Cemre düştü havaya, umuda gebedir şimdi toprak

Cemre düştü bir kez daha göğün bağrına, sonra suya, sonra toprağa, sonra, sonsuzluğa…

“Cemre düşünce bir kez havaya, bu topraklarda insanın içi bir hoş olur velhasıl… Daha bir deli akar damarındaki kanı. Daha bir umuda keser durduk yerde, kızıl kıyamet olsa bile devran. Nice savaşlardan acılar biriktirmiş, nice hainliklerden umut devşirmiş, kardeşin kardeş kanıyla yuduğu ellerinin arasından sıyrılıp teras teras tohum ekmiştir toprağa.”

CEMRE DÜŞTÜ HAVAYA, UMUDA GEBEDİR ŞİMDİ TOPRAK

Göğün bağrına düşünce bir kez yaşamın o sonsuz ateşi, önce su, sonra toprak gebedir yaşama.

Kış gelirken baharı, yaz gelirken kışı düşleyen Anadolu coğrafyasının her biri birer sabır taşından heykellere benzeyen insanları binlerce yıldır bu döngüyle çevirdi durdu yaşamın çarkını…

“Zemheri bu kış da öldürmedi, şükür” diyebilen hayvancı topluluklar, Toroslarda, Amanosların yamaçlarında, Bozdağ’ın, İda’nın Ege’ye akan sularının kıyısında binlerce yıldır diriltip durdular yaşamı…

3 bin yıl önce Hektorun düşürdüğü kılıcını kuşanıp, savundu toprağını Çamlıbelli çiftçi Mehmet. Kral Hattuşili’nin oydurduğu kayaların arasından akan sularla büyüttü koyunlarını Boğazköylü Çoban Osman. Likyalı Kral Perikle’nin destansı anıtlarından sökün eden taşlarda yemledi tavuklarını Finikeli Yörük Ali.

Nice kral, nice sultan, nice padişah fermanında bölünüp işlenip durdu da bu toprak, hiç birinin koynuna yar olmadı; aldı sonunda hepsini koynuna.

Çünkü hiç bir erkin sözü geçmezdi esasında, doğurmak için yalnızca bağrına düşen koru bekleyen toprağa…

İşte şimdi göğün ateşi göründü. Güneşten kopan kıvılcımlar usulca dokundu yerin tenine. Yavaş yavaş bulutlanıyor dağlar, havada baharı muştulayan bir koku; suyun koynuna girmeye hazırlanıyor yaşamın o kızıl koru.

Cemre olup yayıldı göğün boşluğuna şimdi. On bin yıllık umudunu diriltti yeniden tüm Asya’nın. Koyunu kuzuya, keçiyi yazıya, kızı kızana bağlayan bir zincir gibi yeniden uzattı yaşamın o sonsuz ipini.

Gözü topraktadır şimdi cümle mahlukatın. Zümrüt zümrüt ottur şimdi düşleri Egeli kadınların. Küme küme kuzudur Hasan Dağının eteğinde, bir demet taze sarımsaktır Samandağı’nın yamaçlarında belki, kim bilir?

Köprüçay’da bir ağız sütüdür belki beklenen. Bir sevda masalına gebedir bir ihtimal Çukurova’nın düzleri. Kayseri Ovası’nda bir külek manda yoğurdu, Muş yaylasında ot kokulu bir peynir. Akseki dağlarında mantar bekler meşe çırpısıyla harlanan ocaklar…

Dağ evinin 500 yıllık ardıç tahtalarına boynuz saplı bıçaklarla sevdiğinin adını kazıyordur şimdi Serikli bıçkın bir Yörük delikanlısı. Cemre düşünce bir kez havaya, bu topraklarda insanın içi bir hoş olur velhasıl…

Daha bir deli akar damarındaki kanı. Daha bir umuda keser durduk yerde, kızıl kıyamet olsa bile devran. Nice savaşlardan acılar biriktirmiş, nice hainliklerden umut devşirmiş, kardeşin kardeş kanıyla yuduğu ellerinin arasından sıyrılıp teras teras tohum ekmiştir toprağa.

Nice sultanların kılıcından sıyrılıp yalın yapıldak göçlerlerle dağı taşı yurt bilmiştir. Evlek evlek taşlı tarla, seki seki kuzuluk, yazı yazı ekenekten usanmayıp sabır aşı pişirmiştir.

İnsanı çatlatır bu toprakların sabrı. Çünkü kökü zamanın dibindedir. Çünkü dalları zamanın sonundadır. Çünkü bu coğrafyanın kalbindedir.

İşte Cemre düştü bir kez daha göğün bağrına, sonra suya, sonra toprağa.

Sonra, sonsuzluğa…

*Asya’nın hayvancı ve tarımcı toplumlarında varlığı mitolojik anlatılara kadar geriye giden Cemre, 19-20 Şubat’ta havaya, 26-27 Şubat’ta suya, 5-6 Mart’ta ise toprağa düşer. Arapça ‘kor-ateş’ anlamına gelen Cemre’nin havaya, suya ve toprağa düşmesinin ardından havalar ısınır ve bahar gelir. Eski doğa takviminde bir iklim olayı olan Cemre’nin düşmesi, Türk halk kültüründe değişik inanç ve geleneklere konu olmuştur. Ancak en önemlisi Cemre, tüm Anadolu’da zorlu geçen kara kışın ardından gelen baharın yarattığı yaşama sevincinin adıdır…

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir