“Ey insanlar ey itler, sizlere bu beyitler” (Basri Gocul)

Yola çıkan ördeğin sonunu yazmıştık geçen hafta.

“Beşerin zıddına hayvan soyu insanlaşıyor

İnsanın şefkati yok, lakin itin şefkati var” dizelerini hatırlatmıştık Faruk Nafiz Çamlıbel’in.

Öyle olmadığını gösterdi itin biri bize iki gün sonrasında onun.

Hükmünü yitirmiş oldu dolayısıyla “İt itin etini yemez”, “İt iti ısırmaz” sözleri bu durumda. Isırdığını da gördük, çiğnediğini de. Dişi köpek idi bunu yapan hem ve hamileydi. Nasıl ruh halidir? Ehline havale etmek lazım onu.  Anne seyretti kenardan. İri yarıydı cani, yardımcıları da vardı yanında. Yapacak bir şeyi yoktu bu durumda. Çocuklar vardı yakınlarında ama korktular onlar da yanaşamadılar yanına. Baktılar başında bir müddet cansız bedenin ayrıldılar daha sonra. Anne kaldı sadece geride. Sabah baktım balkondan, kargalar toplaşmışlar etrafına. Annenin ayrılmasını bekliyorlar yanından.

Görebiliyorduk onları uzaktan. Yedi kardeş sağlıklıydılar hepsi de. İnşaat kalıntılarının altını yurt edinmişlerdi kendilerine.  Anne akşamları gelip buluyordu onları. Yatıyordu yere. Yumuluyorlardı yedisi birden her biri bir memesine. Kuyruk sallayışları vardı ki karın doyururken, seyri zevkini tattırdılar iki haftalığına bize. Bir akşam görünmez oldular birden. Anne dolanıyordu ortalarda sadece. Alıp götürüldüklerini söylediler görenler. Varsın yarıda kalsındı keyfimiz. Günün birinde yuvadan uçacaklardı nasıl olsa. Risk taşıyordu bulundukları yer. Bekleyen tehlikeler vardı onları. Teselli etmiştik kendimizi bunlarla. Sonuncusu ayrı düşmüş diğerlerinden. Kaçmış saklanmış kalıntıların arasına ulaşamamışlar ona.

Dokunayım seveyim istemiştim kaç gün önce annelerinin yokluğunda.  Hamle yapıp iki adım ileri atmışlardı yedisi birden.  Havlamaları birbirine karışmıştı. Ne düşündülerse durup geri dönmüşler kaybettirmişlerdi izlerini daha sonra. Bir ikisini görebiliyordum ancak. Göz hapsinde almışlardı beni. Dünyamızın güzelliklerinden idiler onlar vesselam.

Ne kuyrukları kaldı, ne kulakları, ne de havlamaları. Yok oldular hepsi birden. Anne ayağımıza dolanıyor bizi bulduğu yerde. Çare umuyor belli ki bizden. Ne çare ki yok ona karşı hiçbirimizde o çareden.

Düşününce görebiliyorsun onu. Sadece hayvanlara mahsus değil bu haslet. Gerek ulusal, gerek evrensel ölçekte beşer aleminde karşılığı var bunların. Zalimi, mazlumu, güçlüsü, zayıfı, mağduru, mağruru, koy olayın taraflarının her birini birinin yerine. Durum çıkıyor ortaya.

 “İtine sahip çık” sözünü çok duyardım çocukluğumda. “İti vurmazlar sahibinin hatırı var diye”  sözünü de öyle… Kullanılırdı bunlar bizim yörede. Kimi gerçek için kimi de benzetme… Köpek, keklik aynı evde beslenebilirdi pekâlâ bizde. Zarar vermez dokunmazdı kekliğe evin köpeği. Komşunun kekliğine de öyle. Geçer giderdi kafesin yanından. Yatardı yanında icabında bekçilik yapardı ona. Ona göreydi terbiyesi. Bağlanır,  kontrol altına alınırdı yanlış yaparsa da.   Mesnevide geçen şu dizeleri hatırlar bana bu köpek bahsi ne hikmetse;

 “Türkmen’in oymakta gereken iti

Eksik etmez her konuktan hürmeti

Fakat düşman geçer ise aynı it

Saldırır düşmana hiç vermez geçit”

Dost düşman ayırt edebildikleri yok şimdikilerin, misafire hürmetleri de…

İki keklik getirmişti arkadaşın biri bir tarihte bisküvi kutusu içinde. Hediye etmiş yöre halkından birisi ona Sason’da yedek subay askerlik yaptığı sırada  “Sen anlarsın dilinden” diyerek bırakmıştı bana.  Kalmıştı birkaç gün bende. Kafes arayışı içindeydim. Evin önüne çıkartmıştım onları gün yüzü görsünler ötüşsünler diye. Yemini suyunu da koymuştum önlerine. Aklıma gelmemişti zarar görecekleri hiç. Bizdeki gibi sanmıştım. İçeri girmiştim bir ara.  Çıktığımda çırpındıklarını görmüştüm iki sokak köpeğinin ağızlarında. Kapmış her birisi birisini, çekip çıkartmışlar kutudan. Elimde keser vardı fırlatmıştım arkalarından. Atmışlardı yere ama neden sonra. Yavru köpekle bir olmuştu sonları.

Ne o Türkmen kaldı ne de iti. Sokaktan edinmekteler edindiklerini şimdikiler. Başıboş sahipsiz. Kim kimin iti belirsiz.

Üstat Basrı Gocul’un “Oğuzlama” adlı eseri var elimde. Çözmeye çalışıyorum ne diye başa aldığımız o dizeyi dedi diye.

Muhtemeldir ki cevabı içinde. Onu da paylaşmak ümidiyle.

Son not; Sosyal medya paylaşımları vefat ilanı, taziye mesajı sayfalarına dönüşmüş durumda bu günlerde. Allah tez vakitte rahatlık versin ülkemize, milletimize insanlık âlemine.

Kurtarsın bizleri bu dertten bu illetten.

Dış gelişmeler, eğitim,  konuşulacak çok konu var daha.

Sağlık ve afiyet dileği ile.

Ankara Ekim 2020

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir