Karabağ zaferinin stratejisi ve arka planı

Fotoğraf: AA

Azerbaycan, kurtuluş savaşını önemli bir zaferle taçlandırdı. Senelerce süren savaş sonunda kaybettiği ve neredeyse 30 senedir işgal altında bulunan toprakları 1,5 ay gibi kısa bir sürede geri aldı.

Ve sonuç olarak da bu durum, ihtilafın tarafları ve muhatapları tarafından kabul edildi ve kayıt altına alındı.

Kuşkusuz bu başarıda en büyük ve esas pay, Bakû yönetiminin, Azerbaycan Ordusu’nun ve Türk milletinin de bir parçası olan Azerbaycan Türklerinin.

Ancak bu zaferde iç dinamiklerin dışında iki dış etmen de önemli rol oynadı.

Türkiye’nin desteği

Bunlardan birincisi, Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği. Türkiye-Azerbaycan arasındaki askeri ilişkiler eskiye dayanıyor.

Ama bu son çatışmaların başlamasından kısa bir süre önce ağustos ayında iki ülkenin gerçekleştirdiği TurAz Kartalı tatbikatının özellikle altı çizilmeli.

Bu tatbikatın, Azerbaycan’ın son kurtuluş savaşına bir hazırlık olduğu açık.

Bunun yanında Türkiye’nin askeri teknoloji alanındaki desteği de unutulmamalı. Türk SİHA’larının savaştaki etkisi yadsınamaz.

Tabii Ankara’nın diplomasi alanındaki ağırlığı da zafere giden yolda önemli bir unsurdu. Türk-Rus ilişkilerinin son dönemde yaşadığı gelişme, Karabağ sorununda da dengeleri Azerbaycan lehine çevirdi.

Türkiye’nin manevi desteği ve her daim askeri yardıma hazır durumda bulunması da Azerbaycan’a güven verdi.

Rusya’nın rolü

İkinci önemli dış etmen ise Rusya’nın tutumuydu. Rusya, aslında hiçbir şey yapmayarak Azerbaycan’a destek oldu.

Azerbaycan-Ermenistan sınır çatışmaları ve Karabağ sorunu

Karabağ meselesi bağlamında Moskova-Erivan ve Moskova-Bakü ilişkilerinin nereden nereye geldiğini temmuz ayındaki son Tovuz çatışmalarının hemen ardından yazmıştık.

Kremlin’in Paşinyan iktidarıyla tam anlamıyla bozulan ilişkileri, Bakü’yle Moskova’nın jeopolitik çıkarlarının Güney Kafkasya’da örtüşmesine neden oldu.

Diğer taraftan Rusya’nın güneyinde devamlı istikrarsızlık yaratan ve çözülmesi gereken bir sorun da bulunuyordu.

Haliyle Karabağ konusunda adalet yerini bulmadığı sürece ekonomisiyle ve ordusuyla güçlenen Azerbaycan bu durumu kabullenmeyecekti.

Diğer yandan sorunun çözümsüz kalması, Batı güdümlü Paşinyan iktidarının da düzenli saldırgan çıkışlar yapmasını cesaretlendiriyordu.

Savaş sona erdi, şimdi daha rahat yazabiliriz. Bilgi olarak değil, ama ciddi emarelerin desteklediği bir kanı olarak ifade edebiliriz ki, bugüne kadar gelen süreç, önceden Bakû ve Moskova arasındaki mutabakatın bir sonucudur.

Azerbaycan Karabağ’ı alacak, bu süreç Nikol Paşinyan’ın devrilmesine yol açacak, Karabağ sorunu çözülerek Rusya’nın güneyindeki bir istikrarsızlık unsuru tamamen ortadan kalkmış olacak.

Ayrıca Azerbaycan-Rusya ilişkileri de daha üst bir düzeye sıçrayacak. Moskova-Bakû hattının bir yerinde Ankara’nın da bulunmaması olası değil.

Moskova’dan mesajlar

Gerçekten de savaşın ilerleyişi buna uygun oldu. Azerbaycan Orduları ilerledi, Paşinyan neredeyse her gün Putin’i aradı, hatta Putin’in telefonlara çıkmadığı Rus devlet kanalından gösterildi, Erivan’ın her türlü yardım talebi reddedildi.

Moskova’nın tavrı, çok açık bir şekilde “oh olsun size” şeklindeydi.

Aslında savaşın başında Rusya’dan hepsinden önce ilk mesaj, hiç beklenmedik bir yerden, özel güvenlik şirketi Wagner’in sahibi olduğu iddia edilen etkili Rus işadamı Yevgeniy Prigojin’den gelmişti.

Prigojin, yaptığı açıklamada Paşinyan’ın iktidara gelmesiyle, çok yüksek sayıda Amerikan NGO’sunun (sivil toplum kuruluşu) Ermenistan’da boy gösterdiğine dikkat çekmiş ve “Türkler Ermenistan sınırını geçmediği takdirde hukuki olarak Karabağ çatışmasına müdahil olma hakkına tam anlamıyla sahip” demişti.

Ağırlığı olan Rus işadamı, sözlerini şu şekilde sonlandırmıştı:

Ben, şu an Erdoğan’ı ciddi şekilde eleştirecek bir neden olduğunu düşünmüyorum. Zira saldırgan bir tutum olarak gözükmüyor, ne yapıyorsa halkının milli çıkarları dâhilinde yapıyor. O halde tam hakka sahip demektir.

“Ne yazık ki Ermenistan toprağı değil!”

Belirtelim, Ermenistan, içinde Rusya, Beyaz Rusya, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın bulunduğu Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) üyesidir.

Bu ülkelerden biri saldırıya uğradığı takdirde diğer ülkelerin askeri yardım yükümlülüğü var. Başta Putin olmak üzere Rus yetkililer, düzenli olarak çatışmaların yaşandığı bölgelerin Ermenistan toprağı olmadığını, dolayısıyla bir yardım yükümlülüklerinin bulunmadığını ifade ettiler. Hatta kimi zaman oldukça alaycı bir tonda.

Ayrıca KGAÖ tarafından yapılan açıklamada Azerbaycan’ın Ermenistan topraklarına yönelik saldırgan bir amacının bulunmadığı ifade edildi.

Rusya, en fazla Gümrü’deki üssünden göstermelik olarak Azerbaycan-Ermenistan sınırına bir takım askeri güçler gönderdi.

Türkiye’de “Rusya, Azerbaycan’ın önüne set çekiyor” diyen cahiller çıkmadı değil. Bu hareketin hiçbir anlamı yoktu, hatta Ermenistan yönetimiyle dalga geçmek gibiydi.

“Azerbaycan Ordusu buraya kadar gelsin, Karabağ dâhil bütün işgal edilmiş toprakları alsın, ama eğer üstüne de Ermenistan’ı işgal etmeye kalkarsa, izin vermeyiz” demekti.

Azerbaycan’ın Ermenistan’a saldırmayacağı ise açıktı.

Erivan, savaşın ilk dönemlerinde Rus askeri güçlerini Karabağ’a barış gücü olarak da çağırdı. Kremlin, “Orası Azerbaycan toprağı, onlar izin vermeden gelemeyiz” açıklamasını yaptı.

İş, Azerbaycan Ordusu’nun sahadaki başarısına kalmıştı

Kısacası Ermenistan dımdızlak ortada kaldı. Rusya’dan umduğunu bulamadı. ABD, seçimleriyle meşguldü; seçimler olmasa okyanus ötesinden ne yapabilirdi?

Fransa ise daha kendi içindeki pandemi tehlikesini bile aşamamıştı. Dolayısıyla Batı’nın “desteği”, sahada hiçbir işe yaramadı.

Dolayısıyla bu zafer, Rusya’ya rağmen değil, Rusya’nın da oluruyla kazanıldı. Bu kanı değil, bu bilgi. Moskova, Karabağ’ın Azerbaycan tarafından geri alınmasını kesin olarak kabul etmişti.

İş, sadece Azerbaycan Ordusu’nun sahadaki başarısına kalmıştı.

Görev, yerine getirildi.

Bu zaferde Ermenistan’ın çıkartması, Azerbaycan’dan da çıkartılması gereken önemli dersler var.

Aliyevlerin devlet tecrübesi

Azerbaycan’la başlayalım. Bakû, sadece askeri alanda değil, diplomasi ve strateji konusunda da ders verdi. Rusya’yı ve İran’ı kendi tarafına çekme ve hatta onları işbirliğine dâhil etme çizgisini izledi.

Türkiye’de sırtında yumurta küfesi taşımayan bazı kesimler gibi başkalarının hesabına ve nesnel sebeplerden de kaynaklanmayan Rusya ve İran düşmanlığı yapmadı ve buna asla prim vermedi.

Zaferin mimarlarından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in konuşmalarına ve yaklaşımlarına bakın. Zaten aile olarak ciddi bir devlet tecrübesinden geliyorlar.

Azerbaycan, genç bir devlet ama Aliyevler çok daha uzun devlet yönetiminde bulunmuş insanlar.

Baba Aliyev, Sovyet Politbürosu üyesiydi. Dünyanın iki süper gücünden birinin önde gelen birkaç ismi arasındaydı. Hatta bugün hala Rusya’da “Gorbaçov yerine Haydar Aliyev başa geçseydi, SSCB dağılmazdı” diyenler var.

Bunun ne kadar gerçekçi olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu ama açık olan şu ki, Aliyevler bölgeyi, güç dengelerini bilen ve Azerbaycan’ın yaşından daha uzun yönetim deneyimine sahip gerçekçi devlet adamlarıdır.

Bakû’ye zafer getiren strateji

İlham Aliyev, jeopolitik konumlanmasını da bu stratejiye göre belirledi. Karşısındaki gücün sadece Ermenistan olmadığını, “Soros’un uşaklarıyla” savaştıklarını birçok kez ilan etti.

İlham Aliyev, Karabağ ayrılıkçılarının Batı’nın hesabına SSCB’nin dağılmasına yol açan fitili ateşlediklerini anlattı. Aliyev, bu çizgiyle Rusya’yı kazandı, Ermenistan’ı Batı’nın kucağında bırakarak izole etti.

Buna bağlı olarak Bakû, Ermenistan’ın KGAÖ’yü yanına çekmek amacıyla giriştiği provokasyonlara da gelmedi.

Aliyev yönetimi, sivil yerleşim yerlerine işgal edilmiş topraklardan değil, doğrudan Ermenistan üzerinden yapılan roket saldırılarıyla kendisine kurulan tuzağa düşmedi.

Erivan, savaş alanını genişletip Azerbaycan’ı Ermenistan topraklarına çekmeye çalıştı. Amacı, Bakû’yü üzerine saldırtıp KGAÖ’yü çatışmaya dâhil etmekti. Boşa çıkartıldı.

Bakû, 9 Kasım günü ateşkes imzalanmadan 3-5 saat önce Rus helikopterinin düşürülmesi olayını da ustaca atlatmayı bildi.

Helikopteri düşürdüğünü hemen kabul etti, yanlışlıkla olduğunu söyleyip özür diledi, zararı karşılamaya hazır olduğunu açıkladı. Soruşturma başlatıldı ve suçluların cezalandırılacağı güvencesi Moskova’ya verildi.

Rus Dışişleri, Bakû’nün bu tavrını olumlu gördüklerini söyleyerek yanıt verdi ve süreç hiçbir şekilde bozulmadan ilerledi.

(Burada bir not düşelim, ateşkes konusu ve şartları helikopter düşmeden önce gündemdeydi ve konuşulmuştu. Dolayısıyla ateşkesin helikopter olayıyla bir bağı bulunmamaktadır.)

Elçibey döneminden dersler

Aliyev, İran konusunda Rusya’yla ilişkiler de olduğu gibi aynı mantıkla hareket etti.

Bunun muhasebesi yapılmak zorunda, sevmek saygı duymak ayrı, ama Elçibey döneminin “Güney Azerbaycan’la birleşme” söylemleri İran’ı Ermenistan’ın yanına itmişti.

O zaman bırakalım İran’dan Güney Azerbaycan’ı koparabilmeyi, üstüne de Karabağ ve birçok toprak kaybedildi. Aliyev’in bütün bunlardan ders çıkardığı çok açık.

Dolayısıyla Türkiye’deki bazı çevrelerin Rusya ve İran düşmanlığının muzaffer Azerbaycan’da beş kuruş etmediğini bilmek gerek.

Bunlar Azerbaycan’dan çıkarmamız gereken dersler. Dediğimiz gibi bir de Ermenistan’ın bu yaşananlardan çıkarması gereken dersler var.

