pazarı kayna, çuvaldızı bulan buldu”

***

Sevgisi başkadır, öfkesi başka…

Benzer bu toprağın insanı birbirine.

“Milletin efendisi” demişti ona bu milletin Atası. Başkomutanı Milli Mücadelenin.

Şu notu düşmüştü ayrıca tarihe:

“Arkadaşlar! Gidip, Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiç bir güç ve kuvvet asla bizi yenemez”.

***

O bozulmadığı müddetçe zeval yok.

O bozulduğunda kork…

***

“Köy öğretmenliği… En güzeli, öğretmenliğin…”

Fotoğraf o yıllara ait…

AŞAĞIDAKİ HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
EYT’liler toplandı Vatan Partisi İstanbul BBB Adayı İlker Yücel
EYT’liler Burdur’da toplanıyor Başkan Ercengiz “Hodri meydan” dedi
EYT’lilerin hak kaybı giderilmelidir Salda Gölü Millet Bahçesine tepkiler yankı buldu
Dikta zihniyetin hukuk karşısındaki hali perişanı Göreve geldikten 6 ay sonra çatısı çökmüş bir garaj
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir