

“FAİZ EMEKLİYİ YEDİ BİTİRDİ”
Önceki yazımızda içinde bulunduğumuz yılın altı aylık bütçe realizasyonuna baktığımızda emeğe ve emekliye ayrılan payla tefeciye, faize ayrılan pay üzerinde durmuş, hükümetin faizciye alabildiğine müşfik davrandığını, emeğe ve emekliye ise çok acımasız, adeta gaddar bir tutum takındığını, yükü tamamen emek ve emekliye yüklediğinin altını çizmiştik.

Bu yazımızda konuyu sürdürüyoruz.
Faizin emekliyi nasıl yiyip bitirdiğini göreceğiz.
Burada denecek ki, bir yılın üstelik ilk yarısının verileri yanıltıcı olabilir.
Burada gidişat önemlidir.
Eğilim, akış belirleyicidir.
Genel Seçimlerden bu yana siyasi otorite tercihini yapmıştır.
Ekonominin dizginlerini Şimşek’in ellerine verirken Cumhurbaşkanı -üstelik faizin, enflasyonun nedeni olduğu anlayışına sahipken- “biz kabullendik durumu” diye açıklamada bulunmuştu. O gün bu gündür de “sıkılaştırma” programı adı altında “yüksek faiz, düşük kur uygulaması”yla Neoliberal bir politik yola girilmiştir. 2021 yılından bu yana bütçe harcamalarında faizin ve sosyal güvenliğin payları arasında astronomik bir ters orantı oluşmuştur.
2021’de bütçe harcamaları içinde faizin payı yüzde 11,3’tür.
Sosyal güvenliğin payı ise yüzde 12 olmuştur.
4 yıl sonra 2025 yılında faiz yüzde 14’e fırlarken,
Sosyal güvenlik yüzde 10,5’e gerilemiştir.
Faizin payı 4 yılda yüzde 24 artış kaydetti,
Sosyal güvenlik ise yüzde 12 azalış gösterdi.
İçinde bulunduğumuz yıla gelince makas daha da açıldı.
Faizin payı yüzde 16,8’e çıkarken,
Sosyal güvenliğin payı yüzde 8,3 gibi komik bir rakama geriledi.
Oran görüldüğü gibi 2,02’ye tırmanmıştır.
Kısacası faiz ödemeleri, sosyal güvenlik harcamalarından iki katından fazla artmıştır.

Bu AK Parti iktidarının siyasi ve sınıfsal bir tercihidir.
Ekonomik buhranın tüm yükünü jeopolitik riskleri öne sürerek halkın sırtına yüklemektir.
Şimdi burada halk dalkavukluğu filan yapılmamaktadır.
-120.000 lirayı aşmış yoksulluk sınırını aklımıza getirmiyoruz bile-
Eğer açlık sınırı 37.000 liraya dayanmışsa,
33.000’i çıkarılmış en düşük emekli aylığının,
Hele hele 28.000 lirada çakılıp kalmış asgari ücretlinin aç mı tok mu olduğunu tartışmak önemli ve yakıcı bir toplumsal yaradır.
EMEKLİ SAYISIYLA EMEKLİNİN ALDIĞI PAY ARASINDAKİ TERS ORANTI
2021 yılında emekli sayısı 12 milyon 800 bindir.
2026’ya gelindiğinde siyasi iktidarın,
-vatan, millet çıkarı için değil, siyasi parti çıkarı için-
İktidarda kalabilmek amacıyla aldığı bir sosyal güvenlik kararıyla,
Emekli sayısı yüzde 27 oranında bir artışla 16 milyon 300 bine tırmandı.
Ancak aynı dönemde yukarıda değindiğimiz gibi sosyal güvenliğin payı yüzde 31 azaldı.
Emeklinin maaşı yıllar içinde güneşte kalmış kar topu gibi eriyor.
Ana akım medyada neden olarak gösterilenlerin hepsi de hurafedir:
Aynı bütçede faize giden para astronomik rekorda.
İşin sırrı ve püf noktası tam da buradadır.
Emekli maaşındaki kritik nokta bu ters orantıda yatmaktadır.
Emeklinin 2021’deki konumunu iade için bütçe içindeki payının yüzde 15’e çıkarılması zorunludur. Bunun da yolu siyasi iktidarın İMF programından vazgeçmesi, faizin astronomik payının dibe kadar düşürülmesini gerektirir.
Burada asıl çarpıcı olan ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor: emekli başına 2021 düzeyini korumak için gereken yüzde 15,2’lik pay, bugün faiz ödemelerine giden yüzde yaklaşık yüzde 17’lik payın hâlâ altındadır. Yani emeklinin beş yıl önceki göreli konumunu geri vermek, bütçede olağanüstü bir kaynak arayışını değil, tek bir kalemin — faizin — bugün aldığı payın biraz altında bir tutarı sosyal güvenliğe yönlendirmeyi gerektiriyor.
Kısaca emeklinin yoksulluğu bir kaynak yokluğu sorunu değil, AKP hükümetinin bir siyasal kaynak dağıtımı tercihidir.
DEVAM EDECEK