Ermenistan’ın çıkarması gereken dersler

Emperyalist planlara alet olarak bölge ülkelerine karşı her türlü girişim hüsranla sonuçlanıyor. Taşnak Ermenistanı tam 100 yıl önce bu tecrübeyi yaşamıştı.

İngilizlerin Kafkas Seddi projesinin en önemli unsuruydu ve Türkiye’nin, Sovyet Rusya’nın ve Azerbaycan’ın varlığını tehdit etmiş, saldırgan ve şoven bir çizgi izlemişti.

Sonuç olarak bu üç ülkenin ortak askeri ve siyasi iradesiyle, tesadüf mü bilinmez, Eylül 1920’de başlayıp kasım ayında biten eşgüdümlü operasyonlarla varlığı sona ermişti.

Ne yazık ki Paşinyan iktidarı, Ermenistan halkına aynı tecrübeyi tekrardan yaşattı. Batı’nın kışkırtması sonucunda girişilen bu macera, Ermeni halkının da büyük zarar görmesine yol açtı.

Ermenistan’ın barış, huzur ve ekonomik kalkınma için Türkiye ve Azerbaycan’la iyi ilişkiler kurmak dışında bir seçeneği yok.

Erivan, artık komşularının egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermek ve başkalarının hesabına saldırgan siyasetler izlemekten vazgeçmek zorunda.

Gerçekten önemli, Ermenistan Ordusu’nun direnememesinin önemli bir sebebi de çok sayıda firarın yaşanması.

Savaş sırasında bunların videoları basına yansımıştı, ateşkesin imzalanmasının ardından Paşinyan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı konuşmada da bunu kabul etti.

Ermeniler, kendi toprakları için savaşmıyorlardı, anne-babalar evlatlarını işgali savunmaya gönderiyordu. Azerbaycan Türkleri haklı bir savaş verirken, Ermeniler haksız savaşın neferleri oldular.

Bunun savaşma ruhuna yansımaması imkânsızdı. Vatanını savunanların coşku ve iradesi karşısında işgal siyasetinin firarileri vardı.

Dolayısıyla halkın vatanı için değil, “Soros”un hesabına savaşmamak istememesi gayet doğaldı. Bu türden açıklamalar Ermeni savaş esirlerinden de geldi. Çok sayıda Azerbaycan güçlerine teslim olanlar vardı.

İlginçtir; yukarıda ifade ettiğimiz gibi Aliyev, Paşinyan’ı “Soros uşağı” olarak tanımlamıştı, imzalanan ateşkesin ardından sokağa dökülen ve hatta parlamentoyu basan göstericiler, ertesi gün Soros Vakfı’nın ofisini de yerle bir ettiler.

Evet, Paşinyan gidecek! Artık yerine 100 yıllık bu tecrübeden ders çıkartacak bir iktidarın oluşmasını umuyoruz.

Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü garanti altında

Ateşkes, anlaşmasına gelecek olursak… Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün tam olarak tesis edilmesini öngörüyor.

Zaten başka türlüsüne Aliyev’in imza atması mümkün değildi. Hala işgal altında bulunan rayonların boşaltılması söz konusu.

Karabağ’ın yerli Ermeni nüfusu ise kalacak. Aliyev, zaten daha savaşın başında dahi onların kendi vatandaşları olduklarını söylemişti.

Hatta Karabağ ile Ermenistan arasında insani koridor açmaya da hazır olduklarını belirtmişti. Bunlar zaten aylar öncesinden Aliyev’in önerileriydi.

Ufak bir not: Karabağ’ın Ermenistan’la kara sınırı yok. Arada Kelbecer ve Laçin var. Onlar da işgal altındaydı, şimdi boşaltılacak. Karabağ’ın Ermeni nüfusuyla Ermenistan’ın insani bağının kopmaması için bir koridor açılacak. Ancak bu koridor Şuşa’ya kadar uzamayacak, sadece Hankendi’ye kadar gelecek. Bu koridorun güvenliğini de Rus askeri güçleri sağlayacak.

“Turan Koridoru”

Buna mukabil Nahçıvan’la Azerbaycan arasında da bir koridor açılıyor. Yani artık Türkiye, Bakû’yle kara komşusu oluyor. Azerbaycan’da bu koridora şimdiden “Turan Koridoru” denmeye başlandı.

Karabağ’a Azerbaycan Türkü kaçkınlar da dönecek. Ata toprakları, artık yerinden yurdundan edilen binlerce insanı geri bekliyor.

Karabağ’ın statüsüyle ilgili ateşkes metninde bir ifade yok. Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, bu konunun da BM kararlarından ve uluslararası hukukun gereğinden hareketle çözüleceğini ifade etti.

Dolayısıyla hiçbir şekilde Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı olmak dışında herhangi bir statüye sahip olması mümkün değil.

Ortak Gözlem Merkezi

Bunlarla birlikte ateşkes şartlarına uyulduğunun denetlenmesi için Ortak Gözlem Merkezi kurulacak. Türkiye ve Rusya bu Merkez’de birlikte çalışacak.

Bu merkezle ilgili detaylar, daha sonradan Türkiye ve Rusya arasında yapılacak mutabakatla belirlenecek.

Altını çizmek gerekir, bu ateşkes şartlarını içeren bir metin. Bir nevi Ermenistan’ın teslimiyet metni. Süreç artık silahla değil, diplomasiyle ilerleyecek.

Putin, savaşın son günlerinde Türkiye’nin de bu süreçte yer alması gerektiğini ifade etmişti.

Atlantik oyun dışı, Türkiye çözümün tarafı

Ancak kesin olan bir şey var ki, o da Minsk Grubu’nun artık pratikte de devre dışı kaldığı. Sadece Ermenistan değil, Minsk Grubu’nun Rusya dışındaki üyeleri ABD ve Fransa da bu savaşın kaybedenler tarafındadır.

Atlantik kampı, Güney Kafkasya’da ciddi bir darbe almıştır.

Yeni bölgesel bir inisiyatif oluşmuş, Türkiye de bu inisiyatifin bir parçasıdır. Burada kendine güvenmeyen ya da Türkiye’nin de desteğiyle Azerbaycan’ın kazandığı zaferi, zaferimizi küçümsemeye çalışan tavırlar, önümüzdeki süreçte yine umduğunu bulamayacaktır.

Her koşulda Azerbaycan’ın olduğu her yerde Türkiye de vardır, Türkiye bu çözüm sürecinin bir tarafıdır. Masada Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü dışında bir seçenek de bulunmamaktadır.

Not: Karabağ konusunda Türk-Rus inisiyatifi önemli bir başarı sağladı. Libya’da da Ankara-Moskova ilişkilerinin ivme kazandığını görüyoruz.

Köşemizde Libya’da Mayıs 2019’da tutuklanan iki Rus vatandaşının iki ülke arası ilişkilerde kilit rol oynadığını birkaç kez dile getirmiştik.

Rus sosyologlar Maksim Şugaley ve Samer Sueyfan’ın bağlı bulunduğu Rusya Ulusal Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Aleksandr Malkeviç, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a açık bir mektup yazdı ve iki ismin hapishaneden çıkarılarak Türk askeri üssüne götürüldüklerini öne sürdü.

Malkeviç, mektubunda Erdoğan’ın çözüme müdahale ettiğini belirterek teşekkürlerini iletti ve vatanlarına gönderilmeleri için yardım talep etti.

Bu mektuptan kısa bir süre önce Libya’nın Batı Bölgeleri Aşiret ve Şehirlerinin Koordinatörü Şeyh Farac Balak, Rusların Libya’ya gelişini Rus sosyologların Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) kontrolü altındaki bölgede selefi RADA güçleri tarafından tutuklanmasına bağlamıştı.

Açıklamaya göre Rus özel güvenlik şirketleri, Rus sosyologların 2019 Mayısında Trablus’ta tutuklanmasından sonra Hafter güçlerine yardım etmeye başlamıştı.

Şeyh Farac Balak’ın açıklamasının Rusya’nın 2019’un ikinci yarısından itibaren Hafter’e desteğinin artmasının sebeplerinden birini ortaya koyduğu belirtiliyor.

Libya konusunda Türk-Rus görüşmelerinin devam ettiği bu süreçte Rus tutuklularının serbest bırakılmasının iki ülkenin ortak bir dil bulmasında önemli rol oynayacağı kaydediliyor.

Dr. Mehmet Perinçek Independent Türkçe için yazdı

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir